islam etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
islam etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20 Ocak 2013 Pazar

ramazanda oruç tutmadığını belli etmek / ekşi


âdâb-ı muâşeretimize göre ayıp telakki edilen bir husustur. herhangi bir sebeple oruç tutamayanların oruç tutuyormuş gibi başkalarını kandırmalarına gerek yoktur, ama umumî havaya uyar ve oruçlu olanların yanında yiyip içmezler. eskiden buna gayr-ı müslimler bile dikkat edermiş. ne var ki âdâb-ı muâşeretimizin teşekkül edip yerleştiği zamanlarda insanların oruç tutmamaları istisnai bir hal idi ve bugünki cemiyette aynen tatbik biraz zor.

imdi, oruç tutmayan kimdir, nerededir, oruç tutmadığını ne şekilde belli etmektedir, maksadı nedir diye bir düşünmek lazım. oruç tutmayan bir kişi, müslüman ise ve mazeretsiz orucu terk etmiş ise pekâlâ ayıplanabilir. ama aslolan olumlu yaklaşmaktır. adamın kafasını bozup da iyice oruçtan soğutmaktansa, güzellikle yaklaşmak en iyisidir. oruç tutmayan kişi müslüman değilse, zaten onu oruç tutmadığı için kınamanın bir mânâsı yoktur.

oruç tutmadığını belli etmek ya yiyip içmek suretiyle olur veya o esnada herhangi bir ramazan yasağını delmeksizin başka bir fiille veya sözle belli etmek suretiyle olur. oruç tutması gerektiğine inanmayan kişi, oruç tutmadığını mesela sözlü olarak bildirirse bunda abes bir taraf yoktur. yiyip içmesi hoş değildir, ama gidip ensesinde boza pişirmenin de alemi yoktur. kendi nezaketsizliğidir, kendi imajından başkasına da pek bir zararı dokunmaz.

çoğu kimsenin oruç tutmadığı yerlerde oruç tutmayanların davranışlarında hususi bir itina göstermesi çok mühim olmayabilir. ortamı bozmuş olmaz, hassas davranırsa nezaketi sebebiyle takdir edilir sadece. yaygın olarak oruç tutulan yerlerde çıkıntılık yapmamak haliyle daha fazla önem taşır.

oruç tutmadığını belirli bir kasıt olmaksızın belli etmenin de tuhaf bir tarafı yoktur. oruç tutması gerektiğine inanmayan birinin, oruç tutmadığını saklamaya çalışması mânâsız olacaktır. oruç tutanlara inat olsun diye davul çalarak oruç tutmadığını belli etmek öküzlüktür, ama bunlara da kaba davranmak yanlıştır. yaygın olarak oruç tutulan ve oruç tutanlarla tutmayanların bir arada yaşamasına alışık olunmayan yerlerde konu ile ilgili bir kültür gelişmemiş olabileceğinden insanlar abartılı hareketlerde bulunabilirler, hatalıdır, abartıldığı kadar da yaygın değildir.

bu arada hiç oruç tutmamış kişiler için not: oruçlu birinin önünde yiyip içmemek hususu onun nefsini zora sokmamakla çok ilgili değil, daha çok manevi havayı bozmakla ilgili. çoğu zaman birinin yanında yiyip içmesi oruçluyu pek etkilemez. hele kısa kış günlerinde insanlar oruç tuttuklarını bile fark etmeden iftar vakti gelmektedir. ancak ağır sigara tiryakilerinin yanında sigara içmeseniz iyi olur.

islam alimleri / ihl


" 'islam alimi' denilen adamlar bu alimliklerini nereden almışlardır" sualine cevap vermek gerekirse, alimliklerini ilmlerinden, bilgilerinden, konuya olan vukuflarından aldıkları söylenebilir.

din herkese hitap eder. ancak insanlar onu, bilgileri nisbetinde anlarlar. bu durumda daha fazla bilenin, daha iyi anlayanın diğerlerine rehberlik etmesinden daha tabii bir şey yoktur. islam'da ilm rütbesi, bütün rütbelerin üzerinde kabul edilmiş ve alimin uykusunun, cahilin ibadetinden üstün olduğu belirtilmiştir. aslında cümlenin malumu olması gerektiği halde, sıklıkla es geçildiği üzre, dinle ilgili ayrıntılarda, başkaları tarafından kaale alınması gereken, hatta kişisel olarak uygulamaya esas alınabilecek bir yorum yapabilmek için şart olan asgari bilgi ayet ve hadis verilerine hakim olmak, arap dili ve belagatine dair vukuf sahibi bulunmaktır. sözünüzü başkalarının sözünden üstün kılan, bahsettiğiniz konuyu, onlardan iyi biliyor olmanızdır. bu durumda az bilenin, bilmeyenin, bileni izlemesi erdem olur. yetki insanlara kapalı değildir, isteyen öğrenir, anlar, konuşur, dinlenir, izlenebilir. elbette, insanların bilmeyi başkalarına bırakıp birilerinin peşine takılması tercih ve tavsiye olunacak bir durum değildir. en azından kimin peşine takılmanız gerektiğini kestirebilecek kadar bir şeyler öğrenmenizde fayda vardır. taklit ne kadar meşru da olsa, muteber olan tahkiktir. her sözüne "islam alimlerine göre" diye başlayan, ama hangi alimlerin sözkonusu olduğuna dair bir fikri bulunmayan; "muteber kitaplara göre" derken, hangi kitapları kastettiğini kendisi bile bilmeyen müslüman tipi, islam camiası için nâkısa sayılacak bir tiptir. buna mukabil, islam alimlerinin yorumlarını eleştirebilmek için de, aynı şekilde bir şeyler bilmek icap eder. sizin bir şey bilmeden konuşabilme cür'etini gösterebilmeniz, islam alimlerini "hz. bilmemkim" yapmaz.

altı üstü sekiz-on kitaptan meydana gelen tolkien külliyatından bir cilt bile okuma zahmetine katlanmaksızın, işkembe kaynağına dayanarak, "tom bombadil ne ayaktı" gibi bir suali cevaplama gayretkeşliğine düşen birine gülmez misiniz? helluriler götürse sizi de kurtulsak...
(sirkencubin, 27.01.2005 14:09)

"o zaman, bu zaman" gibi argümanlarla ıskartaya çıkarılmaya çalışılmaları komik olan alimlerdir. insanlığın devamlı ilerlemesi, tarihin yükselen lineer bir grafik çizmesi gibi inançları bir yana bırakalım, ama bu tür inançlara dayanarak islamî îlimlerin de muhtevasının değişeceğini, veri miktarında geometrik artış olacağını düşünmek bu işten bir şey anlamadığını göstermenin kısa yoludur. bu ilimlerin temel kaynakları bellidir, değişmez. kaynakları incelemenin yeni yollarını bulsanız, değişen şartlara göre yorumların çeşitlerini arttırsanız bile, belirli sınırları aşmanız sözkonusu değildir. yani "ya biz eskiden güneşin dünyanın etrafında döndüğünü düşünüyorduk, ama yeni incelemeler dünyanın güneşin etrafında döndüğünü gösteriyor" diyebildiğiniz gibi, mesela "ya biz eskiden hz. ibrahim'i peygamber biliyorduk, aslında nemrut peygambermiş" gibi bir neticeye varabilme ihtimaliniz bulunmamaktadır. zamanın değişmesiyle hükümler değişir, ancak bunlar aynı esasları farklı toplum şartlarında uygulayabilmekle ilgili değişmelerdir. misal vermek gerekirse, riba yasaksa yasaktır. hiçbir gelişme size bunu serbest kılma imkanı vermez. bugün dünyanın düzeni bu diyemezsiniz. hareket serbestliğiniz, mesela enflasyonun altında kalan faizin riba sayılıp sayılmayacağına karar vermekle sınırlı kalır. dönemin ilimleri, büyük oranda bugünün de ilimleridir. bu kişiler de hâlâ alimdir.

bu kişileri kayıtsız şartsız haklı merciler sayan da yoktur. ("koşulsuz şartsız alim say"mak konusuna küçük bir ek yapmak gerek, birinin ilminin geçerliliğini yitirip yitirmemesi başka şey, onu alim saymaya devam edip etmemek başka bir şey. bilgilerinin modası hem de defalarca geçti, ama hipokrat'ı da, ibni sina'yı da hâlâ alim sayıyoruz.) kayıtsız şartsız sözü doğru sayılan kişiler sadece peygamberlerdir. hatta vahiy konusu olmayan sahalarda, peygamber sözünün kabul edilip edilmeyeceği bile tartışma konusudur. (bkz: nebevi tıp) daha önce de yazdığımız gibi, islam alimleri de eleştirilebilir ve eleştirmenin şartı da konuyu bilmektir. kaynaklara bizden çok daha yakın yaşayan insanlarla bilgi yarıştıracak kadar öğrenmek kolay değil, işin esaslarını bu kişilerden iyi biliyor olmanız için, cidden sıkı çalışmanız gerek. pratikte onlardan daha iyi bilebileceğiniz tek şey, içinde yaşadığınız çağın özel şartlarıdır. dolayısıyla esasta yapmanız gereken, hükümleri bugüne uygulamaktır. hükümleri bugüne göre değiştirmek değil ama...

"kafası çalışmak" ve "komik, mantıksız, saçma sapan adamlar" hakkındaki indî yorumlar sâdır oldukları şahıslardan başkasını bağlamaz. işine geldiği gibi hareket etmek konusuna gelince, konuyu öğrenmek yerine, bilenlere laf atmak daha iyi bir örnek galiba. sözünüzde ciddiyseniz geçen bin yılın islam ilimlerinde ne gibi değişmeler getirdiğini ana hatlarıyla izah edin de, haberdar olalım.
(sirkencubin, 29.01.2005 22:08 ~ 22:10)

(sirkencubin 01/11/2011 21:27)

kur'an kursu / ekşi


dua ezberlemek gibi gerekli* bir işin yapılabildiği yerlerden bir tanesi. ortaokul din derslerinden farklı olarak dualar orijinal yazıları ile öğretildiği için daha doğru okunur. ortaokul derslerinden bir farkı da eğitimcilerin genellikle eğitim konusunda eğitilmemiş olmalarından dolayı öğrenme işinin daha zor olabilmesidir.

* duaları ezberlemeden okuyabilmek biraz zor bir iştir haliyle. eğer dua okuyanlar denyo diyorsanız, cevap hakkımı kullanarak aynen iade etmek isterim bu değerlendirmenizi.
(sirkencubin, 10.02.2004 11:11)

eleştirilirken yapıcı olmaya çalışılmayan yerlerden biri. duaların anlamını bilmek elbette ki önemlidir, iyidir, güzeldir. verilmiyorsa, bu kur'an kurslarının eksik bir tarafıdır. ancak duanın ne dediğini bilmeden okumanin hiç bir anlamı olmadığı da sadece kişisel bir düşüncedir. akı karayı ayırmadan insanlara hakaret edebilmek için yeterli sebep değildir.
(sirkencubin, 10.02.2004 12:05)

ifadeler netleştirildikçe itham ve bühtana maruz kalma ihtimali azalacak yerlerdir. netekim "dua ezberlemek gibi denyo ötesi bir oluşumun dayatıldığı" yerler ibaresi ile "'dua okuyanlar' ile 'duaların anlamını bilmeden, ezberleyip okuyanlar' arasında pek nüans sayılamayacak bir fark" olduğu ifadesi arasında da ciddi bir fark vardır. ilkinde herhangi bir ayırım gözetilmeksizin dua ezberlemek fiilini işleyenler zikredilmektedir. hedeflenen, dua okuyan herkes olmayabilir, ama bu nokta belirtilmezse başka türlü anlaşılır, müneccim değiliz neticede. akla karayı ayırma işi tepki çekmeden önce yapılmış olsaydı, zaten mesele olmayacaktı, zira her türlü kişisel fikri kaale alıp cevap yetiştirmek mecburiyeti hissetmemekteyiz. madem hakaret etmiyorsunuz, en azından etmediğinizi düşünüyorsunuz, konuyu kapanmış saymak yanlış olmayacaktır.

bu arada, bu ülkede kafası çalışmayan herkes birilerini taşlasaydı, ne o cenahtan ne bu cenahtan salça olmamış kimse kalırdı. ayrıca cami avlusunda taşlanan birini işitmedim hiç, ama "özgür" düşünceleri yüzünden taşlanmaktan korktuklarını ifade edenlerin, bir yandan da her türlü kitle iletişim aracını kullanarak onlardan farklı şeylere "inananları" sözle, yazıyla, çizgiyle ve benzeri yollarla "taşlamaya" devam ettiklerini de hep beraber görüyoruz. neyse ki ülkedeki herkes sadece karşısındakilerin hatalarını görenlerden ibaret değil. dua kitaplarını ya da doktrin kitaplarını anlamadan ezberleyenlerin dışında da bir takım insanlar yaşıyor, şükür. belki de hâlâ batamayışımız bundandır.
(sirkencubin, 10.02.2004 13:41)


yandan cevap diye bir şeyden bahsetmişlerdi bize, tam aynı değil belki, ama yandan tartışma diye bir şey bulunduğunu farz edebiliriz. saded sahasına tam girmeden etrafında raks etmek, arada adım atıp geri çekilmek, kıza söyleyip geline dokundurmak, bir konudan bahseder gibi yapıp başka şeylerden dem vurmak tarzında cereyan eden bu tür tartışmaların bir numunesi de kur'an kursları. yahut belki de asla karşı hıncını kafi miktarda dökemeyince, tek tek fer'leri dile dolamak denebilir buna. pek çok numunesi var. şu internet denen naneyle tanıştığımdan beri eksik olmadı. ondan evvel benden ıraktınız, ne mes'udmuşum meğer... bir gün "ahahah oruç tutuyonuz, hasta olcanız, manyak mısınız"; başka bir gün başörtüsü, çarşaf, nevresim, peştemal; sonra "uzayda nereye dönceniz eki eki"; daha sonra kurban bayramı, kur'an kursu... ne bitmez tükenmez derdiniz varmış... 

siz dogma diyorsunuz, biz nass diyoruz, akide diyoruz, itikat diyoruz; evet efendim, inanıyoruz, sorgulamıyoruz, teslim oluyoruz. çocuklarımızı da böyle yetiştiriyoruz, tıpkı sizin çocuklarınızın beynine kendi safsatalarınızı tıkıştırdığınız gibi, tıpkı sosyalleşme sürecinin yaşandığı heryerde, bütün diğer insanların yaptığı gibi... gücünüze gidiyorsa, bu sizin probleminiz. allah ıslah etsin... 

"azgınlık her daim" mi diyorsunuz? `mûtû bi-gayzıküm`

(sirkencubin, 02.10.2007 09:11)

zina ayetleri ve hadislerinden çıkarımlar / ekşi


"her göz zinakardır! bir kadın kokular sürünüp bir topluma uğrasa o şöyle şöyledir yani zinakardır!"
 tirmizi 2786, nesei 5129 ve ebu dâvûd 4173

bununla ilgili bir "koku sürünen kadının zina etmiş sayılması" tartışması çıkmıştı. o vakit şöyle yazmış idik:

A. konuyu bağlamı içinde değerlendirip anlayabilecekler için:

1. zina sayılması tabirindeki zina sözünün literal anlamdaki zina olmadığı açıktır. iki üç satır fıkıh okuyan biri bunu ayrıca açıklamaya gerek olmadan anlayabilir. teknik olarak zina fiilinin vaki olması için cima olması gerekir. teknik olarak zina olmayan bir şey zina olarak anılmışsa, burada zina kelimesinin yorumlanması gerekiyor demektir. zinaya teşvik anlamı taşıdığı kastedilmiş olabilir, ciddiyetine dikkat çekilmek istenmiş olabilir vs.

2. koku sürmek tabirinden ne kastedildiği de yorumlanabilir. en azından zina kelimesi zikredildiğine göre, zina ile ilişkisi olabilecek türde bir koku sürme eylemi kastedilmiş olmalıdır. zina eylemiyle hiçbir alakasının kurulamayacağı bir türde bir koku sürme eylemi tanımlayabiliyorsanız, o eylemin burada bahsedilen esasın haricinde kalacağını söyleyebilirsiniz. farz edin ki biri çıkıp "k. tatlısı yiyenler günahkardır" dedi. bu kişinin bulunduğu yerde k. tatlısını sadece umumhaneden çıkanlar yiyorsa, bu kişinin aslında umumhaneye gidenler günahkardır demek istediği açıktır. başka bir yerde, mesela umumhane kavramının hiç bilinmediği bir yerde bu tatlı evlerde yapılıyorsa, misafirlere ikram ediliyorsa, olay tamamen başka bir bağlamda cereyan ediyorsa, bildirilen hükümle ikinci grubun bir ilgisinin olmayacağı açıktır.

3. neden sadece kadın zikredilmiş denirse, bu da muhtemelen bağlamla ilgili. eğer kadınlar için kurduğunuz koku-zinaya teşvik denklemini erkekler için de kurabiliyorsanız, bu hükme erkeklerin de dahil olacağı açıktır. konu zinanın engellenmesiyse, bu elbette her iki cinsi de ilgilendiriyor. niye erkeklerden bahsedilmiyor o zaman? muhtemelen sözkonusu toplumda kadınların koku kullanması ile erkeklerinki farklı algılanıyordu ya da farklı etki yapıyordu. yahut belki de o an için özellikle kadınlar problem teşkil ediyordu, özel olarak onların uyarılması gereği duyuldu. böyle bir uyarı hiç olmasaydı da, mantık yürüterek böyle olması gerektiğini çıkarabilirdiniz. prensip açık: sivilceni patlatmak istemiyorsan kaşıma. bu sivilce o sivilce değilse, bu kaşımak o kaşımak değilse gerçekten, o zaman da kelimelere takılma. nelerin yasak nelerin serbest olduğunu tek tek, bütün zamanlar ve bütün toplumlar için gerekli ayrıntılarla sayıp dökmek mümkün değil. ipuçları verilir size, kendi durumunuzla ilgili konuları bunlardan çıkarırsınız.

B. iki bitlik bünyeler için:

yok öyle bir şey.

allahu a'lemu bi's-savab.
(sirkencubin 19/10/2011 14:16)

her şeyin insan yararına yaratılmış olduğu fikri / ekşi


güzel bir fikirdir, aksi teze göre kabul edilmesi gerçekten de daha kolay bir fikirdir ve lakin insan kabul etmemeye azmetmiş olunca düz duvara tırmanır, yine de kabul etmez.

masanın üzerinde bir deste iskambil kağıdı duruyordu. bi rüzgar esti (bu kısım vurgulu okunacaktı, özellikle "bi"), bi de ne göriim, şato olmuş, bak şu tesadüfün işine... (bkz: bir ok attım pilav oldu)

konu aslında şu mükemmel düzen veya bu mükemmel düzen konusu değil, ortada bir düzen görüp görmediğiniz. düzen varsa, olup biteni anlamlandırabiliyorsanız, bir düzenleyenin olması da şart. yani tutarlı olmak için iki seçeneğiniz var: ya düzenleyiciyi kabul edeceksiniz veya düzen, anlam gibi kavramları reddedip kaosu varsayacaksınız. mutlak düzenle mutlak düzensizlik arasında bir ara kademe olup olmadığı sorusunu es geçiyorum, brick top'a sordum, cevab veremedi, ben de emin değilim, o sebepten düzenlilik ve düzensizlik şeklinde iki kategori varmış gibi düşünüyorum şimdilik.

günlük hayatımızda eserden müessire intikal ediyoruz, yani "düzenlenmiş" bir şey gördüğümüzde birinin onu düzenlediğini, kendi kendine oluşmadığını düşünüyoruz. iskambil kağıtları, şato planına göre hareket eden bir el olmadan, rastgele etkilerle şatoya dönüşmez. mona liza varsa, leonardo da olmalı, boya tuvale rastgele sıçrarsa anlamlı bir tablo oluşmaz (en yeni moda sanat telakkilerini gözardı ediyoruz), isminizin telaffuz edildiğini duyuyorsanız rüzgarın uğultusu olamaz, biri size sesleniyordur (isminiz wwwwwuuuuuuu falan değilse), uzayın uzak bir noktasından rastgele bir dizi değil de "selam dünyalı biz dostuz, ufo gönderiyoruz, gelin de iki el tavla atalım" şeklinde deşifre edebildiğiniz bir sinyal alıyorsanız, uzaylıların nihayet ortaya çıktığını düşünürsünüz. ancak konu bütün evren olunca iş karışıyor, çok büyük ve çok karmaşık, düzen ve anlam görmek için bakarsanız düzen ve anlam buluyorsunuz, kaos görmek için bakarsanız kaos da görebiliyorsunuz. psikoloji kitaplarındaki resimler gibi, nasıl baktığınıza bağlı olarak yaşlı kadın da olabiliyor, genç kız da. ortada bir vazo da görebiliyorsunuz veya iki yanda iki insan yüzü de görebiliyorsunuz. iki teori de kendine göre mantıklı ve gözlemleriniz teoriye bağımlı, sonuçta kimse bir diğerine bir şey ispat edebilmiş olmuyor.

er bir düzen ve anlam varsa bunun tesadüf olması sağduyu ile çelişiyor. eğer bir düzen ve anlam yoksa, boynuzları, pençeleri ve postu olmayan bir türün çevresine uyum sağlamasını sağlamakla yetinmeyip anlam gibi bir şeyle uğraşan insan aklı evrimin komik bir şakası, evrendeki muhteşem bir bug durumuna düşmüş oluyor.

bir de, islam açısından insan merkezli görüşün varlığı diğer türler için tehdit oluşturmuyor, çünki beraberinde sahip olduğunuz her şeyin size verilmiş bir emanet olduğu ve nasıl kullandığınız konusunda sorumlu olduğunuz yönünde bir görüş daha geliyor.

(sirkencubin, 08.01.2008 15:29)

#422878 - sirkencubin - 30.10.2011 20:25

allah insana kaldıramayacağı yük yüklemez / ekşi


bakara sure-i celilesinin 286. ayetinde geçen "allah bir kimseyi ancak gücünün yettiği şeyle yükümlü kılar..." veya "allah, kimseye gücünün ötesinde bir teklifte bulunmaz..." mealindeki ifade tartışma mevzuu edilmişti.

ayette geçen kelimenin çevirisi "yüklemez" demekten ziyade "mükellef kılmaz" şeklindedir: lâ yükellif'ullahu. her söze kendi algısına göre yeni bir anlam yükleyen allamelerimizin yaptığı tefsirlerin aksine, burada ne "allah kimsenin üstüne on beş tonluk bir kaya kütlesi düşmesine izin vermez" denmektedir, ne de "zalimlere boyun eğin, çevrenizdeki yanlışları düzeltmeye çalışmayın" manası çıkarılabilir. kendi çapımız çerçevesinde basit bir izah denemesinde bulunalım. öncelikle sınav, külli irade, kader, hikmet gibi kavramları aklımızda bulundurmamız gerekiyor. meallerde genellikle sınav olarak karşılanan kelime, metinde, görebildiğim kadarıyla bela kelimesinin türevleri şeklinde geçiyor. bela kelimesinin arapça anlamıyla türkçe anlamı arasında bir kayma var mı bilmiyorum, ama sonuçta türkçedeki anlam, en azından arapça anlamının çağrışım alanı içinde bir yerden kaynaklanıyor olsa gerek. evet, allah sizi sınamaktadır ve nimet vererek şükrünüzü, bela vererek de sabrınızı sınar. bütün hayatı tek bir sınav seansı olarak düşünürseniz, iyi ya da kötü karşılaştığınız her durumu ayrı bir soru olarak değerlendirebilirsiniz. n. soruda karşınıza çıkan kombinasyon üzerinize ayrı bir görev yükler, n+1. soruda karşılaştığınız kombinasyon ayrı bir görev yükler. "soru 98650689470972: açlıktan ölüyordun, elin ayağın kesilmişti, yarım ekmek arası dönerin ilk lokmasını nasıl yuttuğunu anlamadın bile, ikincinin tadını belli belirsiz hissettin, üçüncüde kendine gelmeye başladın. görev 98650689470972: hadi bakalım, şimdi bu nimetin nereden geldiğini hatırla da, can ü gönülden bir elhamdülillah de. soru 98650689470973: bak orda bi kedi var, aç galiba, gözünü dikmiş bakıyor. görev 98650689470973: bir parça da kediye ver. soru 98650689470974: ayranı üstüne döktün. görev 98650689470974: hemen kalaylamaya başlama, sabret." sınav soruları kişiye özel. neyle sınanmanız gerektiğini sizi bir hikmetle yaratan rabbiniz biliyor. külli iradesiyle sizi ve karşılaşacağınız durumları yaratıyor, sonra siz cüzi iradenizle bir takım seçimlerde bulunuyorsunuz, eylemde bulunma iradesi gösteriyorsunuz, bu eylemleri ve sonuçlarını da yaratıyor. soruları da, vereceğiniz cevapları da allah'ın ezelde bilmesine kader deniyor. bu hadiselerin vakti gelince meydana çıkmasına da kaza deniyor. eğer karşılaştığınız soru son soru değilse ölmezsiniz. eğer soru akli dengenizi yitirmenize yol açmışsa, o noktada mükellefiyetiniz kalkar, belki başka insanlar için bir sınav vesilesi olarak varolmaya devam edersiniz. eğer kapasiteniz 10 birimse, karşınıza 11 birim yük içeren bir kombinasyon çıkarıldığında, "neden 11 birim kaldırmadın" diye hesap sorulmaz. o sorunun hikmeti kapasitenizin sınırını görmeniz olabilir, gücünüzü aşan bir sıkıntı karşısındaki tutumunuz sınanmış olabilir. allahu a'lem.

bilmiyor, anlamıyor olabilirsiniz de, bari mütevazı olun biraz. kendi düşünce sisteminiz içinde yarattığınız yalan yanlış bir islam simülasyonu üzerinden müslümanlara laf atıyorsunuz, ama burdan bakınca daha ziyade kuyruğunun peşinde koşan bir kediye benziyorsunuz.
(sirkencubin, 02.04.2008 08:39)

19 Ocak 2013 Cumartesi

erini tatmin etmeyen kadını meleklerin lanetlemesi / ekşi


"hemen her konuda olduğu gibi, hızlı nüfus artışı, baş döndüren değişim, dünyanın bu topraklar dışında kalan kısmıyla ilişkilerin artması, kültürel etkileşimler gibi çevresel faktörler bireyi, bireyin hayatını ve toplumla alışverişini de değiştirmekte, yenilik talep etmektedir" ve "herşey gibi din konusu da yenilik taleplerinden öyle ya da böyle payını alacak, değişime boyun eğmek zorunda kalacaktır" dogmalarıyla çürütülemeyecek önermedir. bunlar bambaşka bir paradigmanın unsuru olan ilerleme kavramının açılımları. bu kavramı benimsemeyen bir paradigma bu soruları cevaplamak zorunda değil. ilerleme diye bir şey yok arkadaşlar, insan tabiatı beş bin yıl önce neyse, hâlâ o, sadece kendimizi ifade ettiğimiz araçlar değişiyor. araçların değişimini yönlendiren zihniyeti benimsemiyorsanız, araçların değişimi tarafından yönlendirilmek yerine, kendi alanınızı üretmenin çözümünü ararsınız.

dinde reform anlayışı dinin temeliyle çelişir, eğer tanrı tarafından size bildirilmiş nassların varlığına inanıyorsanız, tanrı bunları değiştirdiğini bildirmediği sürece aynen uymayı hedeflersiniz. doğruyu keyfinize göre belirler, sonra dini bu keyfi doğrularla ölçer, beğenmediğiniz yerini değiştirseniz, yani tanrı buyrukları olduğuna inandığınız sistem yerine başka bir paradigmayı merkeze alırsanız, din yerine inanç sistemi olarak o paradigmayı kabul etmişsiniz demektir, bu durumda da daha fazla din üzerinde konuşmanızın anlamı kalmaz.

dinin neyi merkeze aldığı konusu ilginizi çekiyorsa, sansasyonel cımbızlamalar yerine, daha kapsamlı çalışmalara başvurmanızı tavsiye ederim. bu metotla körlerin fili anladığından fazlasını anlamanız mümkün değil. mesela gazali'ye göre olayın ana fikri kalp temizliği. bununla ne kastediyor, nasıl gerekçelendiriyor, değişik konulara nasıl uyguluyor, burda açıklamak zor, oturmuş dört bin sayfa yazmış adam. üşenmeyenler için göz atmakta fayda olabilir, fikir beyan ederken neden bahsettiğiniz konusunda daha sağlıklı bir bilginiz olur en azından.
(11.01.2008 16:40)

quranda düzəliş etmək istəyən təbəqə başlığında şerh / öz aramızdı


sofuların işi varmış, onların cevabını beklerken ben kendi cevaplarımı yazayım...

1) müslümanım diyen biri ben sosyalistim demekle dinden çıkmaz. ancak kafasının karışık olduğu anlaşılır. islam deyince ve sosyalizm deyince ne anladığına bakmak lazım, ola ki islam sandığı islam değildir, yahut sosyalizm dediği sosyalizm değildir. diyelim ki islam derken gerçekten islamdan ve sosyalizm derken de sosyalizmden bahsediyor, bu durumda adamın temel dünya görüşüyle uyuşmayan çelişkili bir takım fikirleri benimsediğini söyleriz, dinden çıkmıştır demeyiz. var öyle şaşkınlar, sosyalizmin tesirinde kaldıkları için, islamda bulunan sosyal adaletle ilgili hususları sosyalizm gibi yorumlamaya kalkıyorlar, hz. ebu zerr-i gıfari sosyalistti filan gibi saçma laflar ediyorlar, allah hidayet eylesin deyip geçiyoruz.

diğer taraftan islam ve marksizm arasındaki uzlaşmaz çelişki gözardı edilmemeli. din afyondur görüşünü benimseyen biri nasıl olur da aynı zamanda bir dini benimser? varlığı maddeden ibaret gören ve kültürü, dini, manevi yönü olan her şeyi üretim ilişkilerinin doğurduğu yapay şeyler olarak gören biri, aynı anda bir dine inandığını söylerse çelişkiye düşmez mi? bir insanın aynı anda hem marksist hem de müslüman olma ihtimali, metafiziği aynı anda hem reddetme hem kabul etme ihtimaliyle eşdeğer.

2) elhamdülillah müslümanım diyen birinin müslüman olup olmadığına karar vermek kimseye düşmez. fetva makamı olsaydık, bize şöyle şöyle diyen birinin durumu nedir diye bir soru gelseydi, açıp bakardık, bu kişinin dedikleri kuranda yazanlara ve peygamberin sözlerine ters düşüyor mu, düşmüyor mu... eğer sözkonusu fikirlerin inanç esaslarını açıkça inkar eden fikirler olduğunu görseydik, böyle söyleyen biri dinden çıkar diye bir şey söyleyebilirdik, artık bunu üstüne alıp almamak o kişinin meselesi...

yazdığımız kitaplardan kaçını okudunuz, kaçımızla oturup sohbet ettiniz, kafamızda bir şablon olduğunu ve bunun faşist bir şablon olduğunu nereden biliyorsunuz? ortada bir faşist varsa, sürekli muhatabına saldırı modunda olanlardır, bizi tanımıyorsunuz, kim olduğumuzu bilmiyorsunuz, hayalinizdeki yaratıklara bakıp bize hakaret ediyorsunuz...

3) "velev ki siyasi davanızda başarılı oldunuz, toplumsal ve siyasi hakimiyeti ele geçirdiniz" sözü bizim ülkemizle ilgili dileklerimizi, ümitlerimizi doğru bir şekilde ifade eden bir kurgu değil, kafanızda yarattığınız cehennemden bizi sorumlu tutmayın. vaktimiz olursa, bir ara "medine" kavramı üzerinden bir konu açarız, vizyonumuz hakkında fikir sahibi olursunuz...

islam / öz aramızdı


_ kendisine inanan kişilerin_ dünya görüşü açısından belirleyici özelliği olan bir din. insan hayatını fert, cemiyet ve devlet ölçeğinde düzenleyen ölçüler getirir ve _ bu dine inananlar_; bu ölçülerin, allah tarafından vahiy yoluyla peygambere bildirildiğini kabul ettikleri için, kulların aklına ve iradesine dayanarak değiştirilemeyeceği kanaatindedirler. islam en kısa ifadeyle, dünyayı, dünya hayatını kullanma rehberidir. yiyip içmenizle, aile ilişkilerinizle, kazanmanızla, harcamanızla, mülk edinmenizle ve elinizdekini paylaşmanızla, yönetimle ve başka pek çok hususla alakalı olarak, kuran ayetlerine ve peygamberin söz ve fiillerine dayanan hükümler ihtiva eder. müslüman hayatını, içinde yaşadığı dünyayı bu hükümlere göre düzenler, kendi dünyasını kurmaya çalışır, inancına zıt bir dünya düzenine boyun eğmez. bu din, insanların şubeler halinde yaratıldığını bildirir, bir kavmın diğerinden üstün olmadığını söyler. türk, arap, ermeni veya japon olmanızı engellemez, ama nasıl bir türk, arap, ermeni veya japon olmanız gerektiğini söyler. diğer taraftan sekülarist veya materyalist olmanızı engeller. işin aslı, aynı anda hem müslüman, hem materyalist olmanızı mantık da engeller. aynı anda hem allaha ve ahiret gününe inanmanız, hem de maddenin ötesinde bir gerçek olmadığına, alt yapı-üst yapı gibi zırvalara inanmanız mümkün değildir. dolayısıyla bir müslümanın marksist olamayacağını söylemenin faşizmle falan bir alakası yoktur, işin tabiatı gereğidir bu. elbette gözü dönmüş kişilerin bunu anlamasını beklemiyoruz, dolayısıyla açın okuyun, çamur atmaya başlamadan önce ne hakkında konuştuğunuza dair bir fikir edinin diye bir şey söylemeye gerek yok, cehaletlerinin içinde debelenirken, hem saldırıp hem suçlamaya devam edebilirler. marxı hz. ebubekire, lenini hz. aliye tercih ediyor olabilirsiniz, bu sizin probleminiz, kimse kimseye zorla müslüman ol demiyor. müslümanlar kimi kime tercih edecek, onu da müslümanlara bırakın. beğenmediğiniz ülkücüler, alp er tungaya da, kür şada da, timura da, kızıl teröristlerden de, yardakçıları ve şakşakçılarından da güzel sahip çıkar, kimsenin endişesi olmasın.
24/4/2009

17 Ocak 2013 Perşembe

şeriat / ihl


türkiye'deki kullanılış tarzıyla bir kavramı açıklamak ve aydınlatmak yerine, herkesin kendi algısına göre ayrı bir anlam yüklemesinden ve etrafında gölge boksu yapmasından mütevellit, hatları karıştıran bir kelime.

şimdilik şu kadarını söyleyelim, bir gece genel kurmayından anayasa mahkemesine, halk fırkası mkyk'undan rektörlere, tüsiad'dan iddia edilen ergenekon terör örgütüne kadar bilumum mühim kişiler rüyalarında ak sakallı bir dede görseler ve sabah kalkar kalkmaz şeriatı getirmeye karar verseler bile, şeriat gelmez türkiye'ye. korkmayın (gelmesin diyorsanız; gelsin diyorsanız korkabilirsiniz).
#186884 - sirkencubin  - 14.05.2009   14:35

13 Ocak 2013 Pazar

kur'ân-ı kerîm (2) / ihl


okunması gereken kitaptır. okunup anlaşılması gereken kitaptır. okunup, anlaşılıp tatbik edilmesi gereken kitaptır.

kur'an, kur'andır, meal kur'an değildir, kur'an okumak gerekir. arapça bilmiyorsanız, kur'an okumakla birlikte mealini de okumanız şarttır, anlamazsanız tatbik edemezsiniz.

kur'an okuyan herkes onu anlar, ama herkes aynı derecede anlamaz. bu sebepten kur'an okumak vazifesi, ilmihal, fıkıh, akaid, kelam, hadis, tefsir, siyer ilh. okuma vazifesini kaldırmaz. lakin ilmihal, fıkıh, akaid, kelam, hadis, tefsir, siyer okumak kur'an okumak yerine geçmez, bunları okuyorsanız bile kur'an okumanız gerekir.

arapça bilmiyorsanız, derkenarı mealli veya satır arası mealli bir mushaf alın. meali müstakilen de okuyabilirsiniz, ama tilavet etmeden evvel ne okumak üzere olduğunuza bir göz atmanızda faide vardır. meal okurken de, ayetlerin asıllarına göz atmanızın anlayışınızı arttırdığını göreceksiniz, her mealin başka başka verdiği kelimelerden değil, kur'an kelimelerinden takip edin konuyu.

hatim etmek kur'an'ın hepsini okumak demektir. imkanlar nisbetinde hepsini okumak gerekir. aynı şey meal için de geçerli. hepsini okumak gereken kitaplar, romanlardan ibaret değildir.

kur'an okuma adabı ve okumadan istifade etmekle alakalı hususlar var, bu bahse dair müstakil bir kitap gördüm, ama yazarı maalesef hatırımda değil. imam gazali'nin ihya'sında da hayli tafsilat var, gücünüz yeterse bir göz atın. hatırımda kalan ipuçları: tertîl, huşû, tedebbür...
#700869 - sirkencubin  - 18.09.2009   09:58

12 Ocak 2013 Cumartesi

dua / ihl


dua'nın kabulü ne şekilde olur? buna üç şekilden birinde olabilir diye cevap veriliyor: birincisi dileğinizin yerine getirilmesi. ikincisi bunun yerine başınıza gelebilecek bir kazadan korunmanız gibi başka bir olumlu şekle dönüştürülmesi, sizin için hayırlı olacak başka bir sonuç olarak ortaya çıkması. üçüncüsü ise sevap olarak size dönmesi. duanın kabulü sırasında fizik kurallarının dışında bir şeyler olması beklenmeyen bir şeydir. imkansız değilse bile böyle bir şey kolay kolay görülmez. mucizeler gibi özel ve istisnai durumlar haricinde fizik evrenin kendine has düzeni aynen işlemeye devam eder. bunun dışında olaylara fizik kuralları askıya alınmaksızın dışarıdan müdaheleler de mantıksız değildir. başınıza gelecek kazadan kurtulup kurtulamayacağınız birkaç milisaniyelik bir zamanlama konusu ise, bu zamanı size kaybettirecek ya da kazandıracak bir gelişme yaşayıp yaşamadığınız sonuç üzerinde etkili olacaktır. bu da pek çok bağımsız olayın bileşkesi olarak gerçekleşen bir durumdur ki, tek tek bütün girdileri bilmek mümkün olmadığından korunup korunmadığınızı "bilmenize" de imkan olmaz. hangi kelebeğin durup dururken canının kanat çırpmayı çektiğini -ya da çekmediğini- kestiremiyorsanız, fırtınanın nereden çıktığını açıklamak konusunda hep gölgeli bir alan kalacak demektir.

#2274575 - sirkencubin  - 30.10.2011   13:47

cennet / ihl


hz. büreyde radıyallahu anh anlatıyor: "bir adam resûlullah aleyhissalâtu vesselâm'a: "cennette at var mı?" diye sordu. aleyhissalatu vesselam da:

"allah teâla hazretleri seni cennete koyduğu takdirde, kızıl yâkuttan bir at üzerinde orada dolaşmak isteyecek olsan, o seni istediğin her yere uçuracaktır" buyurdular. bunun üzerine diğer biri de:

"cennette deve var mı?" diye sordu. ama buna aleyhissalatu vesselam öncekine söylediği gibi söylemedi. şöyle buyurdular:

"eğer allah seni cennete koyarsa, orada canının her çektiği, gözünün her hoşlandığı şey bulunacaktır."

tirmizi, cennet 11, (2546).

(sirkencubin, 04.01.2008 15:45)

ferrari istiyorsan ferrari, erke dönergeci istiyorsan erke dönergeci, höşmerimli erişte istiyorsan höşmerimli erişte bulabileceğin bir mekan, tabii oraya gittiğinde hâlâ istiyor olursan. eşşek kafanı her yere götürmen gerekmiyor, belki gidinceye kadar biraz fikir girer içine, başka bi levela atlarsın, ben dünyadayken paso dayak istiyordum, ama şimdi çok komik gelio böyle şeyler diye düşünmeye başlarsın.

(sirkencubin, 04.01.2008 16:20)

#2274797 - sirkencubin  - 30.10.2011   17:53

6 Ocak 2013 Pazar

ramazan / ekşi


bütün yıl iple çekilerek beklenen, biterken huzurla karışık hüzün hissedilen ay. kışa isabet ettiğinde nasıl geçtiği anlaşılmayan ay. aile fertlerinin daha çok yakınlaştığı, kendinizi daha iyi hissettiğiniz ay. eskinin aksine pek çok müminin artık, "karşımızda yiyip, içmeyin, saygı gösterin" gibi bir beklentisinin olmadığı, onun yerini "inanmıyorsanız kafanıza göre takılın, ama karşımızda b.. atıp asabımızı bozmayın bizaamet" beklentisinin aldığı ay. bazı kalın kafalı kardeşlerimin, oruç tutması gerektiğine inanmayan birini, oruç tutmuyor diye dövmenin hiç bir manası ve yeri olmadığını bir türlü anlayamadıkları ay. bu tür kardeşlerimin sayıca az da olsalar milletin ağzına sakız olamayacak kadar da az olmadıkları için, kimin oruç tutup kimin tutmadığını iplemeyen veya bunu gidip ilgili şahsa belirtme lüzumu hissetmeyen "kahir ekseriyeti" gölgede bırakma lüzumsuzluğunda bulundukları ay. bu şehirde ne kadar çok insanın oruç yediğini görüp hayret ettiğim ay. yine de en sevdiğim ay, ramazan.


hadis-i şerif / ihl


son zamanlarda hadis kavramının da ayrıca bir inanç konusu olduğunu fark ettim, hadislerin bir kaynak olarak yeri ve ehemmiyeti tabii surette aşikar, izahtan ve ispattan vareste olsa da bazı kişilere ne kadar anlatsanız tesir etmiyor, deveye hendek üzerinde canbazlık yaptırmaya çalışsanız daha iyi. "ayetlere inanıyorum, hadislere inanmıyorum" şeklinde bir inanç modu var ve diğer inançlar gibi bunun da tartışılması neticesiz. bu sebepten hadis yok kuşlarına verilecek en uygun karşılık, oldu canım, döncam ben saa...
#615320 - sirkencubin - 26.08.2009 12:47

 hadis önemli bir veri. peygamberin tek fonksiyonu postacı gibi mesajı getirip giden bir mesajcı olmak değildir. peygamber yaşayan kur'an olarak vasfedilmiştir. örnektir. gerçek bir insan hayatı üzerinde mesajın hayata dönüştürülmesini açıklar, bir rol modelidir. diğer taraftan biri çıkıp da hadis olduğunu iddia etti diye mahiyeti bilinmeyen bir sözün ardına düşülmemelidir. insanlar kendi dinlerinden habersiz, takvim yaprağında altında hadis yazan bir söz gördüler diye hemen uygulamaya kalkabiliyorlar, doğru anlıyorlar mı, kaynak nedir, bununla birlikte değerlendirilmesi gereken başka veriler var mı, metinden bir uygulama çıkar mı, çıkarsa ne çıkar, bilmeden, bimeye gerek görmeden, bilmek gerektiğini fark etmeden bodoslama dalıyorlar olaya. ama işin esası o kadar keyfekeder değil. bilmiyorsanız bilenlere soracaksınız, hiç bilginiz yoksa oturup hadis külliyatı devirmek yerine ilmihal okumanız daha verimli bir yol. ilk defa bilgisayar kullanacağınızda, internete gireceğinizde mühendislik veya fizik kitapları mı okursunuz?
#2273248 - sirkencubin - 29.10.2011 15:50

başörtüsü yasağı / ekşi


kavramların birbirine girdiği bir meseledir. türban diye bir şey yoktur, türban diye saçı toplayan, boynu örtmeyen malum başlığa denir ve bu konu içinde yer almamaktadır. başörtüsü her ne şekilde bağlanırsa bağlansın, saçları örtmekte kullanılan bir arp, yazma vb. örtüdür. farklı bağlama şekli ile kastedilen, başörtüsünün çene altından düğümlenip bırakılmaması ise, söz konusu şekil tesettüre tam uymadığı için tercih edilmemektedir. halk arasında da giderek yaygınlığını kaybeden bir şekildir, zira insanlar başlarını ya tam açmakta yahut tam örtmektedir. başörtüsünü doğru dürüst bağlamayı siyasi simge saymak gibi bir zihin şahikası ancak türkiye'de görülür herhalde. isteyen başörtüsünü istediği gibi bağlar, kime ne? ayrıca, normal denilen bağlama şekli ile bağlasalar öğrenciler başörtüsü ile derse girememektedirler. orduevlerini bilmem, ama askeri hastanelere de giremiyorlar.

klişe yargıları tekrarlayıp durmakla bir yere varılması mümkün değildir. türkiye'de rejim için en büyük tehlike "muhafız"larının paranoyaklığıdır. ülke insanının değerlerini ülke için tehdit olarak algılamaktır.

...

(sirkencubin, 12.07.2003 02:48 ~ 22.11.2005 10:23)

üniversitelerde her şey sömürülebilir, din sömürülemez, yassah hemşerimdir. kırk yıldır hocalar malum siyasi görüşlerin propagandasını kürsülerden yaparken, ülkenin aydınları olarak alkışlanmışlardır, üniversiteye siyaset girmemesi gerektiği ise neden sonra başörtüsü meselesi münasebeti ile hatırlanmıştır. bilimsel olması gereken, ama bir türlü olamayan bu kurumlarda, akademisyenler bilimsel kriterlere göre görevlendirme yapmak yerine bir yandan eşlerini dostlarını, bir yandan da siyasi bakımdan yandaşlarını kadrolara doldurmuştur. bu efendilere göre üniversite nasreddin hoca'nın türbesi gibi her tarafından dökülse de, haysiyetinin korunması için öncelikle başörtülülerin uzak tutulması gerekmektedir.

faraziyelerle bulandırılmaması gereken bir konudur aynı zamanda; (cevap vermek isterim diyeceğim, ama forum ağzı kaçacak...) isteyen pentagramla gelsin, isteyen haçla gelsin, isteyen rahibe kıyafeti ile gelsin, che resimli, kızıl yıldızlı tişörtle gelsin...

(sirkencubin, 12.07.2003 02:58)

bir örnek olarak, bu satırların yazarı askeri hastanenin kapısında inzibatın gelen teyzelere başörtüsü çözdürdüğüne şahit olmuştur. mesele şuraya girebilmek, buraya girememek değildir. mesele "vatandaş"ların, "halk"ın değerlerini taşıyan, kimlik şuurunu benimseyen kişileri mümkün olduğu kadar safdışı bırakmaya çalışmalarıdır. mesele salt rejim kaygısı da değildir üstelik, birilerinin 80 senedir yakasına yapışıp iliğini sömürdükleri devleti kimselere bırakmama kaygısıdır.

(sirkencubin, 12.07.2003 03:03)


(sirkencubin, 07.11.2003 09:52)

"insan gerçekten çok şaşırıyor. sanılmıştır ki, ‘başörtüsü’, türkiye’nin siyasal gündemine 1980’den sonra girmiştir ve 12 eylül rejiminin sol’a karşı islam’ı kullanma siyasetinin sonucudur! öyle değil! zira, ilk defa başörtüsünün, nisan 1968’de ankara üniversitesi ilahiyat fakültesi’nde bir kız öğrencinin başını örtmekte ısrar etmesi üzerine bir problem olarak gündeme geldiğini kimse hatırlamıyor.. hatice babacan adındaki bu kız öğrenci, (acaba, ekonomiden sorumlu devlet bakanı ali babacan’la bir sıhriyeti var mı?), başörtüsü takmakta direnince, fakülte’den uzaklaştırma cezasına çarptırılmış, bunun üzerine, kararı protesto eden öğrenciler, önce derslere girmemişler, daha sonra da boykota gitmişlerdi... ‘hafıza–i beşerin nisyan ile malul’ olduğuna ilişkin bir örnek... "


(sirkencubin, 23.11.2003 11:28)

(bkz: kellim kellim la yenfa)

(bkz: men çi guyem tanburam çi guyed)

(sirkencubin, 30.12.2004 14:50)

sorunlar ikiye taksîm olunur efendiler: sorun li aynihî ve dahî sorun li ğayrıhî. li ğayrihî sorunlar, es-sorunü'l-evvel hallolunmadan hallolunamaaaaaz. işte es-sorunü't-türbân da li ğayrıhî sorundur. demek ki neymiş? önce yorgan gideceeek, sonra kavga biteceeek.

edit: el-sorun olur mu hiç? es-sorun.

(sirkencubin, 19.09.2007 14:18 ~ 20.09.2007 12:44)
#2267978 - sirkencubin - 25.10.2011 20:49

din kültürü ve ahlak bilgisi / ekşi


"isa'ya ve de musa'ya" yaranamama durumunda bir derstir. din aleyhtarları bu dersi fazla bulurken, dindarların "dişinin kovuğunda" kalmaktadır. diğer dinlerin mensupları için problem olmaması gereken bir derstir. zira -bildiğim kadarıyla- her cemaat kendi dini ile ilgili eğitimi ilgili kurumlarda alabilmektedir. bu konuda sıkıntı yaşayan tek grup müslümanlardır. din kavramıyla ilişkisi bir tuhaf olan sevgili devletimizin bünyesinde bir diyanet kurumu olmasından daha tuhaf değildir, böyle bir ders olması. nedendir bilinmez, zaten genellikle o diyanete benzemektedir bu din dersi. her şeye rağmen 8 yıllık kesintisiz eğitim uygulamasıyla imam hatip eğitimi budanmış iken, kur'an kursları sıkı denetim altındayken, yüce devletimiz islami cemaatlerin nevi şahıslarına münhasır din eğitimi uygulamalarına yan bakmakta iken, az da olsa islamla ilgili bir iki kelime öğrenmek hususunda bir fırsat olma durumundadır bu ders. diyanet, din dersi demişken, bu konuyu inceleyen ismail kara'nın şeyh efendi'nin rüyasındaki türkiye adlı eserini tavsiye etmeden geçemeyeceğim.

lise son biterken din dersi hocamız sitem etmişti: "kaç senedir bir kaç duayı öğrenemediniz, azıcık gayret etseydiniz, çok daha zevkli bir ders işleyebilirdik. kitaba da bağlı kalmaz, farklı konular işlerdik..."




din dersi hocaları en çok yaylım ateşi altında kalan lise hocası türünü teşkil eder. sebebi diğer derslerin hocalarından daha eksik veya fazla olmalarından ziyade verdikleri dersin cicibeylerimizi, hanımkızlarımızı rahatsız etmesi ile ilgilidir. devam mecburiyeti kaldırılsa da hem onlar rahat etse, hem bu dersle ilgili bir sıkıntısı olmayanlar, hem hocalar. işin doğrusu ise şudur: din dersi hocaları diğer lise hocaları ne ayarda ise aşağı yukarı o ayardadır. ama matematik, fizik ve kimya gibi "kutsal" derslerin hocaları kadar "haşyet" uyandırmadıklarından olsa gerek sınıfla araları limonî olabilir. bir insan ne kadar normal olursa olsun, ilk dakikadan itibaren iter ve dışlarsanız, açığını ararsanız, tahkir ve alay ederseniz, iletişiminiz dumura uğrayabilir ve o insandan beklememeniz gereken hareketleri görebilirsiniz. çoğu iyi hoca değildir, tıpkı diğer branşların çoğu hocaları gibi. maalesef durum bu. ama bir "fizikçi"nin, "tarihçi"nin anormal insanlar olmaları sadece şahısları ile ilgili görülüp, branşları ile ilgi kurulmazken, sıra "dinci"ye gelince top tüfek baştan hazır edilir.

altı senede üç dört tane din dersi hocası geldi dersimize. bir tanesi bu başlıkta şu ana kadar sıralanan tanımlara aşağı yukarı uygun "ilginç" bir adamdı, sadece yeşil takım pembe gömlek gibi bir arızası yoktu, gayet şık giyiniyordu. bir diğeri zavallı bir adamcağızdı ve muhtemelen psikolojik bir takım sıkıntıları vardı, hoca bile olmaması gereken bir insan, ama durumun branşı ile ilgisi yok. ayrıca her şeye rağmen durumu fizik hocasından çok daha iyiydi. bir diğer din dersi hocası gayet ortalama bir hocaydı, okulun bütün hocaları nasılsa aynen öyle. sonuncusu ise bütün lisenin en kaliteli hocalarından biriydi ve şahsi kanaatim altı sene içinde gördüğüm bütün hocalar içinde havada karada ilk üçe girebileceği. bütün sınıfla -girdiği bütün sınıflarla ve o sınıflardaki kıldan tüyden tipler de dahil bir çok kişiyle- iletişimi gayet iyiydi. sınıfın bütün şebekleşebilme potansiyeline rağmen şahsiyetini kabul ettirmiş, kendini saydırmış bir insandı. sevmeyenler bile sayardı. (ksl mezunları kimden bahsettiğimi hemen anlayacaktır: boş vakitlerinin çoğunu okulun karşı köşesindeki büfede geçiren aydınlı zat-ı muhterem) allah selamet versin hocam.

ezan / ihl


peygamber efendimiz ezan okunurken radyonun sesini kısıyor muydu? cık. peki nereden çıktı bu iş? şuradan: ezan okunurken dinleme adabı diye bir şey vardır. her ne yapıyorsanız bırakırsınız, ezanı dinlerken icabet edersiniz, yani sözlerini kendi işiteceğiniz şekilde tekrar edersiniz. bitince de dua edersiniz. yanılmıyorsam ezanı bu şekilde dinlemek müstehabdır, yani yaparsanız hoş olur, güzel olur. hal böyle olunca radyoyu kapatıp, televizyonu susturup tavla oynamaya devam etmek elbette manasız kaçacaktır. inanmayanlar da gürültü çıkaran şeyleri biraz dinlendirirse hoş olur, yapmazlarsa da dövmek gerekmez.
#2273109 - sirkencubin - 29.10.2011 13:04

***
ittiğinizde "evde" olduğunuzu hissettiğiniz çağrı. sabah ve akşam vakitlerinde iç yakan; bir yerlere, bir şeylere, birilerine sarılma arzusu hasıl eden davet. bizim olan: "bu ezanlar ki şehadeleri dinin temeli/ ebedî yurdumun üstünde benim inlemeli (m. a. ersoy)".

(bkz: medeniyet)
(bkz: incelikler)
#2273333 - sirkencubin - 29.10.2011 17:20

halvet


tam teknik tarifini hatırlamıyorum, ama aklımda kaldığı kadarıyla, islam hukukunda, nikah düşen bir kadınla erkeğin kapalı bir mekanda başbaşa kalmaları durumu. bu kişiler evli değilse yasaktır. zinanın önlenmesiyle ilgili bir yasaktır. şeytanın üçüncü olarak duruma müdahil olmasına gerek kalmadan, nefsiniz de işleri karıştırabilir. halvet halinde kalınca mutlaka zina olur diye bir şey yok elbette, ama engelleri kaldırıp çıplak iradenin gücünü sınamak rus ruleti oynamaya benzeyebilir. arada hiçbir çekim olmaması, dolayısıyla tehlike olmaması da mümkün. bağyan bayın tipi değildir, yahut bay yeterli vodka almamıştır, biri veya ikisi diger cinsle alakadar olmuyordur, biri veya ikisi, diğerinin def-i hacet etmeyen bir bünye olduğunu düşünüyordur, saygı tavan yapmıştır, herhangi bir mahzurun zuhurunu engelleyecek zilyon tane sebep olabilir, mevzu değil, verboten hemşerim.

#2275024 - sirkencubin - 30.10.2011 20:22

5 Ocak 2013 Cumartesi

emr-i bi'l-maruf ve nehy-i ani'l-münker /ihl


usülüyle ve üslubuyla yapılması gereken bir şey, horlamadan, suçlamadan, muhatabın anlayacağı dille, nezaketle yapılması gerekir. öyle kişiler var ki dinle bağı pamuk ipliği kadar kalmış ve öyle kişiler var ki hoyratlığın, teneffürün mücessem sureti halini almış; ikinci birinciye "namaz kıl" dese, birinci dinden çıkıyor.
#525871 - sirkencubin - 31.07.2009 08:56

 abartılmış hali emr-i bi'l-maruf ve nehy-i ani'l-münker olmaz, bir şeyi haddini aşacak derece de abartırsanız, zıddına inkılab eder, haddi aşmıyorsa da abartmak doğru tabir değildir.

korkma korkmama vb meseleler çevreye göre, şartlara göre değişiyor, bütün memleket için aynı hüküm verilemez. diğer taraftan korkanları da gördük, okulda mescide ön kapısından gitmeye cesaret edemez, ama yurtta aslan kesilir, azarlamaya tekfir etmeye vardırır işi...
#525914 - sirkencubin - 31.07.2009 09:24