ateizm etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ateizm etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20 Ocak 2013 Pazar

ekşi sözlükteki din düşmanlığı / ekşi


zaman zaman sözlükte islam düşmanlığı şeklinde tezahür eden bir takım dinamikler olduğu fikri hatalı değildir. bunun aleyhinde fikir beyan eden arkadaşların atladıkları nokta, din aleyhinde bulunanların yeknesak bir kitle olmadıkları hususudur. siz fikrinizi beyan ediyor ve neyi niye hatalı bulduğunuzu izah etmek gibi gayet normal bir iş yapıyor olabilirsiniz. ama bir zümre var ki, değerlerini paylaşmadıkları kişileri küstahça, hakaretamiz ifadelerle aşağılamayı marifet bellemiş bulunuyor. mesela, "baş örtmek hatalıdır" ifadesi, düşmanca bir tavrı göstermez. ama "türbanlılar, kara çarşaflılar, pis hamam böcekleri, kahrolsunlar, mahvolsunlar" türü hezeyanlarla salya saçarak bağırıp çağırmak düşmancadır. mesela hatalı bulunan bir konuyu bir başlık açıp tartışmak, anlaşılabilir bir tavırdır. ama belirli konuları, son derece sığ argümanları evirip çevirip kırk defa geveleyerek, tekrar tekrar aynı tartışmaları açmak düşmancadır. bu tür başlıklara baktığınızda gördüğünüz, bir iki kişinin makul bir diller kaleme alınmış tespitleri, uzun ve ayrıntılı analizleri ile yirmi otuz kişinin ikişer üçer satırlık, birer paragraflık teraneleri olur. bu teraneler, esasen önceki analizlerin dışına çıkan, onların üzerine bir şey ekleyen vasıfta değildir. sadece sözlüğü bir tepki arenası zannetmekten mütevellit tavırlardır. bu iki tavırdan hangisinin daha yaygın olduğunu, tespit etmek kolay değil. zira yazarları "a grubu-b grubu" gibi ayırıp saymaya kalkışanız bile, aslında bir insanın zaman zaman bir türlü, zaman zaman diğer türlü davranabilmesi veya iki uç arasında farklı noktalarda bulunabilmesi gibi sebeplerle net bir şey söyleyebilmeniz zor. bunun yanında iki gruptan hangisinin daha çok sesinin çıktığı da cümlenin malumu.

bu arada, okuma yazmayı seven ve araştırmacı vasıfta kişilerin, yani geniş perspektiften bakabilenlerin dinlerin zararlı olduğu gibi bir kanaate ulaşacakları, dolayısıyla din düşmanlığının olağan olduğu tarzında değerlendirmeleri elimde olmadan yadırgıyorum. tamamen aynı zeka ve kültür seviyesine sahip iki insan, aynı verileri değerlendirerek tamamen farklı sonuçlara ulaşabilir. perspektifin genişliği kadar durduğunuz nokta, bakış açınız da önemlidir. konuyu hangi yetkilik seviyesinde incelediğiniz kadar, düşünce sisteminizi hangi kabullerden başlayarak kurduğunuz ile de ilgilidir. düşünce özgürlüğünden bahsedenlerin, düşünceye üniforma giydirmeleri tuhaf.

tartışma konusunun din düşmanlığı mı, dindar düşmanlığı mı olması gerektiği hakkındaki mütalaaları da benimsemek güç. bir kere dindar düşmanlığı, din düşmanlığını da aşan bir husus, "kişisel değil, prensip meselesi" diyebileceğiniz noktayı çok geride bıraktığınız anlamına geliyor. "tartıştığımız konu din, bireyler ve inançları değil" de katıldığım bir ifade değil. din tartışılırken inanç da tartışılıyor. kişilerin inançları ile hiç ilgili olmayan bir din tartışmasını nasıl yapabilir bir insan, bilemiyorum. kaldı ki konu çoğu zaman bireylere kadar da uzanıyor. siz uzatmıyor olabilirsiniz, ama pekala kişiler odağa alınıp, seviyesiz yaklaşımlar sergilenebiliyor.

yine arada bir yerlerde geçen, "dinin güzellikleri gösteren şeyler yazanlara kötü bir tepki gösterilmezken, dinin kötülüklerini gösteren doğruları yazanlara bir cephe alınmaktadır. dine düşmanlık yoktur" ifadesi de ilginç. dinden taraftar olmak suretiyle bahseden yazılara epeyce kötü tepki gösterebiliyor. sadece belirli bir tartışmada anlaşılmayan bir noktanın açılması için gönderme olmak üzere yazılmış, hiçbir şiddetli ifade ihtiva etmeyen, sadece teknik bir konuyu en kısa ifadelerle açıklamaya çalışan birkaç satır yazı bile, bol miktarda çok kötü oyu alabiliyor. iki satırlık bir duanin mealini yazmak isteseniz, yahut yanlış yazılmış, yanlış açıklanmış bir şeyi düzeltmek isteseniz, "way efendim, sol frame arapça yazılarla doluyor" türü tuhaf tepkiler ortaya konabiliyor. iki adım geri çekilip tabloya biraz uzaktan bakın. bence din ve dindarlar aleyhine gösterilen tepkiler, dindarların tepkilerinden çok daha fazla yer tutuyor. üstelik dindarların tepkileri çoğu durumda ikinci adım. yani durup dururken ortaya atılmamış, birileri çıkıp bir şeyler söylemiş, insanlar bir şeyleri savunma ihtiyacı hissetmiş. herkes sizin gibi düşünmek zorunda değil. benim gibi düşünmüyorsan, düşünmüş sayılmazsın da bence şık bir ifade değil. ama "dinin kötülüklerini gösteren doğrular" kısmına bayıldım doğrusu.

bir de "din aleyhine soylenen her sozu dusmanlık olarak algılanma biçimidir, din'in bu gibi durumlara toleransı olmadığından 'ahanda inancıma saldırdı' tepkisi verilir" denmiş. evet, gerçekten de insanlar zaman zaman bir eleştiri karşısında mı, yoksa bir hakaret karşısında mı kaldıklarını ayırt etmekte güçlük çekiyor olabilirler. değer verdiğiniz bir şey hakkında hoşlanmadığınız şeyler söylenmesi, en hafifinden bir güceniklik hissi uyandırabilir, hissi aşıp karşınızdakinin asıl tavrını objektif bir bakışla anlamaya çalışmak lüzumunu atlarsanız, o noktada yanılabilirsiniz. ancak bunun yanında din aleyhine söz söyleyenler de bazen ikisini ayırmakta güçlük çekiyor kanaatindeyim. dinin toleransı zannedilenden fazladır. hatta bazen dindarların zannettiğinden de fazla olabilir. ama her şeyin de bir sınırı vardır. gerçekten de birileri inancınıza saldırıyorsa, tepki vermemeniz asıl zemmedilecek olandır.

nihayet "sözlükte din düşmanlığı olarak adlandırılan şey, genellikle özgür irade ve mantığımızı kullanarak din hakkında eleştirilerde bulunmamız, kendimizce gördüklerimizi göstermeye çalışmamızdır" ifadesine de katılmıyorum. sözlükte din düşmanlığı olarak adlandırılan şey, ne söylendiğinden ziyade, nasıl söylendiği ile alakalı, kanaatimce. uslûp meselesi yani.

6 Ocak 2013 Pazar

laiklik


farklı inanç gruplarına mensup insanların bir arada yaşadığı, karışık ve çok kültürlü ülkelerde laikliğin -doğru bir yorumla- uygulanması gerilimi azaltmak ve sosyal barışı sürdürmek açısından gereklidir. doğru yorumun pratik tanımı farklı inançlara mensup insanların birbirini engellemeden yaşamasını esas almak olabilir. burada kritik nokta farklı inançlar ifadesidir. yaygın algı hatası bir dini benimseyenleri "taraf" ve bir dini benimsemeyenleri "tarafsız" olarak görmek ve "tarafsız olanların" inançlarının bire bir uygulanması halinde eşitliğin bozulmamış olacağını düşünmektir. insanlara "dinsizlik de bir dindir" önermesini izah etmek hayli müşkil olduğundan, konunun "dünya görüşü" kavramı üzerinden sürdürülmesi daha verimli olacaktır. epistemik açıdan herhangi bir dünya görüşünün, hayat tarzının, değer yargıları sisteminin benimsenmesi için mantıki mecburiyet yoktur, yani insanlar arasındaki tek "evrensel ortak payda" olan formel mantık açısından, islam'a dayanan bir dünya görüşü ne kadar "keyfi" ise, maddeciliğe ve hümanizme dayanan bir dünya görüşü de o kadar "keyfi"dir. başka bir deyişle sistemin "gerici" olarak kodladığı insanlar ne kadar taraf ise, renan pozitivizminden çıkıp garpçılık durağına uğrayan ve nihayet kendini kemalizm olarak isimlendiren dünya görüşü de o kadar taraftır. birini asıl kabul edip diğerini sistem dışı saymanın tarafsızlıkla bir ilgisi yoktur. bu durumda devletin inançlara eşit mesafede olduğu iddiası da efsaneden ibaret kalmaktadır. özetlersek, mevcut durumda iran ne kadar laikse türkiye de o kadar laiktir, sadece "default" sayılan dünya görüşleri farklıdır.
#147414 - sirkencubin - 07.05.2009 16:14

5 Ocak 2013 Cumartesi

din /ihl

dünya görüşü, hayat tarzı, değer yargıları manzumesi; fertlere ve sosyal gruplara istikamet veren kaynak; tutulan yol. akılcılık ve bilimsellik iddiasında bulunan bazı örneklerinin kendilerini "dinlere karşı" veya "din karşısında nötr" şeklinde takdim etmeleri, inançtan bağımsız ve mutlak anlamda objektif oldukları zannına dayanmakta ise de, akıl yoluyla bir ispatın sözkonusu olmadığı, tabiat ve toplum bilimlerinin hakkında bir şey söylemediği vicdan sahasına dair kanaatlerle temellendirildikleri için, netice itibariyle bu sistemler de birer dindir.
#14037 - sirkencubin  - 20.04.2009   11:02

ateizm, din, devlet, toplum vs / ekşi


ekşi sözlük'te 'sirkencubin' başlığı altında dönen polemikten:

sagan'ın ejderhası değilse bile, russell'ın çaydanlığının bal gibi de demagoji olduğunu düşünen şahıs kişisi.

soyut düşünmek elbette önemli, ama teoriyle pratik arasında bir nisbet gözetmezsek konudan uzaklaşırız, iletişim kopar, anlamını yitirir. kurgusal bir dünyayı gerçek dünyayı anlamak için kullanmak faydalı bir yol olabilir, başka çare de yok aslında, zihnimiz böyle çalışıyor. ama kelalaka varsayımlarla hüküm vermeye çalışırsak, karşımızdaki de daha kelalaka varsayımlarla bambaşka hükümlere varabilir, o zaman da melekler ve topluiğne meselesinden daha anlamlı olmayan bir düzlemde bulabiliriz kendimizi. varsayalım ki otoyol polisi uzaylı olsun, gönül rahatlığıyla trafiğe çıkabilir miyiz, gora'ya kaçırmazlar mı bizi? trafiğe çıkmamalıyız. varsayalım ki doğrudan temasla bulaşan ve siyanür benzeri korkunç bir toksinle insanı öldüren bir virüs olsaydı, karşımızdaki insanlarla tokalaşabilir miydik? tokalaşmayı savunmak hangi akla, mantığa sığar? varsayalım ki piyano sesi duyanların depresyona girdiği bir ülkede yaşıyoruz, hangi vicdanla piyanoyu savunabilirsiniz?

bir dine mensup biri bütün dinleri aynı mesafeden izleyemez (tıpkı sizin izleyemediğiniz gibi), sadece anlamaya, empati kurmaya çalışabilir ve karşısındakini ne kadar iyi tanıyorsa, bunu başarma ihtimali o kadar artar. bir sosyalist kişisel kimliğini bir an için paranteze alara sosyalizm ve kapitalizm üzerinde bir kapitalist gibi düşünmeye çalışabilir, ama bu onun iki ideoloji karşısında nötr olması gerektiği anlamına gelmez. beni başkalarını anlamamakla suçlamadan önce, siz beni anlamak için ne çaba gösteriyorsunuz, onu bir düşünün. size göre benim hayata atadığım anlamın, tartışma esnasında uydurduğunuz ve üç gün içinde unutacağınız kurgusal bir dinden fazla bir anlamı yok, bu yüzden benim nasıl düşünebileceğimi anlamaya çalışmak gibi bir çabanız da yok.

"din değil mi canım, hepsi hurafe, ha islam, ha hede hodo dini... o halde islam hakkında bir şeyler bilmeye, müslümanları tanımaya çalışmaya ne gerek var? hurafeleriniz bizi ilgilendirmiyor, kendi hayatınızda saçmalamak istiyorsanız bu sizin sorununuz, ama inancınızı toplum hayatından uzak tutun"

anlamış mıyım?

size göre benim dünya görüşüm hurafeyse, bana göre de sizin çok akılcı, bilimsel, objektif olduğunu sandığınız dünya görüşünüz hurafe. benden kapıdan girerken dünya görüşümü dışarıda bırakmamı istiyorsunuz, siz kapıdan girerken dünya görüşünüzü dışarıda bırakıyor musunuz? yoksa norm olarak bana dayatmaya mı çalışıyorsunuz?

anlıyor musunuz?

birbiriyle çelişen kültürlerin bulunduğu bir ülkede insanların bir arada yaşayabilmek için başkalarına katlanması gerektiğinin farkındayım. kendi dinime karşı gösterilmesini gerektiğini düşündüğüm saygıyı başkalarına karşı göstermeye hazırım. ajdar anik dini, hede hodo dini, ya da daha başka bir fantastik kurgu, biri karşıma geçip de gerçekten bu sistemi benimsediğini ve bu yüzden benden bazı talepleri olduğunu söylerse, onu dikkate alırım. ancak kasıtlı ya da kasıtsız, tartışmayı sulandıracak şekilde ortaya atılan bir kurgunun bir din olduğunu düşünmek zorunda değilim.

söylemeye çalıştığınızın ne olduğunu bal gibi anlıyorum.

"aynı anda uygulanması imkansız olan, birden çok din mevcutsa, birine sahip çıkıp diğerlerini geri planda bırakmak adil mi?"

bakın ne kadar kolay, hiç fantastik kurgulara başvurmadan tek cümleyle ifade edilebiliyor. bunu anlamayacak kadar salak mı sanıyorsunuz beni?

ben de şunu soruyorum: hepsini aynı anda uygulayamıyoruz diye hepsine engel koymak, hiçbirini uygulamamak adil mi?

hadi bir de analoji yapayım, hüküm çıkarmak için değil elbet, açıklama için, herkes sığmıyor diye, filikanın kullanılmasını yasaklamak ve herkesin batan gemide boğulmasını beklemek, mantıklı mı?

bana göre dinim ceket gibi gerektiğinde giyip gerektiğinde çıkaracağım bir şey değil, benim için önemli ve hayatın hangi alanlarına girmesi, hangi alanlarına girmemesi gerektiğini sizden öğrenecek değilim. benden kendi dinime karşı nötr olmamı nasıl istersiniz? sanki bu takım tutmak gibi basit bir şeymiş de, bana beşiktaş formasıyla sınıfa giremezsin diyormuşsunuz gibi...

ha, türkiye'de herkesin müslüman olmadığını biliyorum. müslüman olmadıkları için kendi hayatlarında benim dinimin kurallarına göre yaşamak istemediklerini de biliyorum. onların talepleriyle benim taleplerimin çelişeceği durumların ortaya çıkmasının kaçınılmaz olduğunu da biliyorum. her seferinde benim taleplerimin uygulanamayacağını da biliyorum. benim bir kısım taleplerimin uygulanmasına imkan sağlanması için, başkalarının bir kısım taleplerinin uygulanmasına imkan sağlayacağımı belirtmekten de çekinmiyorum. nasıl olur da senin dinin sana, benim dinim bana anlayışına uymadığımı söylersiniz?

hadi gelin biraz daha hayal kuralım.

a)
sınav gözetmenisiniz. içeride doksan hristiyan ve on müslüman öğrenci var. müslüman öğrenciler sınav başlamadan önce, hristiyan öğrencilere sınav sırasında namaz molası verseler, rahatsız olup olmayacaklarını sordu. hristiyan öğrenciler, eğer sessiz olmaya çalışırlarsa bunun sorun olmayacağını söyledi. müslüman öğrenciler, size dönüp, amaçlarının kopya çekmek olmadığını söylediler ve namaz molası sırasında kopya çekmediklerine şahitlik etmesi için birini görevlendirip görevlendiremeyeceğinizi sordular. asistanınıza danıştınız. memnuniyetle şahitlik edeceğini belirtti.

b)
sınıfta yüz müslüman öğrenci var. yüzü de namaz kılıyor. aynı gün yapılacak başka bir sınav yok. sizden sınav saatinde on beş dakikalık bir değişiklik yapıp yapamayacağınızı sordular.

c)
sınıfta yüz satanist öğrenci var. sınav başlarken salon içinde kedi kesip kesemeyeceklerini sordular.

d)
sınıfta herhangi bir dinden doksan dokuz öğrenci ve zoparlak dininden bir öğrenci var. zoparlak dinine mensup öğrenci sınavdan yüz alamazsa jazzwanı cehenneminde yanacağını söyledi ve sınav sırasında kopya çekmesine izin vermenizi istedi.

ne yapmalısınız? teoride c ve d örnekleri mümkün diye, a ve b örneklerini de kategorik olarak reddetmeli misiniz? benim için neyin önemli olduğunu dikkate almayan bir sistem bana ne verebilir ve bu sistemi -her seferinde talepleri gözardı edilen ben olacaksam- niye desteklemeliyim?

geldik zurnanın zırt dediği yere.

siz "senin dünya görüşün sana, benimki bana" diyebiliyor musunuz? ikisinin çeliştiği noktalarda ikisine eşit mesafede kalabiliyor musunuz? yoksa "çelişme halinde benim dünya görüşüm esas alınır" mı diyorsunuz?

bilmem anlatabiliyor muyum...

tartışmayı buralara kadar taşıyan arkadaşlara teşekkür eden insan kişisidir aynı zamanda sirkencübin.
(sirkencubin, 11.01.2008 09:07)


"karşıt fikirlerdeki insanları devletle bir tutmuyorum" diyor, sirkencubin ve ekliyor: "karşıt fikir gruplarından birinin kendisini devlet yerine koymasına karşı çıkıyorum. satırlarınızı henüz okumamışken, başka bir başlıkta ben de toplum sözleşmesinden bahsediyordum; kimsenin diniyle işim yok, insanlara kendi dünya görüşlerini gerekçe göstererek benim dünya görüşümü baskılamalarındaki yanlışlığı anlatmaya çalışıyorum. olay kaçınılmaz olarak sizler-bizler noktasına geliyor, çünki sizler toplum düzeni, devlet kuralları bize göre olmalı diye ortaya çıkıyorsunuz, hepiniz değil belki, ama işin hakim rengi o tarafa gidiyor genelde, gelin şu işleri baştan bir daha düşünelim. olayın dinler arası çatışma gibi algılanmasının sebebi, islam'dan bahsetmeye kalktığımda karşıma parodi dinlerin çıkarılması. hristiyanlar, müslümanlar, ateistler veya olmayan dinlerin mensupları arasındaki bir sorun değil bahsettiğim, ülkemizdeki sınıflardan biriyle diğerinin arasındaki çatışma."

kibarca bilgilendiren arkadaşlara teşekkürlerini sunan yazardırım, ayrıcana, mümkünse gelecek eleştirilerin başka başlıklarda dile getirilmesini istirham ediyorum naçizane.
(sirkencubin, 11.01.2008 11:37)

4 Ocak 2013 Cuma

inanca saygı


doğru kavramların bulunmasıyla -anomi diyoruz, cemil meriç'e gönderme yapıyoruz, geçiyoruz- tartışma konusu olmaktan çıkması muhtemeldir.

"saygı, sevgi, hoşgörü, öperim canım, yalarım, yutarım, hadiyin uzlaşalım" değil mesele. kimse çok yanlış bulduğu bir inancı "hoş görmek" durumunda değil, aksi tuhaf olurdu zaten. keza mesele eleştirilmemeyi beklemek de değil. eleştiri ile hakareti ayırabilenler için mesele pek de yok zaten.

anahtar kavram: tesamuh. şurada yetmiş milyon kişi birbirimizi boğazlamadan gül gibi geçinip gidebiliriz, hepimiz elimizi ayağımızı toplamayı öğrenirsek. beğenseniz de beğenmeseniz de dünya görüşünüzün tam aksini benimsemiş, üflemekle söndüremeyeceğiniz, kazımakla çıkaramayacağınız, kesseniz bitiremeyeceğiniz, assanız başa çıkamayacağınız milyonlarca insan var türkiye'de. bu durumda öteki ile berikinin birbirinin kafasını kırmadan yaşayabilecek bir olgunluğa erişmesi gerek. en azından büdü hidayete erene kadar, veya edi pes edene kadar. lakin tahtırevalli bir hoş, epey uzun bir köprü görünüyor falımızda, üç-beş vakit yetmez bize. şu halde dayı demek içinize sinmiyorsa bile, kibar olun d'ayı deyin bari. muhtaç olduğunuz nezaket, damarlarınızdaki asil gomoniz, faşiz, ilerici, gerici kanında mevcut esasen.

gelmiyim oraya.

(sirkencubin, 18.01.2005 12:17)

bu fikre sahip çıkanların da karşı çıkanların da aşmakta güçlük çektiği bir husus, herkesin kabul edebileceği bir hakemin bulunmayışıdır. yahut cümleyi ters çevirirsek herkesin başka bir şeyi hakem benimsemiş olmasıdır. bu durumda muhtemelen kabaca iki yoldan başkası bulunmamaktadır: ya taraflar bir arada bulunurken birbirlerine en az zararı vermenin bir yolunu bulacaklar veya taraflardan biri diğerini ezerek tamamen yok edene kadar çatışma bitmeyecektir.

biri akıl ve bilim diye özetlenebilecek bir anlayışı hakem kabul ederken, diğeri ilahi mesaj olduğuna inandığı bir külliyatı esas alır. burada -bu başlıkta ifade edilmiş olduğunu görmekten ziyadesiyle memnun ve kaleme alan arkadaşa müteşekkir olsam da- genellikle atlanan nokta, akıl ve bilimin nihai hakem olabileceği tarzındaki görüşlerin de neticede birer inanç olduklarıdır. bütün tarafların düşünce silsilelerinde kabul ettikleri birer başlangıç noktası bulunmakta ve kuracağınız yapı ilk taşı nereye koyduğunuzla çok ilgili olarak şekilleniyor. ancak ilk taşın nereye konması gerektiği konusunda zorlayıcı olan bir şey yok, bu da fikir ve inanış ayrılıklarını ortaya çıkarıyor. önce bir şeyi seçiyorsunuz ve sonra onun üzerinden devam ediyorsunuz. bu durumda kendi düşünce sisteminiz içinde kalarak mesela modernizmin insanlığı ileri götürdüğünü savunabilirsiniz. fikriniz ancak düşünmeye sizinle aynı noktadan başlayan biri için geçerli olabilir. başka bir ekolün mensubu ise, aslında neyin ileri neyin geri olduğu, yahut insanlığın ileri veya geri gitmesi gibi bir şeyin sözkonusu olup olamayacağı hususlarında sizden tamamen farklı görüşler dile getirebilir. modernizmin insanlığı ileri götürdüğünü savunabilmeniz için modernizmin mantığını kullanmanız, onun ideolojisine, onu destekleyen inançlara bağlı olmanız gerekir. bunlar da muarızınızı bağlamaz. birileri de pekâlâ ortaya çıkıp modernizmin insanlığı köleleştirdiğini söyleyebilir. bu tür eleştiriler batı'dan bile çıkabildiğine göre, batı'dan tamamen farklı bir dünyanın temsilcilerinin fikirlerinize eyvallah etmesini beklemeniz safça olur. uygarlığa inanıp inanmamak veya şu veya bu uygarlığa inanmak da bir tercih meselesidir. burada türk insanı için utanç verici olduğunu düşündüğüm bir noktaya geliyoruz. zaman zaman aklımdan geçen bir düşünceyi dile getirdiği için, fikirlerine katılmadığım sayın yazara teşekkür ederim, türkiye'de sıklıkla inançların sağlaması olarak, yani başta bahsettiğimiz hakem olarak, batı'nın bugünki mevkii kabul ediliyor. halbuki güçlü olmakla haklı olmak tamamen farklı şeyler. onlar, kazanmayı bizden farklı bir şekilde algılayıp, üretip, sattıkları için zengin olmuş olabilirler; yahut bunun yanında onun altınını çaldıkları, bunun elmasını işlettikleri, şunun petrolünü sömürdükleri için de zengin olmuş olabilirler. onlarla aynı inançları benimsemeniz anlaşılır bir husus, ama onlar zengin oldukları için onlarla aynı inançları benimsemeniz -sizin açınızdan- onur kırıcı diye düşünüyorum. lütfen bizim inancımızı, onların zenginliği ile yargılamayın.

(sirkencubin, 18.01.2005 14:03)
#2269277 - sirkencubin  - 26.10.2011   21:44

savundukları sistemlerin, mantık açısından kimi dinlerden daha tutarlı olsa da, aslında çok farklı temellere dayanmadığını, sonuçta hepsinin inanç olduğunu fark etmeyen insanların anlamakta zorlandıkları bir kavram. zihinlerde birbirinden bağımsız iki alan var: bilim ve akıl alanı, yani objektif alan ve din alanı, yani subjektif alan. bu hatalı bir kurgu. akıl değer yaratmaz, değerlerinizle yargılarınızın tutarlılığını denetler. bilim zaten, kendi alanındaki etkinliğiyle bile tartışmalı bir kavramken, alanı dışında size bir şey sağlamasını beklemeyin.

peki bilgi felsefesi açısından, faraza marksizm ile islam benzer kategoride ise ve müslümanlar kendi inançları hakkında saygı bekliyorlar ise bu marksistlerin de benzer bir saygı beklemesini gerektirmez mi? gerektirir. biri marx ile kafa bulunca rencide oluyorsanız, bulmayız bilader, sorun değil.

(sirkencubin, 05.12.2007 09:01 ~ 09:10)

bittabi mübersem kişilerden böyle bir şey beklememek gerek, nasıl şuuru yarı kapalı hastalardan küfür etmemelerini beklemiyorsak. kimi böyle alın karışlıyor, sağlı sollu geçiriyor, insanları orda burda ağlatıyor falan kendi algı evreninde. tamam yavrum, sen haklısın, bir şey demedik, sana selbes.

(sirkencubin, 05.12.2007 11:01)
#2272711 - sirkencubin  - 29.10.2011   00:25
------------------------------------------------------
inançlara hakaret


sözlük idaresi neyi inanç veya din olarak tasnif edip neyi etmeyeceğini belirlemekte serbesttir elbette, ancak bize göre şer hareketi olan yapılanmalar (ki belki biz de onlara göre şer hareketiyizdir) veya "bizde inanç olmaz hacım" tribi de teknik olarak birer inanç çeşididir.

inançlara hakaret kavramının esas nüktesi, farklı inanç grupları arasında kavga gürültüden uzak bir iletişim dilinin oluşturulmasıdır. konunun teorik tartışmalarda boğulmasından ziyade, pratik olarak bu anlamda yorumlanması daha verimli olacaktır. buna isterseniz "ateşkes dili" de diyebilirsiniz. ilişkide ve iletişim içinde olduğunuz gruplar hangileridir, bunlarla çelişkileri çatışmaya dönüştürmeden bir arada bulunabilmeniz için başvurmanız gereken usûl ve üslup nedir, tespit edilmesi gereken budur. hakaret ile eleştiri arasında net bir sınır çizmek zor olabilir, hatta bazıları eleştiri ve hakaret arasında (olumlu ya da olumsuz) bir fark görmüyor olabilir, ama "evsat" bir yol bulmak imkansız olmasa gerek. yeter ki kafa kırmak, göz çıkarmaktan başka bir niyetimiz olsun.
#430725 - sirkencubin - 06.07.2009 13:35

3 Ocak 2013 Perşembe

allah kaldıramayacağı taşı yaratabilir mi



insan zihninin cevaplayamayacağı bir soru, "tanrı üç köşeli bir dörtgen yaratabilir mi" sorusu kadar zırva.

önce bir akaid notuyla başlayalım, tam ibareleri hatırlamadığım için yaklaşık olarak naklediyorum, gümüşhaneli hazretlerinin ehl-i sünnet itikadı adlı eserinde allah'ın kudretinin mümkün şeyler için sözkonusu olduğu, muhal için böyle bir şeyden bahsedilemeyeceği gibi bir şeyler yazıyor, doğrusunu bulup yazan olursa, allah razı olsun...

birinin bir şeyi yapıp yapamayacağını sorgulamak, o şeyin yapılabilir olduğu kabulünü içerir. bir şey düşünülebilir değilse, zihninizde bir tanımı yoksa, mantıken imkansızsa, yapılabilirliğini sorgulamak abestir. biri gelip size, bütünden büyük parça hakkında bir soru sorsa, yapmanız gereken sorduğu şeyin ne olduğunu tanımlamasını istemektir. mantık içinde bunun bir tanımı yoktur, düşünülmesi, sorgulanması mümkün değildir. sorguluyorsanız onun mantıken mümkün olduğunu kabul ediyorsunuz demektir. denklemin diğer tarafına da imkansız olduğunu kabul ettiğiniz bir şey koyarsanız, ifade şuna döner: yapılması mümkün olmayan bir şeyin yapılması mümkün müdür? yani, "a değil = a" mıdır? mantığın temel yasaları bunu reddediyor. ne oldu şimdi bizim sorumuz? yapılması mümkün olmayan bir şeyin yapılması mümkün ise, biri onu yapabilir mi? mantık "ise"den önceki kısmı reddettiği için, sonraki kısım hakkında bir şey söylemek de mümkün değildir.

soru değil yani bu, netice itibariyle, laf salatası.
#191887 - sirkencubin  - 15.05.2009   14:46

2 Ocak 2013 Çarşamba

ateist / ekşi


inanç durumlarını neye inandıkları üzerinden değil, neye inanmadıkları üzerinden ortaya koymaları, kafa karıştırmak için aslında, takıyye yapıyorlar. tek-tanrı konusunda tanrıtanımaz olabilirler, ama aslında iki tanrıya inanıyorlar: uyuyan tanrı naturisis ve uyanık tanrı human-ra. tanrısal sıfatlar bu ikisi arasında pay ediliyor, mesela kıdem ve beka naturisis'e ve ilim ve irade human-ra'ya atfedilirken, kudret ve tekvin her ikisi için de geçerli görülüyor. sözde-ateist kozmogoniye göre, naturisis evrim yoluyla human-ra'yı doğurmuş. bilincin human-ra için kendine ait bir karakter olduğunu kabul eden human-ra kültü, aklı totemleştirirken, bilinci naturisis'in human-ra'daki yansıması olarak gören naturisis kültü bilimi totemleştiriyor. kendi içinde birçok farklı versiyonu var bu neo-paganist inanışın, mesela bazıları herbir insan bireyinin human-ra'nın bir inkarnasyonu olduğunu kabul ediyor ve kutsuyor, başkaları ise inkarnasyonu sadece bilinçli bireyler için kabul ediyor ve doğmamış bebekler veya bitkisel hayata girmiş kişileri dışarıda tutuyor. tapınmanın uzun süre human-ra'nın razı edilmesine yönelmiş olmasının sonunda naturisis'i kızdırdığını düşünen bir grup çevrecilik kisvesi altında yeni bir tarikat örgütlemiş bulunuyorlar. ("haydi paganlar orgyye" diye bitirecektim, ama inancınıza saygısızlık sayılır mı, bilemedim.)

(sirkencubin, 12.12.2007 08:23)

ateist insanların "biz inanmayız, biliriz; inanma mefhumu sizin özelliğiniz" demesi, inanmak kavramından da, bilmek kavramından da bir şey anlamadıklarının göstergesi. hiçbir şeye inanmayan biri, hiçbir şey bilemez. bilgiye ulaşmak için üç kaynak ve iki metot var, daha doğrusu kaynaklardan biri yeni bilgi üretmediği ve mevcut bilgileri dönüştürdüğü ve aslında iki metottan ibaret bir şey olduğu için iki kaynak ve iki metot da diyebiliriz. ilk üçü gözlem, haber ve muhakeme, ikinci ikisi muhakemenin türleri olan tümdengelim ve tümevarım. bir inançla başlarsınız işe ve bunu doğru varsayarak, bildiğinizi varsayarak zihninizde bir takım sonuçlara ulaşırsınız. "ilk adımın doğru olduğunu varsayarak" parantezi içine alarak ifade ettiğiniz bu sonuçlara bilgi denir ki, bu da aslında inancın bir türüdür. gözlem mutlak bir kaynak değildir, algı yanılması olmadığına halüsinasyon görmediğinize inanıyorsanız ancak doğru kabul edebilirsiniz. haber de mutlak bir kaynak değildir, ancak haber getirene inanıyorsanız doğru kabul edebilirsiniz. tümdengelim mutlak bir bilgi sağlamaz, çünki çıkarsamalar öncüllerin doğruluk değerine bağımlıdır. tümevarım da mutlak bir bilgi sağlamaz, çünki örnekleminize dayanarak yaptığınız genellemenin isabet oranına bağımlıdır. ister bir dinden hareket edin, ister felsefeden, ister bilimden, sonuç olarak dünyagörüşünüz, değerleriniz, hayatınızı düzenlemek için başvurduğunuz prensipler, ir inançlar kümesidir. "ateistler bilir, dindarlar inanır" demek, ne dediğini bilmemekten kaynaklanıyor olsa gerek.

"din" şeklinde kurulan sistemlere tepki duyan felsefi sistem mensupları, kendi sistemlerinin inanç boyutunu yadsıyarak, aslında çok sübjektif bir zeminde durdukları gerçeğinden kaçmak istiyorlar sanırım. dinlerin ortaya koyduğu değer sistemlerini reddedenler, kendi sistemlerini kurarken yine bir takım inançlara dayanıyorlar, başka kaynak yok çünki. bilim değerler alanında bir kaynak değil, bilim olanı araştırır, olması gerekeni değil. bilim size ahlak ya da siyaset gibi alanlarda dayanak noktası sağlamaz. bu alanlarda bilimlerin incelemelerinden faydalansanız bile, uygulamaya esas olan prensipleri inançlarınızdan çıkarırsınız. eğer inanmayı saçma buluyorsanız, hergün doğuyor diye yarın da güneşin doğacağına inanmayı da saçma bulmalısınız, genellikle cisimleri çeken yeryüzünün bazen de onları itmeyeceğine inanmayı da saçma bulmalısınız, zihninizin dışında bir evrenin varolduğuna inanmayı da saçma bulmalısınız. bulmuyorsanız, kendinizle çelişiyorsunuz demektir, sevsinler mantığınızı. önce inançlarınızı fark edin, sonra inanıp inanmamak hakkında ahkam kesin.

panteizmden bahsetmiyorum "anam", göndermelerin nerelere gittiğini anlamamışsın, dön bir daha oku.

daha kendi inançlarınızın farkında değilsiniz, "varolan hiçbir dine inananmama durumu" ile hiçbir şeye inanmamak arasında dağlar kadar fark var.

(sirkencubin, 12.12.2007 09:49)

konuyu bilim felsefesiyle sınırlandırdığı zaman kaçak güreşmiş olacak kişidir ateist, yazdıklarımı da bermutad tersinden anlayan bir tip olabilir zaman zaman. bilimsel bilginin olabilirliği, özellikleri vb bir konuda görüş beyan etmedim, bilgi ve inanç arasındaki ilişkinin doğru temellendirilmediği zaman çelişkiye düşülebileceğini göstermeye çalıştım. bilim felsefesi konusunda kitap yazın isterseniz şuracığa, bahsettiğim bu değil, bilimsel bilginin bize ne sağladığından değil, ne sağlamadığından bahsediyorum. bilimsel bilgiyle dolduramadığınız boşluğu neyle dolduruyorsunuz, onu söyleyin. bilim size kök hücrelerden yeni organ elde etme tekniği verebilir mesela, ama bu amaç için embriyoları kullanmanızın doğru olup olmadığını söylemez. ya da kürtaj sözkonusu olduğunda fetusun hayat hakkını mı, annenin seçim hakkını mı öncelemeniz gerektiğini söylemez. ah bir sadede gelseniz...

ispat konusuna gelince, bir şeyin varlığını ya da yokluğunu ispatlayamamışsanız, var olduğu ya da olmadığı yönündeki ispatsız kabulünüz inançtır. "tanrı var" demek ne kadar inançsa, "tanrı yok" demek de o kadar inanç. "bilmiyorum, olabilir, ama olmayabilir de, olması daha yüksek ihtimal, olmaması daha yüksek ihtimal vb" demiyorsanız, bu konuda bir inancınız var demektir. "tanrı yok" diyebilmek için, varolmadığını kanıtlamanız gerekmiyor, ama varolmadığını kanıtlamadan yok diyorsanız, bunun adı inanç.

(sirkencubin, 12.12.2007 12:10)

fotoğrafın dışında kalanı hesaba katmayandır. (maksat tanım olsun)

"bilme inançtan başka bir şey ifade edemez. dahası, mutlak doğru da var olmasını tanrısal bir varlığın varolmasına bağlar."

ben aşağı yukarı böyle düşünüyorum. son tahlilde bilgi bir tür inanç kanaatimce...

bilimsel düzlem ve ateizm konusunda ifade edilen görüşler tutarlı, ama sonuçta problemi gözardı etmekten başka bir sonuca varmıyor sanki. bilimi sabit bir teleskoba benzetelim, yönünü değiştiremiyoruz, ama açısını, görüş alanını giderek genişletebiliyoruz. görüş açısı içinde kalan alanı daha net görebiliyoruz, dış kısım ise flu. olayı bilimsel düzlemle sınırlandırmak, flu alanı yok farz etmek anlamına geliyor. eğer arkadaşınız "abi garajdaki ejderha dışarı çıkmış, flu alandan üzerimize geliyor" diyorsa, sizi keklediğini düşünüp "hade len, teleskopta görünmüyor" diyebilirsiniz. siz göremediğinize göre, onun da göremiyor olmasını beklemeniz mantıklı. peki arkadaşınız "göremiyorum, ama kokusunu alıyorum, sen nezle olduğun için farkında değilsin" derse tutumunuz ne olmalı? böyle bir durumda ejder maması olma ihtimalini, arkadaşınızın koku alma hassasının sizinkinden iyi durumda olup olmadığını, sizi kandırıp kandırmadığını ölçer biçer, uyarıyı ciddiye alıp almama konusunda bir kanaate varmaya çalışırsınız. tablonun bilimsel düzlem tarafından aydınlatılan kısmının dışında sizin için hayati bir problem varsa eğer, bunu gereksiz bir ihtimal olarak ele almak nahoş sonuçlara yol açabilir.

bu arada, ilginizi çekmeyebilir, ama yine de not edelim, islam akaidi açısından inanç konusunda "bir değilse sıfırdır" gibi bir anlayış var. iki değerli mantığın ya 0 ya 1'inden farklı bu, şüphe gözardı edilmiyor, ama şüpheye verilen değerle, redde verilen değer aynı. bunu "kabul edenler, etmeyenler?" sorusu şeklinde de ifade edebiliriz, kabul etmeyenler, reddetmiş de olabilirler, kararsız da olabilirler. olasılık hesapları, "zann-ı galib (=yüksek ihtimal)" sadece amel (uygulama) alanında geçerli sayılıyor.

(sirkencubin, 13.12.2007 12:52)
#2274632 - sirkencubin  - 30.10.2011   14:24

türkiye ateistinin koyundan farksız olması: türkiye ateistine iltifat, koyuna hakaret sayılacak bir beyanat olmanın yanında, ciddi bir tespit yapmak üzereyken ıskalayan bir görüşün özeti.

madde bir: konuyu ateizm kavramı üzerinden kurgulamak hatalı. ateizm neye inanılmadığı hakkında bir etiket ve hedeflenen zümreyle örtüşmüyor. eğer ortada ortak özellikleri olan bir zümre varsa, bunların yapısı hakkında ikna edici argümanlar ileri sürebilmek için ortak noktalarının neler olduğunu tespit etmek gerek. ne olmadıkları bakımından ortak olan bir grup ne oldukları bakımından son derece heterojen de olabilir. konuya buradan girince elinizdeki kategorinin darmadağın olması ve tespitlerinizin elinizde patlaması riski var. ateistlerin bir kısmının hedeflenen zümreden olmaması ve hedeflenen zümreden bazılarının ateist olmaması gibi ihtimalleri değerlendirebilmek için, hedef aldığınız zümreyi neye inandıkları üzerinden, kendi dünya görüşleri üzerinden kategorize etmeniz gerekir.

madde iki: konunun devletler üzerinden ifade edilmesi de hatalı, bazı devletler sözkonusu dünya görüşünün önde gideni, bayrak sallayanı rolünü üstlenmiş olabilirler, bu konuyu bilhassa iş edinmiş olabilirler, dayatmacı olabilirler; ama sözkonusu dünya görüşünün yaygın şekilde kabul gördüğü, büyük oranda etkili olduğu, lakin devlet seviyesinde aynı oranda temsil edilmediği toplumlar da olabilir. değerlendirmenize bunları dahil etmemeniz halinde tam bir analiz yapmanız hayli zorlaşır.

madde üç: türkiye hakkında konuşurken türkiyenin neresinden, hangi toplumsal kesimden bahsettiğinizi net olarak ifade etmezseniz kronik kör dövüşü sağırlar diyaloğu havanda su dövme geleneğinden sıyrılmanız zor, hele muhatabınız sözünüzü "denginden anlayacak" vasıfta değilse. siz büyük resmin başka bir detayından bahsediyorken, muhatabınız farklı bir detay üzerinden savunmaya geçebilir. comte ve renan etkisi nüfus bakımından türkiye'nin az bir kısmında hissedilir bir etkidir, önemi bu tarz bir görüşün "jöntürk sınıfının" icra kuvveti olan "ittihatçı cuntasının" benimsediği bir anlayış olmasındandır. sözkonusu sınıf ile iktidar alanındaki temsilcileri arasında her sahada mutabakat bulunmamaktadır, asgari müştereklerin ötesinde ihtilaf halinde oldukları alanlar da hesaba katılmalıdır. ortalama aydın profiline büyük oranda katkıda bulunan sınıf, konuyu pozitivizm kavramını kullanacak kadar ince değerlendirecek bir ölçekte ele aldığınızda heterojen bir zümredir ve pozitivist olmayanları çoktur. bu noktada çok kolay bir şekilde "n'alaka" savunmasıyla karşılaşabilirsiniz. diğer taraftan esasta yönetici elitle halk tabakası arasındaki bir hikayeyi zihninizde bulundurarak kurguladığınız tablo, entelijansiya ile halk arasındaki hikayeleri gündeme getiren "mağdur aydın" tarafından reddedilebilir. karmaşık bir yapı var ortada ve bir alanda baskın olanlar, diğer alanda azınlık mevkiine düşebiliyorlar. belirli bir sosyal kompartmanda ateist olmak koyun olmaktan bile kolayken, bunu başka bir sosyal kompartmanda izhar etmek zor bir iş olabilir.

madde dört: "koyun olmak" meselesi "türkiye ateistlerine" mahsus bir husus değil, hadiseyi tahkik-taklid ekseninde ele aldığımızda zaten istisnalar hariç insanların ekseriyetinin "koyun" olduğunu görürüz. her dünya görüşünün mensupları arasında her tür zihin seviyesinde insanlar bulunabilir. "türkiye ateistlerinin" sorunu çoğu zaman taklitlerini tahkik sanmalarından ileri gelir.

madde beş: genellikle din başlığı altında sınıflanan dünya görüşlerinin dışında kaldığı için kısaca ateizm şeklinde vasıflandırılan dünya görüşünün tasviri konunun anahtarı. pozitivizm kelimesiyle özetlediğiniz, ateizm diye ifade ettiğiniz dünya görüşünü; liberalizm, sosyalizm, nasyonalizm, kapitalizm, komünizm, nihilizm, hedonizm, hümanizm, rasyonalizm, materyalizm, otizm, kökizm "fraksiyonlarının" hepsini "ışıklı masa" üzerinde üst üste koyarak kontürlerini, çizgilerin yoğunlaştığı alanları tespit etmek suretiyle aşikar kılmalısınız. liberaller ve sosyalistler kendi aralarında çekişmeli, ikisi birden jakoben tayfayla niza içinde, üçü birden ahaliyle münaferet halinde. böyle bir tablo karşısında konuşurken, ne kastettiğinizi "idiotproof plus plus" netliğinde açıklamazsanız, anlaşılma ihtimaliniz sıfıra yakın. öncelikle muhatabınıza şuistlerden, buistlerden değil, hepsinin teşkil ettiği ortak bir zümreden bahsettiğinizi anlatabilmelisiniz, kendi aralarında biribirlerine nisbetle teşkil ettikleri kategorizasyonun sizin için o kadar anlamlı olmadığını, hepsine birden baktığınızda sadece laciverdin tonlarından oluşan tek bir şey gördüğünüzü ve bu gördüğünüz şeyden bahsettiğinizi izah edebilmelisiniz. hangi epistemik cemaatten bahsettiğinizi anlatamazsanız, başka bir adım atabilme ihtimaliniz düşük.

madde altı: iki bitten yukarı seviyede işlem yapabilen herhangi bir organizmanın problemin karmaşıklığını algılama düzeyi, ortalama sözlük ateistinden fazladır. bu bakımdan koyun sürüsü demek yerine, strikininize deserebre kurbağa korosu demek daha uygun bir ifade olurdu.

olacak gözüm, ha gayret...

(sirkencubin, 16.07.2009 13:37)

#2273149 - sirkencubin  - 29.10.2011   13:49

30 Aralık 2012 Pazar

kutsal demlik


russell'ın çaydanlığı, diğer bir adıyla göksel çaydanlık, filozof bertrand russell tarafından dinlerin yanlışlanamaz savlarının yanlışlanması görevinin kuşkuculara düştüğü görüşünü çürütmek amacıyla ileri sürülen bir benzeşim. illustrated dergisinin 1952'de içeriğine kattığı (ama hiç yayımlamadığı) "bir tanrı var mı?" isimli makalesinde, russell aşağıdakileri söyler: 
" eğer ben dünya ve mars arasında eliptik bir yörüngede güneşin etrafında dönen çin seramiği bir çaydanlık olduğunu öne sürseydim ve bu çaydanlığın en güçlü teleskoplarımızla bile tespit edilemeyecek kadar küçük olduğunu ekleyecek kadar da dikkatli olsaydım, kimse bu görüşümün tersini kanıtlayamazdı. ama devam edip de bu savımın yanlışlanamaz nitelikte oluşundan dolayı insan aklının ondan kuşku duymasının kabul edilemez bir küstahlık olacağını söyleseydim, herkes haklı olarak saçmaladığımı düşünürdü. ancak, eğer böyle bir çaydanlığın varlığı eski kitaplarca onaylansaydı, her pazar günü kilisede kutsal gerçeklik olarak öğretilseydi ve okullarda çocukların beynine kazınsaydı, onun varlığından kuşku duymak bir gariplik belirtisi olarak görülür ve o kuşkuyu duyan kişiye yakınçağda bir ruh doktoruyla ya da daha önceki çağlarda bir engizisyon yargıcıyla bir randevu alınırdı.

http://tr.wikipedia.org/wiki/russell'in_%c3%a7aydanl%c4%b1%c4%9f%c4%b1
(sirkencubin 02/11/2011 02:22)
meseleyi karikatüre irca ederek çözme metodunun bir örneği. görünüşe göre kaynağını, daha ziyade hristiyanlarda rastladığım ispat takıntısından alıyor. gaybe iman kavramı karşısında bağlam dışı kalıyor. 

bilmek ve inanmak arasındaki fark, burada da ıskalanıyor. inanmadan bilemezsiniz, ama tersi doğru değil. doğruluğunu ispatlayamadığınız veya yanlışlayamadığınız şeylere de inanabilirsiniz. daha doğrusu, doğruluğunu ispatlayamadığınız veya yanlışlayamadığınız şeylere inanırsınız, inanmak doğruluğunu ispatlayamadığınız veya yanlışlayamadığınız şeylere dair bir kabul veya reddir. aklınıza yatıyorsa, kabul etmek için içsel tutumunuz üzerinde etkili olabilecek yeterli gerekçeniz varsa, bilmediğiniz bir şeye pekala inanabilirsiniz. yeterli sorgulama yapmadan kabul veya red demek, yanılma ihtimalinizi arttırabilir belki, ama inanabilmek için sorgulama yapmak şart değildir. sorgulama sadece temeli olan bir inanç ile temeli olmayan bir inanç arasındaki farkı ifade eder. inanç için sorgulamanın tamamlanmış olmasını, bir doğrulama/ yanlışlama durumuna ulaşmış olmayı beklemek saçma, zaten ona inanç denmiyor. herhangi bir konuda herhangi bir inanca sahip olmayan birini bulmanın mümkün olmadığını zannediyorum. ama birtakım efendiler, inançları farklı kategorilere ayırdıktan sonra, bazıları inanç değilmiş gibi yapıyorlar, sonra da inanmanın ne kadar saçma bir şey olduğu hakkında geyik yapıyorlar. 

burada boşluk kabul etmeyen bir alandan bahsedildiği de gözden kaçan bir husus, tanrıya veya bir dine inanmanın alternatifi sıfır inanç, aslan akıl, kaplan bilim durumu değildir. bir kısım inançları reddettiğiniz zaman, onların yerine başkalarını geçirirsiniz. toplum düzenlemenizi, bebeleri formatlama işini hristiyanlığa göre değil de hümanizme veya materyalizme göre yapıyor olmanız, "dinlerin dezavantajlarından" kurtulduğunuz anlamına gelmez. sadece bir haberciye atfedilen bir inanç kümesinden, kendi icat ettiğiniz bir inanç kümesine geçmiş olursunuz. bir dinle çaydanlık hakkında bir inancı karşılaştırmanın saçmalığı, örnek tersine çevrilerek görülebilir. kimse yörüngede bir çaydanlık var diye hırsızlık yapmaktan vazgeçmez, "aa çaydanlık yokmuş, olee" tribine girmez. (bkz: tanrı yoksa her şey mübahtır) eşit derecede temellendirilmiş/ temellendirilmemiş/ gerekçeli/ gerekçesiz/ makul/ saçma olsalar bile, bir toplum açısından bir dine inanıp inanmamakla bir çaydanlığa inanıp inanmamak çok farklı şeylerdir. din, bir dünya görüşü, hayat tarzı, değer yargıları, toplum düzeni demektir; çaydanlıksa sadece çaydanlıktır. 
(sirkencubin 02/11/2011 02:22)

2 Ekim 2012 Salı

ifade özgürlüğü ve inançlara hakaret hakkında

"et-tekrarü ahsen/ velev kane yüz seksen"


kitab, peygamber veya islam diniyle ilgili herhangi bir bahiste hakaret konusu gündeme geldiği zaman, bir kısım komikleri bırakın, hiç beklemediğiniz insanlardan bile tuhaf tepkiler alabiliyorsunuz. bunu yazmaya gerek olmamamalıydı, bu kadar okuyan, düşünen insanın olduğu bir yerde, ama madem ihtiyaç hasıl olmuş, tane tane yazalım efendiler. 


kitaba, peygambere inanmıyorsanız, saygı duymuyorsanız, saçma buluyorsanız; bu sizin probleminiz, öldüğünüzde allahla aranızda halledersiniz. bunları tek başlarına hakaret kapsamında değerlendirmiyoruz. saygı duymak derken, sizin konuya karşı içsel tutumunuzdan bahsediyoruz, ne hissettiğiniz, ne düşündüğünüz, vicdani kanaatiniz... 

kitaba, peygambere inanmıyor, saygı duymuyor, saçma buluyorsanız ve bununla yetinmeyip kanaatinizi izhar ediyor, fikrinizi beyan ediyorsanız, yani bu konudaki duygu ve düşüncelerinizi başkalarına da açıklıyorsanız; bu da sizin probleminiz. insanlar doğaları gereği yanılabilirler, hatalı beyanda bulunabilirler, konu hâlâ allahla aranızda. 

fikir beyan etmekle yetinmiyor ve bunu pespaye bir tarzda, aşağılayıcı mahiyette, hakaretamiz bir üslupla yapıyorsanız, bu noktada konu allahla aranızdaki bir konu olmaktan çıkıyor, kullar da işin içine giriyor. konunun günah boyutu, yine allahla aranızda, yevmü'l-fasl geldiğinde rabbinizin huzuruna daha büyük, okkalı günahlarla çıkmak istiyorsanız, bu da yine sizin probleminiz. ancak üslubunuzun düşüklüğü sebebiyle aynı zamanda inananları rencide etmiş oluyorsunuz. bir şeye inanmadığını ifade etmek başka, alay etmek çok başka şeyler. bir insanın babasına, anasına sövdüğünüzde neden sinirleniyorsa ve bu yaptığınızı ifade özgürlüğü ile haklı çıkaramıyorsanız, neden insanlar, birileri nazım hikmet'e, deniz gezmiş'e, atatürk'e veya insanların cidden değer verdiği birilerine, hayatı kadar, belki daha fazla önemsediği kavramlara karşı benzer bir tutum içine girdiği zaman tepki veriyorlarsa ve neden bu tepki yasalarla destekleniyorsa, o sebepten dolayı insanların kutsal saydıkları şeylerden bahsederken dikkatli bir üslup kullanmak zorundasınız. saygı duyun duymayın, kimsenin derdi değil, kimse kimsenin bekçisi değil. ama saygısızlık edemezsiniz. saygı duymamakla saygısız davranmak arasındaki farkı açıklamak gerekiyor mu hâlâ, bilemiyorum. 

insanlar arasında ortak kabul görebilen, evrensel olabilecek tek şey mantık. o da saltlığı yüzünden aslında tam bir sorun çözücü değil, öncüllerinizle çıkarımlarınız arasındaki tutarlılığı, yargılarınızın kurguladığınız kategorizasyona uygunluğunu denetleyebiliyor ancak, öncüllerin doğruluk değerine bağımlı olduğu için evrensel ortak zemin oluşturma konusunda yetersiz. kimilerinin anlamadığı konu şu: inançsız insan olmaz, bilgi inancın bir türevidir. bir şey bilebilmek için önce bir şeylere inanmanız gerekiyor. ispatlarınızı sonsuza kadar sürdüremediğiniz için bir yerden başlamanız, yani bir şeyleri ispatsız olarak doğru kabul etmeniz gerekiyor. sonuçta bir şey bilmek, bir fikir sahibi olmak için ilk adım bir şeylere inanmak. bu da hangi sistem olursa olsun evrensel kabul görme ihtimalini ortadan kaldırıyor. farklı sistemlerin çeliştiği noktalar olması kaçınılmaz. çelişkiler çatışmaya döndüğünde, ortak teorik zemin oluşturamasanız bile, ya tolerans ve iletişim yoluyla en hasarsız ortak uygulama yolunu arayacaksınız ya da sorunu kuvvet kullanarak çözeceksiniz, bunların dışında bir ihtimal yok. ifade özgürlüğünün ardına saklanıp hakaret özgürlüğü diye bir saçmalığı savunmaya kalkarsanız, kafa kırma özgürlüğü de gündeme gelir. buradaki sorunumuz bu. 

(sirkencubin, 05.12.2007 08:55) 

1 Kasım 2011 Salı

dindar kişilerin ateisti inançlı gösterme çabası / ekşi

öbür tarafından bakınca inançlarının farkında olmama sendromuna dönen fenomen. allah'a, peygamber'e inanmamanız, hiçbir şeye inanmadığınız anlamına gelmez. kıdem ve beka sıfatlarını doğaya, ilim ve irade sıfatlarını insan aklına ve kudret ve tekvin sıfatlarını her ikisine atfetmeniz, bahsi geçen konularda bir inanca sahip olmadığınız anlamına gelmez. ortak kabulleriniz, evrensel saydığınız değerleriniz inançlarınızdır. akla inanırsınız, bilime inanırsınız, insan haklarına inanırsınız, şu veya bu felsefeye, ideolojiye inanırsınız ve bunların hiçbiri son tahlilde bir dinden daha objektif değildir. adım adım geri gidip çünkü öyle dediğiniz noktalara tekrar bakın ve inancınızı keşfedin.
(sirkencubin, 10.01.2008 15:20)


ateistlerin inançlarını göstermeme çabasına uydurdukları kılıftır. kendi değer yargılarının sizinkinden daha objektif, daha aklî, daha bilimsel olmadığını itiraf ederlerse iktidarı kaybetme tehlikesiyle yüzleşeceklerini düşünürler. çoğunluk faşizmine karşı olma kisvesi altında azınlık faşizmini elden bırakmama manevrasıdır bu, anadolu'dan gelen vahşi türkleri, creme de la creme türklerin ve onların ulusalcı, sözde laik, palavradan sosyalist destekçilerinin parselledikleri alanlara sokmama kavgasıdır.
(sirkencubin, 10.01.2008 16:02)


muhataplarının laf anlamazlığı yüzünden gereksiz bir çabadır. diğer taraftan ateisti inançlı gösterme diye bir şey yoktur, inançlı olmayan birinin inançlı olduğunu ispatlamaya çalışırsanız, bu bir "gösterme çabası" olur, inançlarının farkında olmayan birini uyarmaya çalışırsanız olmaz.

1) pratikte formel mantık dediğiniz şey evrensel değil aslında, primer süreç düşüncesi diye bir şey var. ama ele aldığımız konular açısından bağlam dışı olduğu için yok farzediyoruz ve formel mantık evrenseldir diyoruz.

2) formel mantık tek başına bir işe yaramaz. onu işletebilmek için bir takım aksiyomlardan hareket etmek zorundasınız. ister tümdengelin, ister çay demleyip tümevarın, çuvallamadığınızın mutlak bir ispatı yoktur. niye öyle olduğunu galiba ateist başlığında ve kısmen de hz. muhammed (sallallahü aleyhi vesellem) başlığında yazdım daha önce, çay molasında oturun okuyun.

3) birtakım ispatsız varsayımlara dayandığı halde, bilimin verilerini pratik amaçlarla doğru kabul ederiz. bu bize ne sağlar? bu bize içinde yaşadığımız doğayı anlama imkanı sağlar, bu bize hayatımızı kolaylaştıracak araçlar üretme imkanı sağlar. bu bize ne sağlamaz? ahlak ve siyaset gibi alanlar için kullanılacak değerler sağlamaz. toplum hayatını düzenlemek için, bilimin nisbeten objektif ve de pratikte genelgeçer sayabileceğimiz verilerinin ötesinde bir düzleme ihtiyaç duyarız. bazı insanlar bu verileri dinlerden sağlar, bazıları da felsefi sistemlerden sağlar. sonuç olarak hepsi de inançtır.
(sirkencubin, 11.01.2008 10:02)

31 Ekim 2011 Pazartesi

hede hödö dini / ekşi

demagoji dini. her yola gelir. insanlara "benim dini sebeplere dayanan şöyle bir ihtiyacım, böyle bir sıkıntım var. şu güzel ortamı bozmadan bir çözüm, herkese uyacak bir orta yol bulamaz mıyız" diye sorduğunuzda hemen bu kişilere vahiy (!) gelir, "iyi de şöyle şöyle böyle böyle bir din olsaydı ne olacaktı" diye mükalemeyi hiç ederler. siz "benim dinimde kaza namazı şudur, bu değildir" dersiniz, size hede hodo dininin kaza namazıyla öğüt vermeye kalkarlar. aslında bütün yaptıkları inançlara karşı eşit mesafedeymiş ayağına yatmak, onların inançlarının karşısında sizinkilerin bir kıymeti olmadığı şeklindeki kanaatlerini itiraf etmemek için topu taca atmak.

gizli paganistler sizi, o argümanı beğenmiyorsanız, bu argüman da var, ağlamayın sonra.
(sirkencubin, 10.01.2008 08:56)


duruma göre eğilip bükülebilen bir dindir, yahudilik, hristiyanlık veya budizm bunun kapsamına girmez. olayı soyut bir düzleme çekip bu ülkenin sosyal gerçekliğinde ne var ne yok gözden gizleme taktiğidir. taktik değilse, bilinçsiz yapılıyorsa daha kötü... işin ilginç tarafı hristiyanlık ve yahudilikle ilgili düzenleme de vardır bu ülkede (cumartesi ve pazar tatilleri), müslümanlıkla ilgili uygulama da vardır (bayram tatili), sorun aslında dinlere eşit mesafede davranma davranmama meselesi değildir. kurgusal evreninize ilgili öğeleri ekleyerek çatışmanın kaçınılmaz olduğunu savlayabilirsiniz, ancak pratikte herhangi bir dinin uygulamasını engellememek zorunlu olarak düzenin bozulması anlamına gelmez. soruna çözüm aramak yerine, ayak oyunlarıyla sorunu reddetmek anlamına gelir bu tavır. bu tavır çatışmanın kaynağıdır, çok-kültürlü bir toplumda toplumsal gruplardan birinin inancını referans alıp diğerini bağlam dışı bırakırsanız çatışmanın önünü alamazsınız. fırlamayın sakın meydana bizim inancımız yok diye, din dediğiniz sistemlerden biri olması gerekmiyor, vicdani kanaatleriniz, hayat tarzınız, değer yargılarınız, dünya görüşünüz, evrensel mantıksal zorunluluğu olmadan benimsediğiniz kabulleriniz var ve bunlardan oluşan sistem sandığınız gibi ortak payda değil, öyle bir ortak zemin icat edilmedi henüz yeryüzünde.

evde argüman tükenmez, karşımızda laftan anlayan insan olsa, tükense bile, tükendi deriz. ille meşe odunu istiyorsanız kendi tercihiniz...
(sirkencubin, 10.01.2008 10:48)


sosyal hayatta karşılığı olmayan dindir. dolayısıyla problem olarak karşımıza çıkma ihtimali olmayan dindir.

şimdi tane tane yazıyorum ve bu son inşaallah...

olayımız birbirine göre avantajı olmayan a dini ve b dini ile hepsine eşit mesafede bir ortak payda olarak seküler dünya görüşü değil. olayımız inanca karşı inanç. inanç nedir anlamadıkları için kendi inançlarının farkına varamayanlara bunu anlatmak güç olacak, ortada her şeyi kendi inancına, yani kendi vicdani kanaatlerine, kendi hayat tarzına, kendi değer yargılarına, kendi dünya görüşüne, evrensel mantıksal zorunluluğu olmadan benimsediği kendi kabullerine göre düzenlemek isteyen ve ötekinin inancını toplumsal hayatta olabildiği kadar kısıtlamaya çalışan bir toplumsal grupla ikinci sınıf vatandaş olmak istemeyen, inançlarının yok kabul edilmesini sineye çekmek istemeyen bir grup var. inançlarınızın ismini koymaktan kaçındığınız için, inanç olmaktan çıkacaklarını sanıyorsanız yanılıyorsunuz. yaptığınızın adı laiklik değil. laiklik çeşitli inançların birbirini engellemeden bir arada bulunabilecekleri, çelişkilerin çatışmaya dönüşmesinin minimuma inmesini sağlayacak, uygulanabilir bir orta yol arayışı. inancını bana dayatmanın adı laiklik değil. bunun adı demokrasi de değil. ben ne dersem o olur türü rejimlere başka isimler veriliyor.

"a dinine mensup bir kişi dini vecibelerini yerine getirmek istiyor. ama yapmak istediği eylem, şu veya bu şekilde benim bazı haklarıma ve özgürlüklerime tecavüz anlamına geliyor. bu durumda ne yapılır? bu durumda o kişi o eylemi yapamaz, yapmamalı" demek şu anlama geliyor: a dinine mensup kişinin dini vecibeleri, [sekülarizm, materyalizm, humanizm, paganizm, ya da adını sen koy] (=b) dininin vecibeleri ile çeliştiğinde kategorik olarak a dininin vecibeleri reddedilecek ve b dininin vecibeleri uygulanacak, böylece hiçbir durumda b dinine mensup kişilerin haklarına ve özgürlüklerine tecavüz edilmeyecek, ama bununla çelişiyorsa a dinine mensup kişilerin haklarına ve özgürlüklerine tecavüz edilecektir. kısacası bu ülkenin resmi dini b dinidir, a dini mensupları ikinci sınıf vatandaştır. bu kadar anlıyorsunuz işte siz laikliği de demokrasiyi de...
(sirkencubin, 10.01.2008 11:30)


sondan sonraki son...

hede hodo dini x değildir. "varsayalım ki x=1928385 olsun"dur. niye varsayalım lan? 1928385 yok hiç memlekette, 14412 var, 5373 var, ne bileyim 4904 var, 1928385 yok, hasta mısınız nesiniz? varsayalım ki halam amcam olsaydı demekten ne farkı var bunun?
(sirkencubin, 10.01.2008 12:01)


tak-çıkar özellikleriyle çok pratik bir dindir, her türlü hava ve yol koşullarına uygulanabilir.

son demiştim di mi, vazgeçtim, ciddiye aldığım en az bir kişi zuhur etti zira.

mecazlar gayet iyidir efendim, elverir ki muhatabınız ne dediğinizi anlasın.

eğer hayatınızı libidonuzu tatmin etmeye adamışsanız, "bir anlamda" o sizin dininizdir. var öyle şeyler, mesela hayatını kasasını doldurmaya adamış bir varyemezin dini, paracıklarıdır.

kısa keselim, zurnayı zırtlatalım.

iki mesele var önümüzde:

1) lost dininin gerekleri avrupa yakası dininin gerekleri ile çelişise ne olacak yahut galaktika dini genel toplum düzeni açısından sorun çıkaracak taleplerle ortaya çıkarsa ne olacak?

2) uygulamalara zemin teşkil edecek tutarlı teorik zemini hangi esasa göre oluşturacağız?

bu noktada toplum sözleşmesi gibi bir kavrama ihtiyacımız var galiba. sorunu çözebilmek için öncelikle unsurlarını, önemli problemlerini, kırılma noktalarını gözardı etmememiz gerekiyor. madem din kelimesi bu kadar elercük oluyor, weltanschauung diyelim onun yerine, hem din dememiş oluruz, hem günlük coolluk ihtiyacımızı gidermiş oluruz. (kelimenin nasıl yazıldığını bulmak için sözlük karıştırmam gerekti, hegel, weber falan da okumadım, üstüme gelmeyin. sahi nası okunuyo bu? çok da uzun be, ben ona kısaca welty diyorum şimdilik*) ne diyordum ben ya? ha, bu welty nesnelerinin yol açtığı sorunları gidermenin yolu onları reddetmek değil, çünki bastırdıkça basınç artıyor (bkz: topu kesmek). bunun dışında kutsallığını ispatlayamamış a dini weltysini esas almak ne kadar baskı yaratıyorsa, kutsallığını ispatlayamamış b felsefesi weltysini esas almak da o kadar baskı yaratıyor. bunun türkçesi şu: sekülarizmi tarafsızlık ve islam'ı da hizaya gelmesi gereken taraflardan biri olarak kodladığınız zaman kafadan işi bozmuş oluyorsunuz. niye islam'ı tarafsızlık olarak almıyoruz diye soracak o zaman halk size. soruyor zaten, anlayan var mı belli değil. soyut düşünce, rasyonel akıl dediğin nedir, güzel kardeşim? islam'ı baz alırsak, eşit mesafe ortadan kalkar diyorsun, doğru söylüyorsun. sekülarizmi baz alınca da eşit mesafe kalkar diyorum ben de. toplumun gazını alacak, deli gibi tartışmayı bıraktırıp iş ve fikir üretmesine imkan sağlayacak bir sözleşme yapacaksak, hepimiz eşitiz, ama biz daha eşitiz tribini bir kenara bırakmak gerekiyor.

masaya oturduk, biliyoruz ki elimizdeki teorik çerçevelerin hiçbiri evrensel değil, hangisini seçersek seçelim biri mutlaka itiraz edecek. ne yapmalıyız? ya biraz öyle biraz böyle diyerek vaziyeti idare ederiz, ki milli alışkanlıklarımızla gayet uyumlu olur bu, biraz irrasyonel olsa da, veya rasyonel olmayı seçip "bi çerçeve lazım arkadaşlar, yapıcı olalım biraz" diyebiliriz. o ya da bu, bir çerçeve seçildiği zaman neye dikkat etmek gerekir? çerçeve seçildi diye hayatın bayram olmayacağına dikkat etmek gerekir. eğer masadaki taraflardan birinin benimsemediği halde, toplumsal barış için çerçeveye kerhen destek verdiğini unutursak, kazan patlar bir süre sonra. bir talebi karşılamanın başka bir talebi baskılamak anlamına geldiğini aklımızdan çıkarmayıp, baskı-talep dağılımının dengesini kuran, toplumsal dinamikleri zorlamayan bir teknik geliştirmeliyiz. b felsefesinin çerçevesini seçtik diye a grubunun 5.4 şiddetindeki bir problemini, b grubunun 1.1 şiddetindeki bir görgü kuralına feda etmeye kalkarsak çatışmanın önünü alamayız. sana göre zararlı ve olmaması gereken bir şeyin bana göre de o kadar zararlı ve olmaması gereken bir şey olmasını beklersen daha çok beklersin. tolerans gerçekten önemli, anahtar kavramlarımızdan biri. bunu hayata geçirirken b grubunun kendi paradigması içinde zararlı ve olmaması gereken bir şey olarak kodladığı x eyleminin, evrensel olarak zararlı ve olmaması gereken bir şey olduğu savıyla ortaya çıkarsan, b karşısında a'nın bir ilkelliği ifade ettiği söylemini dilden düşürmezsen, bunu a grubuna hakaret ederek ortaya koyanları normal karşılarsan, hele hele b çerçevesi seçiminin hedefinin a bakış açısını zaman içinde ortadan kaldırmak olarak kodlarsan, a grubunun desteğini kaybedersin. toplumsal gerçekleri ortadan kaldırma çabası toplumsal gerçeklerin sizi ortadan kaldırmasıyla da sonuçlanabilir, filan parti niye %70 oy aldı diye gelmeyin sonra karşıma.
(sirkencubin, 11.01.2008 11:12)