milliyetçilik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
milliyetçilik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20 Ocak 2013 Pazar

allah devletimize milletimize zeval vermesin / ekşi


devleti ve milleti birinci sırada öncelikli sayan, sahiplenen kişilerin yürekleri titreyerek ettikleri dua. bu kişiler dünden yarına uzanan bir bütünün parçası olduklarını hissederler, bütünlüğün devamını sıcak ve dolu bir gönülle arzu ederler. bu uğurdaki kayıpları hiçe sayarlar. millî mücadele bu zihniyetteki insanların gayreti ile verilmiştir.

bu sözün hakkını verememek ayrı bir meseledir. devleti koruyorum derken milleti rezil etmenin eleştirilmesi de ayrı bir meseledir. hamasetle samimiyeti ayırmak mühimdir. bu söze dayanarak yapılan yanlışları eleştirmekse eğer niyetiniz, bu ayrıma dikkat etmelisiniz. devletin ve milletin varlığını ve devamlılığını kaale almakta samimiyetsiz olduğunuz şüphesini uyandırırsanız, muhatabınıza ulaşmaz sözlerinizin mazmunu. hele ki ferdî menfaatleri millet faydasına yeğ tutan bir bencillik taşıdığınız intibaı uyandırmışsanız, işiniz zor. boşa konuşmuş olursunuz, söyledikleriniz arasında doğru şeyler varsa bile güme gider.

insanca yaşamak, hakça paylaşmak önemlidir. milletin kendisi olarak var olmaya devam etmesi de önemlidir. bu ikisini birlikte aramak gerekir. birini savunurken diğerini karalamak yanlıştır. devlet insan için vardır, ama devletsiz de olmaz.

türkiye'de söylendiğinde genellikle `türkiye cumhuriyeti` ve `türk milleti` kastedilen cümle. gönlünüzde başka bir devlet varsa onu bilemem...

(bkz: bize göre)

ikiyüzlülüğün ayıp sayılmaması gereken ideolojiler / ekşi


dindarlık veya milliyetçilik için ikiyüzlülüğün bünyevi bir özellik sayılması gerektiği zannı dindarlık ve milliyetçilik hakkında yeterli fikir sahibi olmamaktan kaynaklanır. birincisi taktik/ strateji alanı ile ahlak alanını karıştırmamak gerekir. size kuvvet veren şeyin düşmanda olmaması işinize gelir, ama bu düşman açısından öyle olmasının doğru olduğunu düşünmenizi gerektirmez. milliyetçiliğin kudret ve beynelmilelciliğin zaaf olduğunu düşünüyorsanız mesela, düşmanın beynelmilelci olmasını istersiniz ki yenebilesiniz. diğer taraftan başınıza bela açan milliyetçi bir düşmanı erdemleri açısından daha çok takdir edersiniz. açıklamayı uzatmaya gerek yok, anlaşılıyor sanırım. ikinci nokta, burada ikiyüzlülük tam olarak maksadı ifade eden kavram değil, çifte standart daha uygun olurdu. gözden kaybetmemek gereken nokta, eğer milliyetçilik anlayışınız biz ve onlar arasında çok belirgin sınırlar çiziyorsa, iki kategori arasında varoluşsal bir farklılık görüyorsa, iki kategori için farklı düşüncelerinin olması çifte standart olmaz. homo sapiens türü ile diğer omurgalı türler arasında yaptığımız ayrımın çoğu durumda çifte standart sayılmaması gibi. üçüncü nokta, milliyetçiliğin "doğası gereği saldırgan" bir düşünce sayılması hatalıdır. önde gelen amaç varlığını sürdürmektir, yani savunmadır. milletler arasında kimsenin diğerine zarar veremediği bir dengenin kurulması milliyetçilikle çelişmez.

din için durum biraz daha farklı. herkes kendi dinine sahip çıksın gibi bir anlayışı savunmazsınız, çünki kategorik olarak sizin dininizle başka dinler aynı şey değildir. sonuçta burada da ikiyüzlülük veya çifte standart yok.

ikiyüzlülük hakaret olarak algılanmadığı zaman bile dindarlık veya milliyetçilik için kullanılamaz. din dar anlamda bir ideoloji olmasa da, bir dünya görüşü (weltanschaaung muydu?) olmak anlamında ideoloji şeklinde ele alınabilir. ideolojilerden bahsettiğimize göre benimseyen kişilerden bağımsız olarak, fikir sisteminin böyle bir şeyi içerip içermediğini ortaya koyabilmemiz gerekir. kişilerin pratikte neyi benimsediğini önemsiyorsak, bunu belirleyebilmek için saha araştırmalarına ihtiyacımız var, izlenimler yanıltıcı olabilir. empati yeteneğiyle milliyetçiliği çelişik görmek de miliyetçiliği tanımamakla ilgili. olaya başkalarının gözünden bakabiliyor musunuz, bu başka bir konu, kendi varlığınızı sürdürmeyi ve geliştirmeyi hedefliyor musunuz, bu başka bir konu. ben tam aksine, milliyetçilere ve dindarlara yönelik bir empati eksikliği gözlemliyorum genelde.

türkiyəli kişilər / öz aramızdı


ekseriyeti oğuz olduklarını unutmuştur, hatta oğuz diye bir şeyden haberleri yoktur. "onlar uygur türkü, bunlar kazak türkü, şunlar özbek türkü; peki siz ne türküsünüz" diye sual eyleseniz ne cevap vereceklerini bilemezler.

(bax: sade dondurma)
2/7/2009

ırkçılık, faşizm, milliyetçilik / milli


ırkçılık

ırklar arasında nihai bir farklılık gören ve kendi ırkını diğer ırklardan üstün kabul eden, buna dayanarak başka ırklardan fazla ve farklı haklar talep eden bir görüştür. bu fikri savunabilmeniz için bütün ırkların tek bir insandan türediğini gözardı etmeniz gerekir, saf ırk bulunmadığını da gözardı etmeniz gerekir. bir ırkın diğerlerinden üstünlüğünü açıklayacak bir referans bulmak da zordur, soyunuzun "kutsal" olduğunu mu söyleyeceksiniz? peki ama neye dayanarak? nereden geliyor bu kutsallık ve öyle olduğunu nasıl biliyorsunuz? üstünlüğü kültüre veya tarihe mi dayandıracaksınız? kime göre, neye göre? neyin üstünlük vesilesi olduğuna kim, nasıl karar verecek? biyolojik sebeplerle mi açıklayacaksınız üstünlüğü? hangi faktörler daha üstün kabul edilecek, kim, nasıl karar verecek? iş biyolojiye dayanırsa, aslında zuluların üstün ırk olduğu fikrini hangi argümanlarla reddedeceksiniz? üstün ırk fikrinin "çünki öyle" demekten başka bir dayanağı yoktur ve onun gerçek anlamı da "ben hak-hukuk işlerini keyfime göre halletmek isteyen, adaleti nalıncı keseriyle tanımlayan, kendimden -ve kendimden saydıklarımdan- başkasını insan yerine koymak istemeyen egosu himalayalarda gezen, egoizmi aya, fezaya çıkmış biriyim" demektir. 01/07/2009


***

milliyetçilik, faşizm

milliyetçilikle faşistliğin karşılaştırılması abestir, milliyetçi olmakla ırkçı olmak karşılaştırmasının aksine bunlar birbirinin mukabili değildir.

faşist kelimesinin üç anlamı var: birincisi italyadaki mussolini tayfasının ismi bu. ikincisi devlet veya örgüt otoritesine dayalı baskı ve şiddet uygulayanlara deniyor. üçüncüsü komünistler için komünist olmayan, hatta kendi fraksiyonlarından olmayan herkes faşisttir. türkiyede genelde üçüncü anlamıyla kullanılıyor, ama bu bizi alakadar etmez, kullanan geri zekalıların sorunu. birinci anlamı da pek bizi alakadar etmiyor. üstünde durmamız gereken ikinci anlamı.

milliyetçilik de farklı şekillerde tarif edilebilir, farklı milliyetçilik anlayışları olabilir, o kadar derine inmeden kısa bir tanımla geçeceğiz: milliyetçilik bir millete mensubiyet şuuru taşımak, ona hizmet gayesinde bulunmaktır.

şimdi konumuza dönelim: millete hizmet şuuru taşımakla otoriteye dayalı baskı uygulamak arasındaki fark nedir? siz bunu cevaplamadan bir soru daha sorayım: galatabahçe fitbol takımı ile sallabolu belediyesi itfaiye teşkilatı arasındaki fark nedir? ikinci sualin cevabı: n'alaka? birinci sualin cevabı da aynı. biri fikriyatınızda hangi değerleri esas aldığınızla alakalı bir konu, diğeri fikriyatınızı hayata geçirmekte ne tür usüller kullandığınızla alakalı. faşist bir milliyetçi olabilirsiniz veya faşist olmayan bir milliyetçi olabilirsiniz veya faşist bir sosyalist olabilirsiniz veya faşist olmayan bir sosyalist olabilirsiniz veya faşist bir islamcı olabilirsiniz veya faşist olmayan bir islamcı olabilirsiniz...

sormak gereken şu: bir milliyetçi faşist olmalı mıdır, olmamalı mıdır? bu suale pratik bir cevap arıyorsanız tek partiyle yönetilen ülkelere bir göz atabilirsiniz, her şeye az sayıda kişinin karar verdiği ve zorla yaptırdığı yerlere bakabilirsiniz. genelde böyle bir uygulama kendini herkesten akıllı sanan, her şeyi bildiğini sanan, vicdansız ve merhametsiz bir grubun olmadık işlere kalkışıp yüzüne gözüne bulaştırması ve herkesin canını yakması, işleri çıkmaza sokmasıyla sonuçlanıyor. sualimize teorik cevap da aranabilir, ama lüzum görmüyorum şimdi. aklıselim sahibi hiçbir kimse kendi fikrinden başka hiçbir fikre hayat hakkı tanımayan, kafasına göre tehdit olarak tanımladığı her şeyi zor kullanarak bastırmaya kalkan birinin peşinden gitmez, dolayısıyla gerçek bir türk milliyetçisi faşist olamaz.

güzel kardeşim, milletine bağlılığın, onu savunma iraden çok güzel, kutlu olsun. ama heyecanın aklını örterse iyi niyetle kötü işler yaparsın. öfke ve hamaset dolu nutuklarla yetinme, oku, düşün, çalış, üret. yıkmayı değil yapmayı esas al, kovmayı, dağıtmayı, parçalamayı değil, birleştirmeyi, toplamayı hedef al. kibirlenme, kendini kimseden ulu görme. hakka, hukuka dayanmadan kimseyi incitme. gönül kazanmanın kafa kırmaktan büyük bir fetih olduğunu unutma. 09/07/2009

tefrika / milli


[ihl sözlük] yetmiş iki buçuk çeşit insanın bir arada olduğu sözlükleri tek bir karaktere sahip görme hatasına kurban giden sözlüklerden biridir. içinde ideolojisi elma kurtlarınınkinden bile sapıkça olan yazarlar da mevcut, akl-ı selim sahibi insanlar da. maalesef memlekette devlet, rejim ve sistem kavramları birbirinden ayrılamıyor, hemen her yerde sistemi eleştirmeye çalışırken devletle karşı karşıya gelen veya devleti koruduğunu sanarak jakoben zihniyete çanak tutanlar bulunabiliyor. bunların hepsi bomba olsaydı, hiroşima'yı mumla arardık. dahası fikir hatalarını, kavrayış yetersizliklerini, sosyokültürel farklılıkları devlete saldırı olarak göreceksek, bundan daha ağır bir millete saldırı var, hem de kendini milliyetçi sanan ve lakin türk milletinin değerleriyle, örfüyle, adetleriyle uzaktan yakından alakası olmayan kişiler de bu işin içinde.
altını çizmek gereken mühim husus şu, islamla işim olmaz tribindeki kişiler, müstağribler ve benzerleri bu millete nisbetle bit pire mesabesindedir. esas mesele asgari müşterekler etrafında birleşebilecek kişilerin arasındaki tefrikadır. ülkücülerle şu cemaatin bu tarikatın o camianın mensupları arasında fikir ayrılıkları olabilir, bunların liderlerinin hattıhareketleri tasvip edilmiyor olabilir, fakat ekseriyetinin ülkücüler kadar hamiyyetli insanlar olduklarının unutulmaması ve köprülerin yıkılmaması gerekir. türklük bedenim, islam ruhum diyen kişilerin bu tür konularda elma kurtlarından daha basiretli davranması icap eder. 02/07/2009

devlet bahçeli / milli


bahçeli'nin stratejik düşünemediği kanaatindeyim. "bodoslama" taktiğinden başka bir usûl bilmiyormuş gibi görünüyor. tehlikeli veya yanlış olduğunu düşündüğünüz bir şeyi engellemenin veya düzeltmenin ve tehlikesiz hale getirmenin yolu çoğu zaman bağırıp çağırarak itiraz etmek değildir. bilhassa demokrasi böyle işlemiyor. öyle bir fikir ortaya atmalısınız ki çoğunluk "vay be, adam haklı" demeli, karşınızdakiler de dikkate almak durumunda kalmalı. ortada bir mesele var mı, varsa nedir, çözümü nedir, bunları ikna edici bir şekilde ifade etmeniz gerekir. eğer mhp "kürt açılımı" adlı girişimin yanlış olduğunu düşünüyorsa, bunu gazetecilerle, akademisyenlerle, okuyan, yazan, düşünen kişilerle anlatabilmeli, kendisini bu sahada temsil edebilmeli. mevcut usûlle "evet, bunlar da böyle bağırıp çağırdığına göre şunlar haklı demek ki" etkisi uyandırmaktan başka bir şey yapamıyor. mhp'nin dışında kalan milliyetçileri bir tarafa bırakın, mhp milletvekilleri içinde bile bu işi bahçeli'den daha iyi yapacak birden fazla kişi çıkabileceğini zannediyorum. 05/08/2009

devlet bahçeli'nin saçmalıkları:

mahiyeti belli olmayan bir süreçte bu kadar sert çıkması bunlardan biridir, ama özel hak kavramına karşı çıkması değildir. kimseye özel hak verilemez ve verilirse bu onları aynen azınlık yapar. eğer herkese verilen haklardan bazı kişiler istifade edemiyorsa, haksızlığa uğruyorlarsa bunu düzeltmek devletin vazifesidir. iki şeyi karıştırmamak gerek. birine özel hak verir, diğerine vermezsen adil olmaz, o zaman rumu, süryaniyi, çerkezi bırak, bir oğuz olarak ben de özel hak isterim, ortalık karışır, devletin dibine kibrit suyu dökmüş oluruz el birliğiyle. 27/08/2009

19 Ocak 2013 Cumartesi

akp’ye oy veren ülkücü / milli


türk milletinin faydasının parti ve teşkilat işlerinin önünde olduğunun farkında olan ülkücüdür, öyle münasip görmüş ve tercihini yapmıştır. belki de yanılmaktadır seçimiyle, yine de hadiseleri değerlendirip bir karar verebilmekten aciz dar kafalı bir militandan iyidir.
komik gelecek belki, ama ülkücülerin, nurcuların, erbakancıların, solcuların birbirine çok benzeyen bazı tarafları var. düşünüp bulmak size kalmış... 04/09/2009

tek tek ele alalım...

1. bir ülkücü herhangi bir partiye oy verebilir, uygun görüyorsa akp'ye de oy verebilir, hatta vatanın milletin selametine uygun görüyorsa işçi partisine, sütçü partisine, tüpçü partisine bile oy verebilir, yeter ki iyi bir açıklaması olsun. iyi açıklamanın ölçüsü kişinin kendi değer yargıları, temel kabulleri ışığında, görebildiği kadarıyla hadiseleri değerlendirip, mantık süzgecinden geçirip bir neticeye varması ve vardığı karar hususunda vicdanının rahat olmasıdır. başkalarının bu arkadaşın yanlış mülahazada bulunduğu kanaatinde olması kişiyi ülkücü olmaktan çıkarmaz.

2. dar kafalı militan her tarafa keskin çizgiler çeken, tek boyutlu düşünen, birilerini daima haklı başkalarını daima haksız gören, karar vermek için aklını kullanmayan, onun yerine önyargılarına göre ve aldığı talimatlara göre hareket eden kişidir. bu kişinin benimsediği temel değerlerin başkalarınınkinden doğru olması, kendisini kafası çalışan bir insan yapmaz. davasına faydası da sınırlıdır, kuru kalabalık olur ancak. kendi aklını devreye sokmadan "abi" öyle diyor diye öyle yapan adamla, "reis" böyle diyor diye böyle yapan adam arasında fark yoktur. esasında teşkilat disiplinine uymak bile bir muhakeme gerektirir, kar zarar dengesi yapabilmeyi gerektirir.

3. akp'ye oy vermek doğru bir tercihtir diye bir şey söylemedim, akp'ye oy veren ülkücü iyi bir şey yapıyordur da demedim.

4. önkuzu'ya nereden geldik? milliyetçi hareket hakkında ne düşündüğümü nereden biliyorsunuz? fikir değiştirmek için 4 nisan 1997'yi beklemek şart mıdır? her şey ya siyah ya beyaz mıdır?

5. "kişi x konusunda kendi başına bir değerlendirmede bulunup tercih yapabilir" cümlesiyle "x konusundaki y tercihi uygun bir tercihtir" cümlesi arasındaki farkı anlamıyorsanız, ne demeye yazı yazmaya kalkıyorsunuz?

6. meseleleri "şucular oleeeeey, bucular yuuuuuuuh" derinliğinde incelemek için bir şempanzeninkinden fazla akıl gerekmiyor, bu mudur yani ülkücülerin ortalama akıl seviyesi? "akp'ye oy veren bir milliyetçi şu şu mülahazalarla hareket ederken haklı olabilir, ama şu ve şu noktalardan hatalıdır, neticede öyledi, böyledir" tarzında bir fikriniz varsa yazmak yerine, "ülkücü değildir, odur, budur" diye atıp tutmak yakışıyor mu size? her hususta aynı fikirde olmasam da bilgisini, seviyesini takdir ettiğim arkadaşlar da var, lakin şu sitede yazı (!) yazanların bir kısmı bizzat ülkücülük için hakaret teşkil ediyorlar.
07/09/2009

hacı'nın hakkında yanıldığı kişi.
07/09/2009

***

akp'ye oy verme gerekçeleri:
-anayasa mahkemesine inat
-mhp'nin chp ile koalisyon yapabileceği endişesi

***

dtp'ne oy veren ülkücü:

nereden bulacak bilemiyorum, ama iyi bir sebep bulabiliyorsa yapabilir. takılmayın bu kadar parti pırtı işlerine... 08/09/2009

***
mhp'ye oy verme gerekçeleri:

-isminde milliyetçi kelimesinin geçmesi
-seksen öncesinden kalma bir üç hilal sevdasından dolayı elin başka partiye mühür basmaya gitmemesi 27/08/2009

türk islam sintezi / öz aramızdı


islamcı milliyetçilik veya milliyetçi islamcılık da denebilir bu fikre, maksat sentez aramak veya zıtlardan bir bütün çıkarmaya çalışmak değildir. "önce türk müsün, müslüman mısın" tarzındaki abuk bakış açısını eleştiren bir görüştür, islam ı üst sistem olarak ele alır ve millet vakıasının benimsenmesinin islamla çelişmediğini ifade eder. meseleyi biraz daha derinleştirmek için ittihat ve terakki döneminde bahis mevzuu olan "üç tarz-ı siyaset" meselesine bakmak gerekir. üç siyaset tarzı, o dönemde hakim olan üç eğilimi ifade etmektedir: garpçılık, türkçülük ve islamcılık. sentez tarzındaki bir görüş, bildiğim kadarıyla ilk defa ziya gökalp tarafından "türkleşmek, islamlaşmak, muasırlaşmak" teziyle ifade edilmiştir. bu üç temayül daha sonraki dönemlerde de türkiye de fikri hayatın seyrini belirlemiştir. türklüğü temel dava alan ve dini, fikriyat için esas bir mesele olarak görmeyen kutup ile, islamiyeti davasına esas kabul eden ve millet fikrini reddeden kutbun ortasında, her iki eğilimi de benimseyen ve birbiriyle çelişkili görmeyen bir grup vardır ve türk islam sentezi veya türk islam ülküsü ifadeleri bu grubun görüşünü ifade etmektedir.

ziya gökalp a göre medeniyet bütün insanları birleştiren büyük bir daire, din onun altında bulunan ve onu birkaç parçaya bölen müteaddit daireler ve milliyet de din dairesinin altında kalan ve kültürle ifade edilen nihai dairedir. erol güngör e göre, medeniyet dairesi din dairesiyle örtüşür, her dinin kendi medeniyeti vardır ve bu medeniyet o dine mensup milletleri birleştirir. s. ahmet arvasi ye göre ise, medeniyet dairesi milli bir dairedir. arvasi, türk islam ülküsü görüşünü bir medeniyet davası olarak ele alır. buna göre bir medeniyetin terkibinde bulunan unsurlar, din, ilim ve kültürdür. kültür her milletin kendisine mahsus olduğu için, medeniyetler de milletlere mahsustur, ancak terkipte dinin de bulunması bir takım medeniyetleri birbirine yaklaştırır. bugün için türk-islam medeniyeti inkıraza uğramıştır, onu ihya etmek için hem ilim, hem din ve hem de kültür sahalarında ilerlemek gerekir.

yazarların görüşlerini uzun zaman önce okuduklarımdan hatırımda kalanlara göre yazdım, hata varsa affola. kanaatimce üç yazarın da haklı olduğu noktalar var, en doğru bulduğum da arvasinin görüşleri, ama ona da bir iki şerh konabilir. ezcümle medeniyet beşerî mi, dinî mi, millî mi suali biraz yapma bir sual, hangi ölçekten baktığınıza göre bu görüşlerin üçü de doğru olabilir. kültür ve medeniyet birbirinden ayrı değil, aynı şeyin iki vechesi denebilir. keza ilim de, din de ne kültürden, ne medeniyetten bağımsız. türk islam sentezi fikrini doğru anlayabilmek için din ve kültür arasındaki ilişkiyi irdelemek gerek, fikrimce kültürü dine aykırı bir şey gibi gören ümmetçi islamcı görüş hatalı. diğer taraftan din derken kastedilen islam dini ise, onun "bireysel planda kalması gerektiği" ve benzeri görüşler de hatalı, islam dini fert hayatını, toplum hayatını, fertlerin birbiriyle ve toplumla ilişkilerini, devleti ve devletler arası ilişkileri denetleyen bir dindir, bir müslüman için bir hayat ekseni teşkil eder ve bu eksen üzerinde, islam ı hesaba katmayan ideolojilere yer bırakmaz. son olarak dinde reform beklentilerinin de hatalı olduğunu söylemek gerek, islam kaynakları belli ve sabit bir dindir, değiştirilmesi sözkonusu değildir. dini, içinde yaşadığınız şartlara göre değiştiremezsiniz, bilakis her yeni nesil, içinde yaşadığı dünyayı vahye dayanan esasların ışığında dönüştürmekle mükelleftir. yeni sorular elbette yeni cevaplar ister, ama bu yeni cevaplar da insanlığın değişmez ölçülerine dayanmalıdır.

not: bu hususta mehmet niyazi özdemir in islam devlet felsefesi adlı eserine müracaat edilmesi de faydalı olabilir.
22/4/2009


türk islam sentezi eklektik bir fikir midir? eğer türklük/ türkçülük derken belirli ve değişmez esasları bulunan bir vakıayı kastediyorsanız ve bunlar islam/ islamcılık esasları ile çelişiyorsa, bu fikri eklektik bulmanız tabiidir, ancak bu görüşünüz türklük/ türkçülük anlayışı sizinkinden farklı olanları bağlamaz. kültür dış tesirlere kapalı, değişmez bir vakıa değildir; bilakis başka kültürlerle alışverişte bulunarak gelişir. dağların, ormanların arasında kapalı kalmış, izole bir kabile değilseniz, saf bir kültürünüzün olması mümkün değildir. vaktiniz varsa orkun kitabelerinde geçen çince menşeli kelimeleri sayabilirsiniz. islam dininin ve diğer müslüman milletlere ait kültürlerin tesirlerini taşıyan bir türk kültürü anlayışını reddediyorsanız, karahanlılardan bu yana geçen türk tarihinin yaklaşık bin yıllık kısmını büyük oranda reddediyorsunuz demektir.

islam dininin gereklerinin türk kültürü üzerinde belirleyici ve düzenleyici olması, buna mukabil islam dininin, türk kültürüne veya başka bir şeye göre değiştirilememesi, yani birinin diğeri üzerinde baskın olması, sentez fikrini manasız kılar mı? bu da sentez deyince ne anladığınıza bağlı. // biri diğeri üzerinde belirleyici olunca, gerçekte sadece belirleyici olan var ve diğeri yok demektir// diye düşünüyorsanız, gerçekte ortada bir sentezin bulunmadığını düşünebilirsiniz. ancak dini sabit ve kültürü de değişken birer vakıa olarak anlayan biri için, ikisinin eşit ağırlıkta olmasını beklemek saçmadır. islam dininin esasları, allah tarafından bildirilmiş esaslardır ve hiçbir kulun onları değiştirme yetkisi yoktur. kültür ise, ister dinin tesiriyle, ister başka şeylerin tesiriyle zaten sürekli değişmektedir. tarihte islamla çelişen bir takım türk adetleri var olmuşsa ve siz bunları terk etmişseniz, bu sizi türk olmaktan çıkarmaz, yahut türkçülüğünüze halel getirmez. bir müslümanın // ben türklüğümü bildiğim gibi yaşarım, islam karışmasın// demesini beklemek saçmadır. milli varlığına ve kültürüne sahip çıkmayı dine aykırı gören ümmetçi görüş gibi; dini milli hususiyetlere ters gören veya bunlara karışmadan kendi köşesinde oturmasını bekleyen görüş de hatalıdır.

türk islam sentezi, türk olmakla müslüman olmak arasında bir seçim yapma gereği duymayanların, dini ve milliyeti birbirine muhalif görmeyenlerin fikridir. bu fikrin sentez kelimesiyle ifade edilmesi tuhaf geliyorsa, isteyen istediği kelimeyi kullanmakta serbest.
türkün gök tanrıya inanmaya hakkı var mı, yok mu? isteyen istediğine inanır. gök tanrıcı, şamancı, hristiyan veya musevi olmak bir kişiyi türk olmaktan çıkarmaz, müslüman olmaktan çıkarır. bir insan hem müslüman hem başka dinden olabilir mi, mantık bunun neresinde? bir türk kür şada, bagatur (mete) yabguya, attilaya sahip çıkabilir, ama eğer müslüman bir türkse bunlardan birini, hz. ebubekirden, hz. ömerden, hz. osmandan üstün tutamaz. bir düşünün bakalım, peygamber // ali bendendir// diyor, ama bir müslüman da (haşa) // yok ey peygamber, sen bu işi iyi bilmiyorsun, benim fikrimce cengiz aliden bin defa daha üstündür// diyor, böyle bir şey olabilir mi, bu hangi mantığa sığar? müslümanlarla kafirler savaşmışsa, müslümanlar müslümanları tutar ve müslümanların tarafında savaşanları üstün tutar, bunun neresi mantıksız?

müslüman olabilirsin, ama bunu türklük meselelerine veya dünya işlerine karıştırma denebilir mi? bir kişi bunu hangi mantıkla savunabilir? islam her şeye karışmasın, başka şeylere dominantlık etmesin, başka şeyler islama dominantlık etsin diyen bazı şahıslar da bizde antipati uyandırıyor.
24/4/2009

milliyetçiler / milli


milliyetçi gençlik:
eskiden bu söz milletin değerlerine sahip çıkmaya çalışanlar, millete hizmet gayretinde olanlar mânâsına gelirdi ve lakin son zamanlarda kendine milliyetçi diyen yeni bir güruh türemiş ki, solcudan beterler.
22/06/2009

milliyetçilerin birlik olmaması:
türkiye'de kendini milliyetçi olarak vasıflandıran kişi ve gruplar arasındaki bölünmüş olma hali. kanaatimce sebebi, temel değerleri, öncelik sıraları değişen birden fazla milliyetçilik anlayışı olmasıdır. buna eklenen başka faktörler de var elbet, yoksa bu kadar çok "çeşit" olmazdı.

mevcut durum hakkında bir tespittir. tekrar düşününce konunun olumlu veya olumsuz ihtimalleriyle değerlendirilmesi bakımından milliyetçilerin birlik olması daha yerinde bir ifade, "... olmaması" deyince tespit olmakla kalıyor, "... olması" şeklinde söyleyince tespit olmanın ötesinde fikir olarak da üzerinde durulabilir.
11/06/2009

milliyetçilerin birlik olması:
böyle bir şeyin olabilmesi için, öncelikle asgari müşterekleri toplayan ortak bir milliyetçilik tarifi gereklidir. şahsi çekişmeler, teşkilat ayrılıkları, ince görüş farkları bir yana bırakılırsa, temelde din kavramı konusundaki tutumun birlik konusunda hayati rolü var gibi görünüyor. bir kesim dini ideallerinin merkezine alırken, diğer bir kesim dine mesafeli duruyor. bu iki tutumun birleştirilmesi mümkün görünmüyor
11/06/2009

milliyetçi değilsen hainsin / milli


keskin köşeleri olan bir önerme. ideolojiler hayatı ve hakikati anlamaya yardımcı olmaları için kullanılır, ama her biri sınırlı gücü olan insan aklının ürünüdür ve fazla dar bir anlayışla benimsendikleri zaman, cemil meriç'in söylediği gibi, insan idrakine giydirilmiş deli gömleklerine benzerler. milliyetçi ne demek, hain ne demek oturup iki saat tartışılabilir, ama bu önermenin hatalı olduğunu ispatlamak için bu kadar uğraşmaya gerek yok, "gafil" seçeneğini dikkate almadığı rahatça görülüyor. ayrıca türkiye'de milliyetçiliğin yanından geçmeyenlerin sayısı hayli fazla, az çok milli refleksleri olsa da milliyetçilik şuuru taşımayanlar az değil ve nihayet köşeli önermeler ortaya atan ve kendi kafalarına uymayan kişileri milliyetçi saymayan vatandaşlara soracak olsak, zaten milliyetçiler bir avuç azınlıktan ibaret, bu durumda eğer bu önerme doğruysa türk milletinin kahir ekseriyeti hainlerden meydana geliyor demektir. böyle kepaze bir millet olabilir mi, olabiliyorsa davasını gütmeye değer mi, oturup düşünmek gerek.
kafayı ideolojilerle bozan, üstelik ideolojilerin de fikri açıdan en iptidai ifadeleri olan sloganlara takılıp kalan az gelişmişler basıp gidebilirler, beğenmiyorlarsa. kimin ülkesinden kimi kovuyorsunuz?
15/06/2009

dünyadaki tüm türklerin sesi olmak / milli


böyle bir iddiayı gerçekleştirebilmek için ilk şart farklı şivelerin hepsine hitap edebilmek, herkesin kolayca anlayabileceği bir dili kullanmaktır. böyle bir şey de bugün için hayli müşkil. birinin sesi olabilmeniz için, onun sesini duyabilmeniz, sesinizi ona duyurabilmeniz gerekir. insanların dertlerini dinlemezseniz, hayalinizde onlara izafe ettiğiniz dertleri, onların sesiymiş gibi sunma ihtimali ortaya çıkar. şu durumda milli sözlük'ün kuruluş amacı dünyadaki bütün türklerin sesi olmaksa, yapması gereken dünyadaki bütün türklerle iletişebilecek bir alt yapı geliştirmek üzere çalışmaya başlamak olmalıdır.
***
diğer şiveleri türkiye türkçesine yönlendirmek için, kendilerinin de rızalarını almak gerekir. büyük amaçlar, ütopik görünen ideal hedefler güzeldir, ancak işe somut adımlarla başlamak daha verimlidir. bir adım olarak doğu türkistan gündemi takip edilebilir, internette doğu türkistanla ilgili yayın yapan yerlerle temas kurulabilir, problemleri gündeme taşınabilir. bununla ilgili bir fikir de konuları uygur türkçesindeki karşılıklarıyla birlikte paralel metin olarak vermek, ilgilenenlerin uygur türkçesi öğrenmesini kolaylaştırmak üzere bir çalışma yapmak olabilir.
15/06/2009

12 Ocak 2013 Cumartesi

ideoloji / ihl


cemil meriç "ideolojiler insan idrakine giydirilmiş deli gömlekleridir" diyor. gerçekten de bazen faydalarından çok zararlarına rastlıyoruz. "idealar aleminden" devşirdiğiniz soyut bir takım oyuncaklardan oluşan bir set ile, somut dünyayı anlamlandırma ve biçimlendirme çabası, bazen verimli sonuçlara yol açsa da, zaman zaman da sadece dar bir bakış açısını ve kısmî bir gerçekliği temsil ediyor. üzerinde ısrarcı olunması ve hele şiddet yoluyla uygulanmaya çalışılması ise telafisi mümkün olmayan acıları doğurabiliyor. özetlersek aydın bir insanın fikir hayatında tuz kadar yer vermesi gereken bir şey olsa gerek. farklı ideolojilerin sağladığı değişik bakış açıları, meseleleri çözmemize yardımcı olurken, "avuç avuç" bir şeylerin içine boca etmek işin tadını kaçırabilir.

bir de bunların "bizden olan insanı ortaya koymak için var oldukları" ifade edilmiş. "biz" kavramının nasıl doldurulacağı gerçekten ciddi bir mesele, hem bu başlıkla ilgili değil, hem belki de beni aşan bir konu. ama biz kavramının yolunun özellikle ve öncelikle ideolojilerin içinden geçirilmesi ülkelerin toplumlarının benlik şuurlarında ciddi çatlamalara yol açabilir diye düşünüyorum. "biz" kendimizi tarif etmek için falanizim veya filanizimden daha iyi bir şey bulamaz mıyız? "-izm"ler yokken biz de yok muyduk? amcam "bizden" ama dayım "öteki" mi? peki o zaman bu ülkede yaşayan insanların asgari müşterekleri, ortak noktaları ne? acele verilmiş bir hüküm gibi görünüyor (belki de ben anlamadım, yazar konuyu açarsa müteşekkir olurum). naçiz kanaatim -mesela- bir belediye başkanını seçerken gereken kriterin hangi kampa mensup olduğundan farklı şeyler olması gerektiği. şehrin yüzünü güldürebilecek bir kişiyse varsın sizden olsun kardim.

(not: "burası türkiye kardeşim, herkes kadrolaşır, bilmiyor musunuz? "sağcılar" gelir, "takunyalıları" doldurur her yere, solcular gelir, eski tüfek militanları" düz mantık değil, sadece bir tesbit. "ve birinin iyi yahut kötü olduğu ile ilgili tek kriter "bizden mi, değil mi?" düsturudur. çekiverin kuyruğunu gitsin" sözleri ise, bir şeyleri desteklemekten ziyade mevcut durumdan şikayet etmek sadedindedir. "siz" ile ilgili olduğu kadar, "biz" ile de ilgilidir. ayar konusu ile ilgili bkz'ı da anlamış değilim, sen şimdi ayar mı verdin yani? hadi ya?)

(sirkencubin, 23.07.2003 12:03 ~ 24.01.2006 09:40)

ilginçtir, güzel memleketimde ideoloji deyince insanlar daha çok sosyalizm, komunizm, bolşevizm vb akımları anlamaktadır. ideolojiye önem veren bir insan pekala akp'ye de oy verebilir, liberal partiye de, anap'a da. oraya buraya gitmem, onu bunu yemem, içmem tripleri ise ideoloji ile ilgili olmaktan çok basit protesto gösterileridir, belki ideolojinin uygulamasında, teferruat kabîlinden hususlardır (-hayır kardeşim, ideolojiye önem veren insan halkın kadıköy meydanının içine etmez, şahsî harcamalarını bakanlık bütçesinden yapmaz, toplum içinde kulağını karıştırmaz, sınavda kopya çekmez, hatalı sollamaz, çalmaz, çırpmaz, kazıklamaz... alll-looooooo, ideoloji diyorum boru mu buuu?- ehem öhhö, ne diyorduk?). toplumumuzun olmadık adamları yüceltebilmesinin muhtelif sebepleri vardır, akıl fikir eksikliği, değer yargılarının, toplumsal devamlılık unsurlarının aşın(dırıl)mış olması gibi pek çok şey sayılabilir, sıra ideoloji eksikliğine gelene kadar akşam olur. insanın aldatılma sonucu kendisinden olduğuna inandığı mihraklara oy vermesi mhp ile, akp ile sınırlı değildir (nedendir bilinmez serdedilen örnekler hep tek taraflı). chp de -mesela- etnik kimliklere, çeşitli toplumsal guruplara, sınıflara sahip çıkmak iddiasıyla halkın oylarını sömürmek gibi bir alışkanlığa sahiptir. hep diyorum ya, konu hangi kampa mensup olduğunuz değil, ideoloji eksikliği hiç değil. ideolojinin eksikliği değil fazlalığı var memlekette.

soyut bir hakaret kelimesi değil. işin tabiatı bu: düşünme faaliyetinin temel dinamiklerinden biri soyutlama. ideoloji de bu faaliyetin ürünlerinden biri. somut dünyada gözlediğiniz bazı şeyleri soyut fikirlere uygulayarak tekrar kurguluyorsunuz (idea kelimesinin ne demeye geldiğini hatırlayın). her türlü düşünce faaliyetini ideolojiye indirgemek asıl insanı küçümsemek oluyor gibime geliyor.

(sirkencubin, 23.07.2003 23:30 ~ 24.07.2003 12:33)
#2273423 - sirkencubin  - 29.10.2011   18:51

11 Ocak 2013 Cuma

türk islam sentezi / ihl


türklük ile islam'ın sentezi değildir, türkçülük fikri ile islamcılık fikrinin sentezidir. sentez kelimesi ile ifade edilmesi karışık kafaları daha da karıştırdığından ve yanlış anlama dozunun artmasına sebep olduğundan, türk islam ülküsü tabiriyle ifade edilmesi daha yerindedir. daha da uygun bulduğum bir ifade milliyetçi islamcılık şeklindedir, ya da kısaca milliyetçilik...

islam'ı eksik bulup tamamlamakla filan bir ilgisi yoktur, islam'ı üst sistem olarak kabul eder, yani belirleyici olan islamdır. teferruatı için zahmet buyurup merhum s. ahmet arvasi'nin eserlerini okumanız gerekiyor. mahiyetini hulasa etmek gerekirse, millet vakıasını kavramakta yetersiz kalan ve bu konuda hatalı fikirler üreten ümmetçi islamcılık fikrinin düzeltilmiş şeklidir.
#203333 - sirkencubin  - 18.05.2009   08:54

doğu türkistan (2) / ihl


tahminen otuz milyon milyon kazak ve uygur'un yaşadığı bölge. çin kaynakları tarafından sinkiang muhtar bölgesi adıyla anılır. ana hatlarıyla tarım havzası ve çungar havzası şeklinde ikiye ayrılır. güneydeki tarım havzası, taklamakan çölünün kıyısında, tarım nehri boyunca sıralanmış kaşgar, aksu, hoten, turfan gibi şehirlerin yer aldığı, yerleşik bir hayat tarzı sürdüren ve tarımla iştigal eden uygurların yaşadığı kısımdır. kuzeyde, tanrıdağları ve altay dağları arasında bulunan çungar havzasında ise daha ziyade hayvancılıkla iştigal eden göçebe kazaklar yaşar. muhtar bölgenin baş şehri urumçi iki bölgenin arasındadır. bölgenin tarihi merkezi ise kaşgar şehridir. doğu türkistan türkleri hâlâ arap harfli türk yazısını kullanmaktadır. bölge, israil'in iskan politikasını hatırlatır şekilde, yoğun çinli göçü almaktadır.
#54198 - sirkencubin  - 20.04.2009   10:37

--- alıntı ---

23/12/1998 tarihini taşıyan bir başbakanlık genelgesinde (başbakan mesut yılmaz) yurdumuzdaki doğu türkistanlılar'ın, çin aleyhine gösteri yapmalarının engellenmesi talimatı ilgililere verilmiştir.

genelgede şöyle denilmektedir:

"uluslararası camianın saygın bir üyesi olarak birleşmiş milletler ilkelerine ve bu camianın kurallarına uymakla yükümlü olan türkiye'nin temel taşlarını, diğer ülkelerin bağımsızlık, egemenlik ve toprak bütünlüğüne saygı gösterilmesi ve içişlerine karışılmaması ilkeleri teşkil etmektedir. bu çerçevede, türkiye'nin kendi topraklarında, çin halk cumhuriyeti'nin bölünmesine yönelik olduğu anlam ve izlenimini verecek ya da bölünmesini teşvik edecek eylem ve davranışlara müsamaha göstermesi, yukarıdaki ilkelerle bağdaşmayacaktır. doğu türkistan, sincan-uygur özerk bölgesi adı altında çin halk cumhuriyeti'nin bir parçasıdır.

... anılan vakıf ve derneklerce düzenlenecek toplantılara, bakanlarımız dahil kamu görevlilerimizin katılmamaları ve kutlama mesajı göndermemeleri, sözkonusu toplantılarda doğu türkistan bayrağı asılmaması ve çin halk cumhuriyeti'ni rencide edici pankartların kullanılmaması. ...gereğini rica ederim."

--- alıntı ---

((http://yenisafak.com.tr/arsiv/2000/nisan/21/nilicak.html))
#356623 - sirkencubin  - 18.06.2009   08:57

türkiye cumhuriyeti'nin bölücülere karşı politikası ile çin'in doğu türkistan devletini işgali arasında en ufak bir benzerlik yoktur. herkesle eşit bir siyasi ve hukuki kimliğe razı olmayıp etnik temele dayalı imtiyaz talebiyle kendi devletlerine karşı ayaklanan şakîler ve hempâlarının bunu anlama ihtimali de yok galiba...
#356679 - sirkencubin  - 18.06.2009   09:32

doğu türkistanla ilgili kitaplardan birinin başlığı, meseleyi güzel özetliyor:

"unutulan vatan, doğu türkistan".
#430749 - sirkencubin  - 06.07.2009   13:43

doğu türkistan'da bu hafta cuma namazı kılınmasının yasaklanmasına rağmen bazı camilerin önünde kalabalığın toplandığı ve camilerin ibadete açıldığı bildiriliyor.

((http://www.aa.com.tr/tr/urumcide-cuma-namazi-yasaklandi-2.html))
#445518 - sirkencubin  - 10.07.2009   11:56


merhum tarihçi bahaeddin ögel, türklere ait en eski tarihi buluntuların altay dağları ile tanrı dağları arasındaki bölgeden çıktığını söylüyor. bu bölge, yani türklerin anayurdu doğu türkistan sınırlarında kalıyor.
#459321 - sirkencubin  - 14.07.2009   13:38

haber 7 / azerbaycan

m. fatih öztarsu

hür gök bayrak ve doğu türkistan

13 temmuz 2009 13:52

hakan boz - mehmet fatih öztarsu`nun röportajı

günlük olaylarda olduğu gibi, ferdi ve umumi vicdani duruş; dünyanın dört bir köşesinde gerçekleşen zulümler neticesinde farkına vardığımız mazlum coğrafyalar için de, bağlı bulunduğumuz düşüncelere göre şekilleniyor.

çin zulmü altında inleyen doğu türkistan`ın adını anmamız, yakın zaman kadar bir ırkî yaklaşım manası uyandırıyorken, mazlum coğrafya bugün az da olsa toplumun vicdanında özel bir konuma yerleşmiş durumdadır. yine de o bölge adının çeşitli ideolojik gruplar tarafından kendince telaffuz edilişi gözlerden kaçmayan bir mesele. ancak bu, sadece türkiye`ye has bir durum değil, azerbaycan`da ve diğer türk devletlerinde de buna benzer yaklaşımlar sergilenmektedir.

önemli olan, bizim insanî değer yargılarımız ve kökenlerimize sahip çıkışımızdır. bakü`deki milli hassasiyete sahip kişi ve kurumların tepkileri bütün azerbaycan`ı temsilen yetiyor sanıyorum. bizler bu tefrikaya bakmadan; türkiye`nin, azerbaycan`ın ve tüm türk dünyasının doğu türkistan`a ``olması gereken yeni yaklaşımları`` üzerinde çalışacağız.

çalışma arkadaşım hakan boz`un girişimleriyle, doğu türkistan davasının bugünkü mücadelecilerinden mehmet emin batur ile bir söyleşi gerçekleştirdik. umuyoruz ki, sayın batur`un ifade ettiği meseleler kısa zamanda türkiye`nin dış politik açılımlarına dahil olur.

``sadece bir baskıdan söz etmek yanlış olur``

- sayın batur sizi kısaca tanıyabilir miyiz?

- 1958`de doğu türkistan`ın yarkent vilayetinde doğdum. 1965`de doğu türkistan davasını hür dünyada sürdürmek için ailemle beraber türkiye`ye gelip kayseri`ye yerleştik. ilk, orta ve lise tahsilimi kayseri`de tamamladım. askerden sonra baba mesleği olan ticarete atıldım. şu anda optisyenlik mesleğini icra etmekteyim. 1976`da kurucusu olduğum türkistan gençler birliği`nin genel sekreterliğini yaptım.

1986 yılında doğu türkistan kültür ve dayanışma derneğinde genel sekreterlik, genel başkan yardımcılığı ve genel başkanlık yaptım. 1999 yılında dernek başkanlığından istifa ettikten sonra hürgökbayrak adlı bir internet sitesi kurdum. burada doğu türkistan hakkında geniş çaplı yayınlar yapmaktayız. kayseri`de yerel bir gazetede günlük kullanmakaleler yazmakta olup, sahibi olduğum istiklal gazetesinde türkiye türkçesi ve uygurca olarak doğu türkistan ve türk dünyası ile ilgili son haber ve yorumlara yer vermekteyim.

- doğu türkistan`daki çin baskısı uluslararası kamuoyuna nasıl yansımaktadır?

- doğu türkistan`da sadece bir baskının varlığından söz etmek eksik ve yanlış bir ifade olur. doğu türkistan çin işgali altında olup, doğu türkistan halkının tedrici olarak asimile edilmesi, tamamen yok edilmek istenmesi söz konusudur. doğu türkistan türklerinin asimile edilmek istenmesi ve yok edilmek istenmesi çalışmalarından dünya kamuoyunun haberi yoktur veya dünya kamuoyu ``üç maymun``u oynamaktadır. doğu türkistan`ın içinde bulunduğu durum ile ilgili olarak bilinen gerçeklerden bahsetme konusunda dünya devletleri çin pazarını kaybetme korkusu ile korkak davranmaktadır. doğu türkistan konusuna olan bu ilgisizliğin temelinde ise, doğu türkistan halkının türk ve müslüman olması yatmaktadır.

- türkiye`de doğu türkistan`la ilgili ne gibi faaliyetler yürütülmektedir?

- türkiye`de 1954`lerden itibaren isa yusuf alptekin ve mehmet emin buğra beyler kurdukları sivil örgütler bünyesinde yasal haklarını kullanarak demokratik yollarla mücadelelerini sürdürmüşlerdir. bu gün de bu mücadele yine sivil örgütler kanalı ile mevcut şartlar değerlendirilerek sürdürülmektedir.

``türkiye`nin herhangi bir doğu türkistan politikası olmadı``

- türkiye`nin doğu türkistan`la ilişkileri ne durumdadır?

- türkiye`nin bir doğu türkistan politikasının olduğunu düşünmüyorum. çünkü göründüğü kadarı ile türkiye hükümetleri çin`i el üstünde tutma politikası yürütmektedirler. hal böyle olunca da bir doğu türkistan politikasının varlığından söz etmek abesle iştigal olur diye düşünüyorum. çin`in nüfus potansiyelinden istifade etmek isteme yanılgısı ile hareket edilmekteyse de çin ile yapılan ihracat ve ithalat ta aradaki ticari açık kolay kolay kapatılamayacak seviyelerdedir. çünkü çin`den türkiye tabir yerindeyse ancak yüz alıp bir satabilmektedir.

türkiye`nin, çin`in göndermeyi taahhüt ettiği iki milyon çinli turist potansiyelinden faydalanma düşüncesi vardı. fakat türkiye yetkilileri büyük bir hayal kırıklığına uğradılar. çin devleti türkiye`ye turist olarak fakir fukara karnını doyuramayan sefil çinlilerden birkaç bin adet gönderdi. bunlarında bir bölümü ülkesine dönmeyerek çin hükümetinin nüfus ihracı politikası gereğince türkiye`nin çeşitli vilayetlerinde çöreklendiler.

- türkiye`nin doğu türkistan politikası ne olmalıdır?

- türkiye, doğu türkistan konusunda hazırlıklı olmalıdır. batı türkistan türkleri gibi doğu türkistan`da bağımsızlığını mutlaka kazanacaktır. bu konuda hazırlıklı olmalıdır. türkiye doğu türkistan`ı hiçbir zaman göz ardı edemez, etmemelidir. doğu türkistan`da çok verimli araziler ve yeraltı, yerüstü kaynaklar bulunmaktadır. eğer türkiye yetkilileri uzun vadede milli kalkınmayı düşünüyorsa doğu türkistan türklerinin bağımsızlığını asla göz ardı etmemelidir. türkiye`nin elinde, yeri geldiğinde çin`e karşı kullanabileceği doğu türkistan gibi siyasi, ekonomik ve uluslar arası strateji açısından çok büyük önem arz eden bir potansiyel vardır. türkiye doğu türkistan konusunda tam bağımsız bir devlet olduğunun bilinci içerisinde politikalar izlemelidir.

- türkiye, doğu türkistanlı soydaşlarına kapılarını açmış mıdır?

- evet. bunu yapmak tarihin ve türk milletine mensup olmanın üzerine yüklediği bir mesuliyettir. doğu türkistanlılara 1950`li yıllardan itibaren türkiye cumhuriyeti devleti kucak açmıştır. fakat 1990`lı yıllardan sonra eski sovyetler birliğinin dağılmasını müteakip kazakistan ve kırgızistan üzerinden bir yolunu bularak türkiye`ye giriş yapan doğu türkistanlıların birçoğu türkiye`de büyük zorluklarla karşılaşmaktadırlar. türkiye`de oturum alamayan veya türkiye`de vatandaşlık müracaatlarına olumlu cevap alamayanların birçoğu batı ülkelerine gitmek mecburiyetinde kalmaktadırlar. türkiye hükümetlerinin bu konuda daha sorumlu ve ilgili davranmaları umulur ve beklenir.

``en büyük darbeyi mesut yılmaz döneminde yedik``

- türkiye`de doğu türkistanlı soydaşlarımız en büyük darbeyi kimin zamanında yemiştir?

- hiç şüphesiz 1998`de mesut yılmaz hükümeti zamanında yemiştir. mesut yılmaz`a 1998 yılının haziran ayında başbakanlık konutunda türkiye`de bir doğu türkistan kültür araştırma merkezi kurulması hakkında proje verdim. fakat ne yazık ki; biz olumlu bir cevap almayı beklerken, 23 aralık 1998 tarihinde bir gizli başbakanlık genelgesi yayınlayarak ( 23 aralık 1998 tarih ve 1998/36 sayılı gizli başbakanlık genelgesi) bu genelge ile doğu türkistan faaliyetlerinin önü kesildi. bu genelge ile devlet memurlarının doğu türkistan`la ilgili toplantılara katılması, mesaj göndermesi ve toplantılarda doğu türkistan`ın gökbayrağının asılması yasaklandı.

- türk halkı doğu türkistan`da zulüm görenlerden haberdar mıdır ve doğu türkistanlılara kim sahip çıkmaktadır?

- türkiye`de doğu türkistan meselesine en duyarlı kesim bilindiği gibi türk milliyetçileridir. biz daha türkiye`ye gelmeden önce de türk milliyetçileri esir türklere ve dolayısıyla doğu türkistan davasına sahip çıkmışlardır. biz doğu türkistanlıların da dünya ülkeleri arasında türkiye`yi tercih etmelerinin başta gelen sebebi budur.

- doğu türkistan`daki mücadele hangi çizgide sürdürülmektedir?

- hiç mübalağasız doğu türkistan`da da, çok zor şartlar altında da olsa çeçenistan`daki, filistin`deki gibi bir mücadele sürdürülüyor. çin son derece dışa kapalı baskıcı canice bir iç politika yürütmekte olduğundan dış ülkelere haber ulaşmamaktadır. doğu türkistan`da milli değerlerin, örf-adetlerin ve de islã¢m dininin korunması mücadelesi var. doğu türkistanlılar yıllardır çinlilerin yediğini yemedi, giydiğini giymedi, karşı karşıya bulunulan bütün zorluklara rağmen her zaman müslüman türkler morallerini yüksek tuttular. doğu türkistan`da bağımsızlık fikri her geçen gün dalga dalga büyümektedir. işgalci çinlileri telaşlandıran ve korkutan da işte bu duygular ve milli duruştur.

- türkistanlı mücahitler çin zulmüne karşı ne tür operasyonlar yürütmektedir?

- doğu türkistan`ın haklı bağımsızlık mücadelesinde en büyük sıkıntı işte bu noktada yatmaktadır. dünyada doğu türkistan davasına gerçek anlamda ve samimi olarak destek veren bir devlet olmadığından sesimizi milletler arası platformlarda duyurmakta çok büyük zorluklar yaşıyoruz. fakat biz doğu türkistanlılar olarak dünya devletlerinin davamıza ilgisizliğini bahane ederek bir kenara çekilmedik. mevcut imkã¢nları kullanarak demokratik yollarla bağımsızlık mücadelemizi bütün dünyada sürdürmeye çalışıyoruz. diğer yandan da doğu türkistan`da kültürel bir mücadele sürdürülüyor. tarihçilerimiz, romancılarımız, edebiyatçılarımız bağımsızlık konularını bir şekilde işliyorlar. gelecek nesillerin bir milli şuur içerisinde yetişmeleri için gayret ediyorlar. ama bunları üstü kapalı bir şekilde yapıyorlar. çünkü çin anti demokratik bir devlet olduğundan insanların normal yollarla seslerini yükseltebilmeleri, haklarını arayabilmeleri doğruları söyleyebilmeleri mümkün değildir. doğu türkistanlı mücahitleri silahlı mücadeleye sevk eden sebepler de bunlardır.

``çin lokantaları masum yerler değil, strateji merkezleridir``

- doğu türkistan`ın bağımsızlık mücadelesinin önü nasıl kesilmektedir?

- 1990`da sovyetlerin parçalanmasından sonra batı türkistan`daki türk cumhuriyetleri bağımsızlıklarını kazandılar. bu bağımsızlık rüzgã¢rlarının doğu türkistan`ı etkilemesinden korkan çin doğu türkistan`ın kuzeyine bir milyon asker yığ. kazakistan ve kırgızistan`ın kuzeyinden toprak satın aldı. buralara büyük binalar dikildi ve kalabalık çin aileleri yerleştirildi. buna benzer iskã¢n politikaları uyguladı. kırgızistan ve kazakistan ise çin ile ilişkilerini tehlikeye atmamak için veya çin`in askeri müdahalesinden çekindiği için çin`in doğu türkistan`ın aleyhine olan bütün taleplerini harfiyen yerine getirmektedir. dolayısıyla kazakistan ve kırgızistan`daki uygur türkleri büyük tehdit altındadır. kazak ve kırgız hükümetleri kendi ülkelerindeki doğu türkistanlıların sivil örgütlenmelerine büyük ölçüde kısıtlamalar getirmektedirler.

- çin neden özellikle türkiye`deki doğu türkistanlıları tehlike olarak görmektedir?

- doğu türkistan`dan ayrılmak zorunda kalan doğu türkistanlıların öncelikle ulaşmak istedikleri ülke türkiye`dir. çin devletinin de bütün endişesi soydaş ve dindaş türk halkının omuz omuza vermesidir. isa yusuf alptekin ve mehmet emin buğra beyler ``vatan için vatandan ayrıldık`` cümleleriyle mücadele vermişlerdir. türkiye`deki doğu türkistanlılar için önce türkiye gelir. önce türkiye`nin kalkınması ve gelişmesi birinci sırada gelir. çin bu sebeple türkiye`deki doğu türkistan faaliyetlerini bitirebilmek için türkiye`de çin devletinin gizli olarak finanse ettiği çin lokantaları açmaktadır. bu çin lokantaların masum mekã¢nlar olduğuna inanmıyorum. buralar strateji merkezleridir. çinliler buralarda istişarelerini ve planlarını yapmaktadırlar� çinliler bundan bin yıl sonrasının hesaplarını yapan bir devlettir.

- abd`nin doğu türkistan politikası nedir?

- abd, çin ile ikinci dünya harbinden sonra başlayan ve günümüze kadar devam edip gelen siyasi ve ideolojik sürtüşmesinde doğu türkistanlıları koz olarak kullanıyor. abd`nin aslına bakılırsa insan hakları, demokrasi gibi bir derdi yoktur. sadece kendi siyasi ve ideolojik çıkarları için doğu türkistan meselesini koz olarak kullanıyor.

- geçtiğimiz günlerde filistin`de seçimi kazanan hamas, ankara`yı ziyarete gelmişti ve akabinde israil, hamas için pkk benzetmesi yapmış. buna bağlı olarak türkiye`nin doğu türkistanlı mücahitlere sahip çıkması durumunda çin`inde pkk benzetmesi yapması doğru olur mu?

- kesinlikle doğru olmaz. çünkü doğu türkistanlılar çin tarafından işgal edilen ve geçmişte var olduğuna dünya tarihinin de şahitlik ettiği bir vatanın doğu türkistan`ın bağımsızlık mücadelesini vermektedir. ama terör örgütü pkk, işgal edilen bir devletin, bir toprağın mücadelesini mi veriyor? hayır! milyon defa hayır! tarihte kurulmuş bir devletlerimi vardı da işgale uğramıştır. pkk terör örgütü dünyadaki türkiye düşmanlarının taşeronluğunu ve maşalığını yaparak türkiye`yi bölüp parçalamak isteyen, eli kanlı kiralık bir terör örgütüdür. türkiye yetkilileri artık dostunu düşmanını iyi tanımalı, türkiye`deki doğu türkistanlıların hiçbir zaman türkiye`yi milletler arası arenada zor durumda bırakacak bir davranış içinde olmayacaklarına inanmalıdırlar.

mehmet fatih öztarsu / haber7 / azerbaycan

((http://www.haber7.com/haber/20090713/hur-gok-bayrak-ve-dogu-turkistan.php))

#459358 - sirkencubin  - 14.07.2009   13:48

u türkistan sorununda nasıl bir politika izlenmeli?

çin`in ev ödevleri

selçuk çolakoğlu

14 temmuz 2009, salı

scolakoglu@gmail.com

cumhurbaşkanı abdullah gül`ün çin ziyaretinden tam bir hafta sonra urumçi`de uygurların gösterisinin çok kanlı bir şekilde bastırılması türk kamuoyunu çin ve doğu türkistan merkezli yoğun bir gündemin içine sokmuştur. bir tarafta cumhurbaşkanı gül`ün başarılı geçen çin ziyaretinden sonra yoğunlaşması beklenen ikili ilişkiler, diğer tarafta çin hükümetinin doğu türkistan`da yıllardır izlediği baskı ve sindirme politikasının yol açtığı son toplumsal olaylar, türkiye açısından konuyu çok karmaşık hale getirmiştir. burada gündeme gelen soru şudur: türkiye`nin çin ile ilişkileri bozmadan uygurların siyasal, ekonomik ve kültürel açıdan haklarını koruması mümkün müdür? ya da daha genel bir ifadeyle türkiye bu durumda ne yapmalıdır? türkiye`nin yapması gerekeni ya da yapabileceklerini saymadan önce doğu türkistan çerçevesinde ortaya çıkan sorunların önce isabetli bir teşhisini yapmak, sonra da alternatif çözüm yollarını değerlendirmek gerekmektedir.

çin`in şincang politikası

1949 yılında çin halk cumhuriyeti`nin (çhc) hâkimiyeti altına giren doğu türkistan, daha önceki dönemde de çin`e bağlı olarak gözükse de genelde fiilen bağımsız hareket etmiş bir bölgedir. hatta 1933 ve 1944 yılında iki defa bağımsız ``doğu türkistan cumhuriyeti`` ilan edilmiş ancak bu devletler uzun ömürlü olamamıştır. sovyetler birliği kendi hakimiyeti altındaki batı türkistan`da, ingiltere hindistan`daki müslümanlar arasında bağımsızlık hareketlerine örnek olmaması için doğu türkistan`ın işgal edilmesi noktasında çin hükümetlerine yardımcı olmuşlardır. bu noktada doğu türkistan`ın bağımsız olma şansı kalmamıştır. çhc`nin 1949 yılında doğu türkistan`da hã¢kimiyeti sağlanmasından sonra bölgede yaşayan uygurlara ve kazaklara geniş vaatlerde bulunulmuştur. bu politikanın bir yansıması olarak 1955 yılında şincang uygur özerk bölgesi kurulmuş, bölgede uygurca resmi dil olarak kabul edilmiş ve uygurcaitim ve yayın konusunda geniş özgürlükler tanınmıştır. ancak pekin 1955`ten günümüze kadar bu hakların kullanılması noktasında sınırlamalar getirmeye, hatta bazılarını geri almaya başlamıştır. 1955 özerklik ilanı, uygurların çin devleti çatısı altında yaşama noktasında yaptıkları bir sözleşme olarak kabul edilirse, pekin günümüze kadar bu sözleşmeyi sürekli ihlal eden taraf olmuştur. çin`in 1949`dan 2009`a kadar şincang bölgesinde uyguladığı politikalar bir bütün olarak değerlendirildiğinde, uygurların siyasal, toplumsal ve ekonomik açıdan bir ayrımcılığa tabi tutulduğu ve eşit vatandaşlar olarak görülmediği anlaşılmaktadır.

temel sorunlar

1. uygurca eğitim veren okulların kapatılması: 1993`te kabul edilen ve 2003`te yürürlüğe konan yeni eğitim politikasına göre şincang bölgesinde 2011 yılına kadar anasınıfından üniversiteye kadar tüm eğitimin sadece çince yapılması planlanmaktadır. uygur okullarında görev yapan ve çince bilmeyen öğretmenler ise çince seviye tespit sınavında başarılı olamamaları halinde işten atılmaktadır.

2. din ve ibadet özgürlüğünün kısıtlanması: doğu türkistan genelinde cami girişlerine devlet memuru, öğrenci, çin komünist partisi üyeleri ile emekli memurların camiye giremeyecekleri yönünde ilanlar asılmakta ve camiye gidiş gelişler istihbarat elemanlarınca sıkı bir şekilde denetlenmektedir. yine ramazan ayında devlet memuru ve şirket çalışanı uygurların oruç tutup tutmadıklarını kontrol etmek için su ikram edilmektedir. ayrıca kuran eğitimi başta olmak üzere her türlü dini eğitim vermek yasaklanmıştır.

3. türk-islam eserlerinin tahrip edilmesi: uygurların yoğun olarak yaşadığı geleneksel ve tarihi semtler, cadde yapımı veya daha modern binalar inşa etmek bahanesiyle yıkılmakta, buralarda meskûn uygurlar göçe zorlanırken yıkılan tarihi evlerin yerine dikilen apartmanlara han çinlileri yerleştirilmektedir. bu politikalar kaşgar, turfan ve hoten gibi tarihi şehirlerde uygulanmaktadır.

4. ekonomik ayrımcılık: doğu türkistan`daki ekonomik kalkınmadan uygurlar hiç pay alamadıkları gibi, burada yapılan yatırımlar ve yaratılan istihdam bölgeye çinli göçünü hızlandırmaktadır. pekin`in 1949`dan beri uyguladığı bu ayrımcı politikalar yüzünden uygurlar ve han çinlileri arasındaki etnik farklılık bugün sınıfsal bir farklılığa da dönüşmüş durumdadır.

çin yönetiminin tüm bu uygulamalarından pekin`in 1930`lardaki faşist rejimlerin bakış açısına sahip bir devlet politikası izlediği ve kendi hâkim etnik unsuru dışında tüm azınlıkları güvenilmez ve yok edilmesi gereken unsurlar olarak gördüğü anlaşılmaktadır. pekin, azınlıkları devasa han nüfusunu da kullanarak asimile etmeye çalışmaktadır. uygurların 1955`te elde ettikleri hakları kullanmaya yönelik en masum taleplerinin çok şiddetli bir şekilde bastırılması mevcut sindirme politikalarının devam edeceğini göstermektedir. çin komünist partisi urumçi sorumlusunun olaylara karışan uygurların idam edileceğini söylemesi ve çin cumhurbaşkanı hu jintao`nun da benzer şekilde sorumluların en şiddetli şekilde cezalandırılacağını vurgulaması, bu konudaki politikaların daha yoğun bir şekilde uygulanacağının işaretlerini vermektedir. bu noktada daha büyük insani felaketlerin yaşanmasını önlemek için uluslararası kamuoyunun, özellikle de türkiye`nin harekete geçmesi gerekmektedir.

türkiye nasıl bir politika izlemeli?

ankara ikili ilişkilerde sürekli olarak ``uygurlar, türkiye ile çin arasında dostluk köprüsü olsun`` söylemini kullanmaktadır. burada türkiye`nin dostluk köprüsünden kastı uygurların kendi kültür ve geleneklerini koruyarak çin`in kalkınması ve güçlenmesi için çalışmalarının sağlanmasıdır. ancak gelinen noktada köprünün çin ayağında ciddi sıkıntılar olduğu görülmektedir. ankara, pekin`le yapıcı bir diyalog kurarak uygurlara yönelik olarak uyguladığı azınlık politikasının yanlışlığını göstermeye çalışmalıdır.

er pekin, uygurların ``eşit vatandaşlar`` olması için gerekli adımları atarsa, ankara da uygurların çin`in ``gönüllü vatandaşları`` olması için elinden geleni yapacağını vurgulamalıdır. bu noktada çin`in büyük komşuları rusya, hindistan, japonya ve hatta abd`ye göre bu coğrafyadan çok uzakta bulunan ankara`nın pekin`in güçlenmesi noktasında hiçbir endişesinin bulunmadığı ve çin`le daha sıkı bir siyasi işbirliğinin arzulandığı anlatılmalıdır. siyasi, askeri ve ekonomik açıdan giderek güçlenen çin`in kendi içindeki azınlıklarla sorunlu bir ülke görüntüsü vermesi halinde etrafında bulunan irili ufaklı komşu devletlerin pekin`den ciddi tehdit algılayacakları ve ona karşı ittifaklar geliştirebilecekleri anlatılmalıdır. bunun çin`in hem kendi içerisinde huzursuzluğunun artmasına, hem de çin`in gelecek politikalarından endişe duyan devletlerin daha düşmanca bir tavır izlemelerine yol açması kaçınılmazdır. bu noktada türkiye`nin çin`i olumlu adımlar atmaya zorlayıcı kozlara sahip olması gerekmektedir. çünkü pekin, ülkesiyle ilgili her konuyu kendi iç işi olarak görüp hiçbir şekilde müdahale ettirmemektedir.

ekonomik önlemler bu açıdan elverişli bir araç değildir. türkiye 2008 yılı itibariyle çin`le yaptığı ticaretten yaklaşık 14 milyar dolar açık vermiştir. ikili ilişkilerin zarar görmesi halinde türkiye ekonomik açıdan kaybetmeyecek hatta kazançlı çıkacaktır. ancak çin gibi dünyanın üçüncü büyük ekonomisinin türkiye ile hiç ticaret yapmasa bile uğrayacağı zararı başka ülkelerle telafi etmesi mümkündür. bu açıdan ekonomik kozu kullanmanın çin açısından bir caydırıcılığı bulunmamaktadır.

çin`e karşı en rahat kullanılacak koz, uygurların yaşadığı insani sorunların uluslararası platforma taşınmasıdır. öncelikle çin, şincang`taki sorunlarla ilgili başka ülkelerin değerlendirme yapmasına bile aşırı tepki vermektedir. türkiye`nin konuyu birleşmiş milletler, avrupa birliği, islam konferansı örgütü gibi platformlarda dile getirmesi azınlık sorunlarının uluslararası alana taşınmasına alışık olmayan çin`i fazlasıyla rahatsız edecektir. asean ülkelerine, afrika ve latin amerika`ya siyasi ve ekonomik olarak bir açılım sağlamaya çalışan çin, kendisini batı emperyalizmine karşı bir dengeleyici güç ve asya, afrika ve latin amerika halklarının çıkarlarını savunan insani bir devlet olarak pazarlamaktadır. uygurların yaşadıkları sorunların uluslararası camiada yaygın bir şekilde dillendirilmesi, ``aslında çin`in batılı emperyalistlerden farkının olmadığı ve güçlendiği takdirde kendi ülkesinde uygurlara ve tibetlilere karşı uyguladığı saldırgan politikaları başka ülkelere karşı da uygulayabileceği`` fikrini canlandıracaktır. türkiye`nin geliştireceği bu tür söylem, karşısına açıkça çıkmadığı halde çin`in güçlenmesinden ciddi anlamda endişe duyan rusya, hindistan, japonya ve abd gibi büyük güçler tarafından da çeşitli ölçülerde çin`i yıpratmak için kullanılacaktır. pekin`in de esas korkusu kendine karşı böyle bir ``imaj kirletme`` operasyonunun yapılmasıdır. bu husus çin`in yumuşak karnını oluşturmaktadır.

çin`in türkiye`ye karşı kullanabileceği kozlar ise son derece zayıftır. ekonomik açıdan türkiye`ye zarar vermesi söz konusu değildir. pkk, kıbrıs, kuzey irak, ermenistan gibi sorunlar için türkiye zaten yıllardır birden fazla büyük devletle yüzleşerek haklarını korumasını bilmiştir. Üstelik günümüzde türkiye içerisindeki kürt sorununu çözme, tüm vatandaşlarını ``gönüllü vatandaşlar`` yapma yolunda önemli adımlar atmıştır. pkk terörü marjinalleşmiş ve merkezi irak yönetimi ile kuzey irak`taki bölgesel kürt yönetimi ile ilişkiler düzelmiştir. ayrıca çin`in türkiye`nin taraf olduğu sorunlara müdahale imkã¢n ve kapasitesi son derece kısıtlıdır.

öte yandan türkiye asya, avrupa ve afrika`nın kesiştiği bir coğrafyanın en etkili gücü haline gelmeye başlamıştır. bu coğrafyada büyük güçlerin türkiyesiz uygulayacağı bir politikanın başarılı olma şansı oldukça oldukça azdır. zaten çin de ekonomik gerekçelerden çok siyasi mülahazalarla türkiye`yle ilişkilerini geliştirmek istemektedir. türkiye de şincang`ta yaşayan kendi soydaşlarına insanca yaşama ve eşit vatandaşlık hakları tanınması karşılığında çin`e yeni bölgelere açılma fırsatı sunabilir.

türkiye son yıllarda uyguladığı ``insan odaklı dış politika`` sayesinde ``yumuşak gücü`` hızla artan bir ülke haline gelmiş olup bm ve nato`nun pek çok insani amaçlı müdahalesine destek vermektedir. bu durum türkiye`nin insani politikalarının inandırıcılığını artırmaktadır. ayrıca çin, türkiye`nin halen islam dünyası üzerinde en etkili gücü olduğunun farkındadır.

son olarak, bu kriz ikili ilişkiler açısından bir fırsata da dönüştürülebilir. ankara, şimdiye kadar pekin`in uygurlara karşı iyi davranmasını temenni ederek çin`le ilişkilerini geliştirmeye çalışıyordu. ancak uygulamanın böyle olmadığı da biliniyordu. uygurların sorunu giderilmeden geliştirilecek bir türkin ortaklığının her an sekteye uğraması kaçınılmazdı. cumhurbaşkanı abdullah gül`ün tarihi çin ziyaretinden sonra geliştirilen güven ortamı içerisinde uyguların sorunlarının giderilmesinde bir orta yol bulunabilir.

bu noktada türkiye`de faaliyet gösteren doğu türkistan vakıf ve derneklerinin temsilcileriyle görüşmeler yapılarak türkiye`nin mevcut politikası anlatılmalı ve bu camiadan maksadı aşan ve çin`i tahrik eden söylem ve eylemlerden kaçınması istenmelidir. türkiye`deki tüm doğu türkistanlı kuruluşların öncelikle bölgedeki insani duruma odaklanması ve sadece 1955`te verilen tüm siyasi ve kültürel hakların iadesini talep etmesi isabetli bir politika olacaktır. yoksa bağımsızlık taleplerinin mevcut şartlarda gerçekleşme şansı olmadığı gibi, bu tür söylemler pekin yönetimini hem tahrik etmekte, hem de doğu türkistan`da uyguladığı baskıcı politikalara meşruiyet sağlamaktadır.

takip mekanizmaları

çin cumhurbaşkanı jiang zemin`in 2000 yılında gerçekleştirdiği türkiye ziyareti sırasında cumhurbaşkanı süleyman demirel muhatabını ``içişlerine karışmamız söz konusu değil. biz sadece uygurların barış ve huzur içinde yaşamasını istiyoruz`` diye uyarmış. jiang zemin de uygurların siyasi ve ekonomik alandaki haklarının korunacağı yönünde vaatlerde bulunmuştu. ancak aradan geçen dokuz yıl içerisinde çin`in uygurlara yönelik asimilasyoncu politikalardan vazgeçmediği görülmektedir. bundan sonra çin-türkiye ilişkilerinde bir güven ortamı tesis edilmek isteniyorsa bölge türklerinin hakları kesinlikle pekin`in tek taraflı inisiyatifine bırakılamaz. bu noktada yeterli takip mekanizmalarının oluşması gerekmektedir. türkiye`nin şincang`ta oluşturacağı takip mekanizmalarının uygurların çin devletine yeniden güvenmesine yardımcı olacağı da çinli muhataplara anlatılmalıdır.

1. urumçi`de başkonsolosluk açılması: türkiye`nin takip mekanizmasının en önemli ayağı şincang`ın bölge merkezi urumçi`de başkonsolosluk açılması olacaktır. burada açılacak geniş kadrolu bir türk konsolosluğu bölgenin takibi açısından son derece önemlidir. ayrıca türk konsolosluğunda görevli personelin düzenli aralıklarla şincang`taki diğer şehirleri ziyaret etmesi de sağlanmalıdır.

2. tika`nın kaşgar`da temsilcilik açması: şincang`ta uygurların esas merkezi şehri ve türk kültür mirasının en önemli merkezleri kaşgar`dır. tika bu noktada kaşgar, hoten, turfan gibi şehirlerdeki türk-islam eserlerinin tespiti ve korunmasına yönelik projeler geliştirebilir. hatta bu konuda türk tarih kurumu`nun desteği alınarak balkanlar ve ortadoğu`daki osmanlı eserlerinin envanter çalışması gibi bir çalışma şincang`ta yapılabilir.

3. uygurların sosyo-kültürel yapısının ortaya çıkarılması: oluşturulacak bir çin-türk ortak komisyonuyla şincang bölgesinde yaşayan tüm etnik grupların sosyo-ekonomik yapısı ortaya konulmalıdır. bu noktada urumçi`de yaşayan bir han çinlisi ile bir uygur türkü`nün milli gelirden aldığı payın tespiti, sorunun ekonomik boyutunu ortaya koyacak ve çinliler ile uygurlar arasında sosyal sınıf farkının oluştuğunu da gösterecektir.

4. 1955 özerklik anlaşmasıyla uygurlara tanınan tüm siyasal, kültürel ve sosyal hakların iade edilmesi: zorunlu çince eğitim politikasından vazgeçilip yeniden uygurca okulların faaliyetlerine izin verilmeli. bununla birlikte uygurca okullarda yeterli saatte zorunlu çince dersleri konarak tüm uygurların çince`yi iyi seviyede öğrenmeleri sağlanmalıdır. bu sürecin takibini urumçi`de açacağı başkonsolosluğu aracılığıyla türkiye yapmalıdır.

5. din ve ibadet özgürlüğü üzerindeki tüm engellerin kaldırılması: camilere giriş sınırlandırması ile kuran eğitimi dahil her türlü dini eğitim yasağının kaldırılması sağlanmalıdır. bunun için çin`in türkiye diyanet işleri başkanlığı ile işbirliğine gitmesi yerli bir güvence oluşturabilir. türkiye`den giden din görevlilerinin farklı şehirlerdeki cami ve kuran kurslarında görev yapmaları ideal bir çözüm olacaktır. bu şekilde uyguların el-kaide ve taliban ile bağlantılı radikal gruplardan aşırı dini yaklaşımlar ithal etmesi de engellenebilir. bu yönüyle pekin, diyanet`in bölgedeki varlığına ikna edilebilir.

6. türkiye`nin urumçi ve kaşgar`da iş merkezleri açması: tobb gibi örgütlerin öncülüğünde bölgede türk ticaret merkezleri açılabilir. pekin yönetimi şimdiye kadar siyasi gerekçelerle türk işadamlarının şincang`la iş yapmasını engellemişti. bu noktada bazı türk yatırımlarının özellikle şincang`a yönlendirilmesi için ısrarcı olunabilir.

7. şincang`taki üniversitelerle türk üniversiteleri arasında değişim anlaşmaları imzalanması: bölgedeki üniversitelerle türk üniversiteleri arasında karşılıklı hoca ve öğrenci değişiminin yapılması karşılıklı olarak tanımayı kolaylaştıracaktır. özellikle türkiye`den halkbilimci, dilbilimci, sosyolog ve siyaset bilimci akademisyenlerin şincang`a giderek bölgede araştırma yapmaları desteklenebilir.

8. türk haber ajanslarının urumçi veya kaşgar`da büro açmaları: trt ve anadolu ajansı başta olmak üzere türk haber ajanslarının şincang`ta haber merkezi açmaları teşvik edilebilir. bu sayede bölgeyle ilgili birinci elden haber almak kolaylaşacaktır. şincang`ta türkiye`nin birincil haber kaynaklarının olmasının bölgedeki olayların kötü niyetli kişilerce manipüle edilmesini engelleyeceği noktasında çin yönetimi de ikna edilebilir.

9. thy`nin urumçi veya kaşgar`a sefer düzenlemesi: türkiye ile şincang bölgesi arasında insani hareketliliği artırmak için doğrudan tarifeli seferlerin başlatılması büyük önem taşımaktadır.

türkiye`nin kuracağı takip mekanizmasıyla ilgili öneriler daha da uzatılabilir. ancak burada önemli olan ankara ve pekin arasında yapılacak pazarlıktır. ankara açısından yukarıda sayılan teklifler arasından en az üç tanesinin gerçekleşmesi, şincang`la ilgili insani takip mekanizması kurmak açısından yeterli olacaktır.

selçuk çolakoğlu

14 temmuz 2009, salı

((http://www.wetinim.org/forum/viewthread.php?tid=2099))

***

usak asya uzmanı doç. dr. çolakoğlu şincan olaylarını değerlendirdi

usak asya uzmanı doç. dr. selçuk çolakoğlu, son dönemde uluslararası kamuoyunu oldukça rahatsız eden çin`in doğu türkistan bölgesinde yaşanan olayları değerlendirdi. yanlış anlılan bir durumu vurgulayan çolakoğlu, aslında uygurların çinlilerden bağımsızlık taleplerinin olmadığını, yalnızca kendilerine yapılan haksızlıkların giderilmesi yönünde masum talepleri olduğunu ifade etti.

soru: doğu türkistan`da yaşanan olaylar, uygurlar ve çinliler arasında yaşanan bir çatışma sonucu mu ortaya çıktı, yoksa bu durum aslında geçmişten günümüze kadar yaşanan olayların birikerek bir noktadan sonra kontrol edilemez bir hale dönüşü olarak değerlendirilebilir mi?

s.ç: bugünkü olayların temelinde yatan asıl neden, sincan uygur özerk bölgesi veya türkiye`de doğu türkistan olarak nitelendiren bölge de dahil olmak üzere çin`de yaşayan uygurların ikinci sınıf vatandaş olarak görülmesidir. olayları tetikleyen asıl etmen, çin halk cumhuriyeti`nin, bölgede hã¢kim olduğu 1949 yılından günümüze kadar, uygurlara verdiği birtakım siyasi hakları aşama aşama geri almış olmasıdır. örneğin, uygurcanın günlük hayatta ve resmi makamlarda kullanımının ve okullarda eğitim dili olarak kullanımının kademeli olarak azaltılması, dini özgürlükler alanında da benzer sorunların yaşanması, çinlilerin uygurlara karşı sistematik bir asimilasyon politikası uyguladığının bir göstergesidir. bölgedeki ekonomik sistem de dã¢hil olmak üzere uygurların sosyal hayatta da geri plana itildiğini ve dışlandığını görüyoruz. yine bölgede üst düzey devlet kademelerindeki görevler çinlilere veriliyor. şehirleşme ve sanayileşme sonucunda oluşan yeni mahalleler ve buralarda yapılan yeni apartmanlara ve evlere de çinliler yerleştiriliyor. dolayısıyla uygurların siyasi sorunları, ekonomik ve sosyal sorunlarla da birleşerek birtakım sınıfsal sorun haline dönüşüyor.

soru: olayların sadece uygurlara değil de türkiye`ye karşı, özellikle cumhurbaşkanı abdullah gül`ün bölgeyi ziyaretinden sonra, yapıldığını düşünüyor musunuz?

s.ç: bu konu çok tartışılıyor, bazı kişiler bunu dile getirdi. özellikle 2002 yılında yine kaşgar`ı ziyaret eden ve o dönemde devlet bakanı ve başbakan yardımcısı olan sayın devlet bahçeli`nin ziyareti ertesinde de kütüphaneler basılmış, tarihi eserler yakılmış. bununla ilgili bağlantı kuranlar var. fakat bu konuda kesin konuşmak zor; yalnız, henüz sayın cumhurbaşkanı abdullah gül`ün bir hafta öncesinde orada olmasına karşın, çin güvenlik kuvvetlerinin sorunu ele alma tarzı ve olayların bastırılma şekli aslında diplomatik açıdan türkiye`nin üzerine alınması gereken bir durumdur. durumun türkiye`ye karşı yapılmış bir ayıp olarak nitelendirilmesi gerekir. öte yandan çin bu durumu kasti olarak yaratmamış olabilir, fakat olayları insani boyutundan değerlendirecek olursak, bir gün içerisinde çin kaynaklarına göre, yaklaşık 150 kişi hayatını kaybediyorsa, burada bir trajedi vardır. cumhurbaşkanı abdullah gül`ün çin ziyareti sırasında, hem pekin`de hem urumçi`de vurguladığı bir nokta var: ``uygurlar bizim akrabamız, soydaşlarımız, onların mutluluğu bizim de mutluluğumuzdur. uygurların çin ile türkiye arasında bir köprü olmasını arzu ediyoruz.`` dolayısıyla köprü olarak görülen uygur halkının bu şekilde ezilmesi türkiye açısından hoş bir durum değildir.

soru: sincan`da yaşanan olaylardan sonra, dünya kamuoyunun verdiği tepkiyi nasıl değerlendiriyorsunuz?

s.ç: dünya kamuoyunun verdiği tepki yeterli değil, ancak doğu türkistan sorunu genel olarak düşünüldüğünde geçmiş dönemlere oranla verilen tepki daha fazla. olayların, gerek türkiye`de gerekse dünya kamuoyunda ve uluslararası medyada geniş bir şekilde yer alması uygurlar açısından önemlidir. resmi düzeyde verilen tepkiler de göz önünde bulundurulursa, önemli bir gelişme olarak değerlendirilebilir. 1997 yılında gulca`da benzer olaylar meydana gelmiş, bu durum dünya kamuoyunda ve medyada çok cılız bir şekilde gündeme getirilmişti. resmi düzeyde hiçbir yankı bulmamıştır. gulca olayları ile sincan olayları karşılaştırıldığında, uygurların gerek uluslararası basında yer alması, gerekse büyük devletlerin resmi makamlarından konuya ilişkin açıklama yapılmış olması olumlu bir gelişme olarak değerlendirilebilir, ancak yeterli değil.

tibet ise dünyada geniş bir sempati uyandıran ender yerlerden biridir ve özel bir duruma sahiptir. tabi, tibet ile doğu türkistan sorununu karıştırmamak lazım, çünkü tibet batılıların dini anlamda huzur aradıkları bir yer, tibet`in ruhani lideri ve tibetli budist rahipler batılılar için sempatik kültürel figürler ifade ediyorlar. bunun yanı sıra beş milyon nüfuslu tibet`in bağımsız olması, çin`den kopması halinde kimseye tehdit oluşturması söz konusu değildir. bu bağlamda ne hindistan, ne japonya, ne abd, ne de avrupa birliği ülkeleri veya rusya böyle bir durumu tehdit olarak algılamamaktadır. ancak doğu türkistan`ın dış bağlantıları, tarihi gelişimleri itibariyle bölgenin orta asya`nın doğu parçası, türkistan, olarak nitelendiriliyor olması ve türklerin ata yurdu olarak adlandırılması, çin`i ve bölge ülkelerini rahatsız edebilecek bir konudur. dolayısıyla buradaki coğrafya ile ilgili siyasi sonuçları türkiye`yi yakından ilgilendirir. çünkü bu bölge türkiye`nin doğal bir nüfuz alanı ve güçlü bir türkiye`nin dış bağlantıları konusunda öne çıkan bir bölge olacaktır. türkiye`nin kafkaslarda, orta doğu`da, orta asya`da sadece askeri anlamda değil, aynı zamanda kültürel anlamda da bir yayılımı söz konusu olurken, doğu türkistan konusunda bir çifte standart uyguladığını görüyoruz. tarihten gelen bir alışkanlıkla ihmal edilen doğu türkistan sorunu, uluslararası alanda da tibet`in gölgesinde bu şekilde kalmıştır.

soru: dünya uygur kurultayı`nın olayları kışkırttığı söyleniyor, bu konuyu nasıl değerlendiriyorsunuz?

s.ç: bu yorumu abartılı buluyorum. dünya uygur kurultayı`nın bu derece büyük eylemler organize edecek ve çin devletini bir şekilde tehdit edecek bir güç olduğunu pek sanmıyorum. genelde, türkiye, abd ve avrupa`daki uygur muhalefeti, diğer bir deyişle çin dışında yaşayan uygurların oluşturduğu muhalefet, zayıf ve etkisiz bir muhalefettir. özellikle tibet ile kıyasladığımızda, zayıf, etkisiz ve sahipsiz bir muhalefet olan rabia kader `in lideri olduğu dünya uygur kurultayı yeni yeni örgütlenmeye çalışan ve muhalefeti kuvvetlendirmek amacına yönelik kurulan bir örgüttür. dünya uygur kurultayı`nın kurulmuş olması, çin için urumçi`de yaşanan şiddet olaylarını bastırmaya bir gerekçe teşkil etmektedir. dolayısıyla dış bağlantılar, artık çin`in bu olayları bastırma şeklini değil, aynı zamanda, bundan sonra uygulanabilecek potansiyel baskı politikalarını da meşrulaştırıcı kılmış oluyor. gerek dünya uygur kurultayı`nın suçlanması gerekse büyük devletlerin, abd başta gelmek üzere, bu olaylardan sorumlu tutulması aslında çin`in bu bölgedeki sorunları ört bas etmesi için bir araç olarak kullanılıyor.

olayın insani boyutu ise vahim durumdadır. gayri resmi rakamlar 150`den fazla kişinin hayatını kaybettiğini gösteriyor. ancak, olayların medyada geniş bir şekilde yer alması aynı zamanda bir şans da olabilir. doğu türkistan sorunu, göz ardı edilen ve görmezden gelinen bir sorundu, dolayısıyla durum uygurların kendi taleplerini iletmesi yönünde bir fırsat olabilir. zaten bu konuda yayınlar da yapılmaktadır. yalnız burada öncelikle vurgulanması gereken nokta- türkiye`de kamuoyunda da yanlış algılanan bir konu- uygurların çin`den bağımsızlık talepleri yok, bağımsızlık talepleri olsa bile bunlar çok makul ve mantıklı talepler değil. uygurların bu olaylardaki temel talepleri, bölgede çıkan olaylardan da anlaşılacağı üzere çin`in doğu sahillerinde öldürülen iki uygurlunun faillerinin bulunmasıydı. bu masum talebe güvenlik güçlerinin yaylım ateşiyle karşılık vermesi ile olaylar büyüdü. yine aynı şekilde arsaları istimlã¢k edilen veya evlerinden olan, başka yerlere göçe zorlanan uygurlar bu konudaki masum taleplerini iletmeye çalıştıklarında, çin makamları ve güvenlik güçleri tarafından çok güçlü bir şekilde bastırılıyorlar ve bu hareketin içinde yer alan kişiler hapis cezasıyla ya da idam cezasıyla cezalandırılıyorlar. dolayısıyla hem mevcut talepleri yerine getirilemiyor hem de şiddetli bir şekilde eziliyorlar. son olaylar, ``var olma veya yok olma`` arasında bir patlama olarak değerlendirilebilir. bu anlamda dünya kamuoyunun bunu gündeme getirmesi uygurlar açısından bir fırsat olarak görülebilir.

11 temmuz 2009, cumartesi

gülay kılıç

((http://www.usakgundem.com/haber/38626/usak-asya-uzman%c4%b1-do%c3%a7-dr-%c3%a7olako%c4%9flu-%e2%80%9cdo%c4%9fu-t%c3%bcrkistan%e2%80%99da-ya%c5%9fanan-olaylar-s%c4%b1n%c4%b1fsal-sorun%e2%80%9d.html))

#463582 - sirkencubin  - 15.07.2009   14:12


on bin kişinin bir gecede kaybolduğu söylenen yer:

"rabia kadir'den şok iddia: '10 bin uygur türkü, bir gecede kayboldu' "

((http://www.nethaber.com/dunya/110318/rabia-kadirden-sok-iddia-10-bin-uygur))
#522143 - sirkencubin  - 30.07.2009   11:27

58.
((http://www.wetinim.org/forum/viewthread.php?tid=2405&extra=page%3d1))
#537218 - sirkencubin  - 03.08.2009   13:39

--- alıntı ---

Urumçi’de ‘çin işkencesi’

cyranodebergeraco@gmail.com

salı, 18.08.2009 - 12:11

doğu türkistan’da bir çin fabrikasında çinli bir işçinin işine son verilir. fabrika bir süre sonra işgücü açığını kapatmak için yaşları 15â20 arasında değişen ve nedense güzel olmaları ön şart olan 150 civarında uygur kızını işe alır. işten atılan çinli bir süre sonra fabrikaya dönerek iş bulamadığını ve eski işine dönmek istediğini söyler. fabrikanın yöneticileri uygur türklerinden daha ucuz işgücü ile işçi çalıştırdıklarını söyleyerek çinli işçiyi kovarlar.

çinli işçi kendisi gibi çinli olan birkaç arkadaşını da yanına alarak fabrikanın bu tavrının intikamını iki uygur kızına tecavüz ederek alır! bunun üzerine fabrikanın uygurlu çalışanları ile çinli işçiler arasında çatışma çıkar ve 273 uygur türkü öldürülür. tarih 26 haziran 2009’u göstermektedir.

uygur türkleri çin hükümetinin fabrikada yaşanan katliamı tarafsız ve adil şekilde değerlendirmesi için bir süre beklerler. ancak, çin ırkdaşlarından yana bir tavır sergileyerek olayın üzerini kapatmaya çalışır.

bunun üzerine kaşgar’dan gelen 2000 civarında uygur türkünün katılması ile beş - onbin kişilik bir uygur topluluğu urumçi’de yaşanan fabrika katliamı ve tecavüzün hesabını sormak ve adalet istemek üzere bir gösteri düzenler. herhangi bir taşkınlığa sebebiyet vermeden çin hükümetinden olayın araştırılmasını ve suçluların cezalandırılmasını talep ederler. çin polisi ve askeri bu sivil eyleme şiddetle karşılık verir. ve ilk anda uygurları korkutmak ve dağıtmak için eylemin en önünde oturma eylemi yapan ikisi kız üç kişiyi herkesin gözleri önünde başlarından vurarak öldürür. oluşan panikte kalabalığın üstüne silahlarla yürüyen çin polisi onlarca uygur türkünü öldürerek ve yaralayarak kalabalığı dağıtır.

yaşananların üzerine bu sert tavır tuz biber eker ve urumçi’nin değişik semtlerinde toplanan uygur türkleri şehir merkezine doğru yürüyüşe geçerler. bu sırada yol boyunca karşılaştıkları çinlilerle kavgalara tutuşurlar. araçları devirir ve ateşe verirler.

bu kavgalar sırasında çinlilerden ve uygurlardan ölenler olur.

tüm bu olaylar yaşanırken emniyet güçleri her yerde olduğu halde iki gurup arasındaki sokak kavgasına müdahale edilmez ve adeta göz yumularak olaylar kışkırtılır.

içinden çıkılmaz bir hal aldığında emniyet güçleri kontrolsüz şekilde ateş ederek uygur türklerinden pek çoğunu sokak ortasında öldürür. bu saldırıda kaşgar’dan gelen uygurlularla birlikte yaklaşık 2000 uygur türkü aynı yerde öldürülür. hemen ardından itfaiye araçları ve çöp araçları gelir. öldürülen uygurlular çöp araçlarına doldurulur. sokaklar itfaiye araçlarınca temizlenir. ismi bizde saklı görgü tanıklarının anlattığına göre sokaklarda ne kan izleri ne de kafalarından vurulmuş uygurların parçalanmış beyinlerinden hiçbir iz kalmaz.

tüm bunların ardından şehrin telefon, internet ve elektrik altyapısı kapatılır. akşam saat 10.00’da elektrikler verilir ve sabaha kadar sürecek ev baskınları başlar. kar maskeli çin askerleri teker teker uygur evlerini basarak çocuk, kadın, erkek ayırmaksızın gözaltılar yapar. direnenler evlerinde çocuklarının gözleri önünde öldürülür.

geri kalanların sabah polise yaptığı başvurular baskınları yapanların polis olmadığı bu nedenle terör eylemi olarak kayıt altına alınacağı ve götürülenlerin kayıp olarak değerlendirileceği yanıtını alırlar. o gece götürülenlerden bir daha evine dönebilen olmaz. bir kısmının ölüsü teslim edilir ailelerine bir kısmının ölüsüne dahi erişilemez.

bir gün sonra çinliler arkalarına çin askerlerini de alarak uygur bölgesine saldırıya geçerler. önde çinli halk arkalarında ise onları koruyan çin askerleri uygurların işyerlerine, evlerine saldırırlar ve yakalayabildikleri uygurları sokak ortasında öldürürler. ilginç olan ise çinli saldırganların hepsinin elinde çin polisinin kullandığı coplar vardır ve hepsine aynı tip sopalar dağıtılmıştır.

doğu türkistan?

doğu türkistan özerk bir bölge ve yöneticileri seçimle başa geliyor. her ne kadar komünist partinin izin vermediği hiç kimse seçilemeyecek olsa da yöneticiler uygur türklerinden seçiliyor. yerel ve bölgesel yöneticiler çinle ilişkilerini iyi tutabilmek için belki çinlilerin bile cesaret edemeyeceği şeyler yapabiliyor! uygur dilinin kullanımının yasaklanması, kreşlerde çincenin zorunlu dil haline getirilmesi hep bu uygur yöneticilerinin marifeti.

polis teşkilatının içinde de çinli polislerle birlikte uygur polisler bulunuyor. kamu kuruluşlarında çinlilerle uygurlar birlikte görev yapıyor. bölgenin demografik yapısına bakınca 17 milyon çinliye karşılık, 45 milyon uygur ve toplamda 8-10 milyon kırgız, tatar vesaire diğer küçük halklar bulunuyor. kırgız ve tatarlarla çin hükümetinin herhangi bir sorunu bulunmadığından hayatlarına keyifle devam ediyorlar. zaman zaman uygurları çinlilere ispiyonlamakta ayrıca bir gelir kapısı olabiliyor!

doğu türkistan’da çin işgali ve direniş yüzlerce yıldır devam ediyor. ancak bu direnişte dönüm noktası 1932 yılında çinlilerle uygurlar arasında yapılan anlaşmayla kritik bir dönemece giriyor. bu anlaşmayla doğu türkistan’a çinli yerleşimcilerin yerleşmesine izin veriliyor ve bugün 17 milyon civarında olan çin nüfus bu anlaşmayla türkistan’a yerleşmeye başlıyor. çin sadece çinlileri türkistanâ’a yerleştirmekle yetinmiyor silah zoruyla, iş vaadi ve eğitim kandırmacasıyla binlerce uygur kızı ve erkeği farklı bölgelere göçe zorluyor. 15-20 yaşlarındaki kızların güzel olanları özellikle seçilerek çin bölgesindeki fabrikalara işçi olarak gönderiliyor bir süre sonra bu kızlar fuhuş bataklığına sürükleniyor. 2-3 yaşındaki çocuklar ailelerinden eğitim vaadiyle zorla alınarak mafyaya satılıyor ve bu çocuklar hırsızlık, yankesicilik, uyuşturucu ticareti vb. karanlık işlerde istihdam ediliyor.

olayların yaşandığı 5 temmuz tarihinden sonra da çin zorunlu göç çalışmalarına ara vermiyor. 4 ağustosta 750 uygur kızı çin bölgesine zorunlu çalışmaya gönderiliyor. çocuklarını vermek istemeyenler alınlarında silah kabzasını buluyor.

uygur polislerden işkence itiraflari!

çin emniyetinde görevli uygur kökenli polislerden kimileri canlı şahidimize ağlayarak anlatıyor. tutuklanan, evlerinden zorla alınan genç kızlar çırılçıplak soyuluyor ve çin polisleri bu kızlara defalarca tecavüz ediyor.

günlerce aç ve susuz bırakılan uygur tutuklulara yiyecek ve su verilmiyor. epey zaman aç ve susuz bırakıldıktan sonra tuzlu su içiriliyor. tuzlu su içtikçe susayan tutuklular kendi idrarlarını içecek kadar kontrollerini kaybediyor.

tutuklular ucunda çiviler bulunan sopalarla dövülüyor ve bu işkence sonrasında tutukluların büyük kısmı aldığı darbeler ve kan kaybından ölüyor. çin polisi işkenceye dayanamayan, bağırmalarından, inlemelerinden rahatsız olduğu tutukluları kafalarından vurarak öldürüyor.

sadece bu kadar değil şimdiye kadar yapılan işkence ve ölümler tutuklanan ve tutuklandıktan sonra kendilerinden bir daha haber alınamayanlar! bu işkencelerde bir gecede 830 kişi öldürülüyor. bu 830 kişinin çok büyük bir kısmının cesetleri yakılarak külleri çöple karıştırılarak çöp depolarına dökülüyor. bir kısım cesetler ise ailelerine 5 temmuz çatışmalarında öldüğüne dair bir evrak imzalatılarak teslim ediliyor. böylece polis işkencede ölmediğini iki gurubun çatışması sırasında ölümlerin gerçekleştiğini kayıt altına almış oluyor.

yapılan işkenceler bunlarla sınırlı değil. bir kısım tutukluların belden omuza kadar olan kısmına ıslak havlular sarılıyor. sopalarda havlu ile sarılarak tutuklular dövülüyor. havlular nedeniyle vücutta herhangi bir darb izi oluşmazken iç organlar iflas ediyor. tutuklular serbest bırakılarak evlerine gönderiliyor fakat bir, en fazla iki gün içerisinde iç organları iflas eden uygurlular ölüyor. ölüm raporlarına ani kalp sıkışması, kalp krizi ve benzeri gerekçeler yazılıyor. tüm bu işkencelere şahit olan dört uygur polisi intihar ederek hayatlarına kıyıyor. bir kısmı görevinden istifa ediyor.

irkdaşlarına işkence eden uygur türkü polislerin anlattıkları ise inanılır gibi değilkencelerde ve sorgularda hem çinli hem de uygur türkü polisler aynı anda görev alıyor. uygur polisi tutuklu uygurluyu dövüyor ve kimlerle görüştüğünü, kendisini kimlerin organize ettiğini, yanında başka kimlerin olduğunu soruyor. tutuklu bir süre direndikten sonra yanındaki arkadaşlarını ihbar ediyor. uygur polisi çinli polisin yanında konuşmaması ve diğer arkadaşlarını ihbar etmemesi için daha çok dövüyor, daha çok dövülen tutuklu herkesin ismini veriyor. isimler ortaya çıktıkça uygur polisi yine daha fazla konuşmasın diye- uygur tutukluyu öldüresiye dövüyor!

yine bir başka polisin anlattıkları ise akıl alır gibi değil. annesi ile birlikte tutuklanan birkaç aylık çocukların annelerinin gözleri önünde boyunlarının kırılarak nehre atıldığını söylüyor.

sonuç şu: 5-6 temmuz tarihinden sonra 30.000 kişi gözaltına alınıyor, gözaltına alınanlardan 18.000 i öldürülüyor. geri kalan 12.000 kişi halen kayıp. çin hükümeti bu kişilerin nerede olduğunu bilmediğini söylüyor. öldürülen çinli sayısı 200’e yakın.

doğu türkistan’da halen tutuklamalar ve ev baskınları -siz bu satırları okurken de- hızla devam ediyor.

resmi rakamlar da yalan söylemeye...

ölü sayısı 197, yaralı sayısı 1720!’

--- alıntı ---

((http://www.timeturk.com/yazardetay.asp?newsid=15441))
#586758 - sirkencubin  - 19.08.2009   08:36