geyik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
geyik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

18 Ocak 2013 Cuma

alageyik kuşağı / ihl


tesettürlü


ayşecik piknikte, ayşecik tebessüm ediyor, ayşecik ve makyaj çantası şeklinde maceralarını ihl sözlük'te takip edebildiğimiz yurdum insanı. sorarım şimdi size, sadece kadınlar mı tesettürlü arkadaş? cengaver vatandaşlardan cin alili bölümleri de istiyoruz. lütfen, rica ederim, teşekkür ederim.
#98959 - sirkencubin  - 29.07.2009   12:45

(bkz: mesture)
#518500 - sirkencubin  - 29.07.2009   12:50

kavramlar üzerinden değil kişiler üzerinden düşünme alışkanlığımız olduğunu hatırlamamıza vesile olmuştur. tesettür kavramını tesettürlülerden ayırıp, soyutlayıp ele alamıyoruz. fikir açısından uygun madde başlığı tesettür. tesettürlüler ise örnek olarak tartışmanın içinde olabilir, konu olarak değil. hele de "lugat" yazmak gibi bir iddianız varsa.
#2273779 - sirkencubin  - 29.10.2011   23:09

gözünü haramdan sakınmayan gümüş yüzüklü


ya şu yüzüğü doğru dürüst tak, yahut çıkar diye dövülmesi gereken cin ali.
#98977 - sirkencubin  - 29.07.2009   13:10

coca cola içen sakallı


caiz mi ya mübarek diye taciz edilmesi gereken kişi.
#98979 - sirkencubin  - 29.07.2009   13:11

alfa romeo anahtarlığı sallayan sakallı


hem armasında haç işareti olan arabaya bindiği için, hem de utanmadan herkese gösterip hava attığı için kınanması gereken cin ali. tiz hakkında başlık açıla.
#98982 - sirkencubin  - 29.07.2009   13:17

kızlara fıkra anlatan gümüş yüzüklü


yabancı baayanlara hoş görünmeye çalıştığı için meşe odunuyla dövülmesi gereken cin ali. allah'tan korkmuyorsun, bari kuldan utan, gümüş yüzük takmışsın bir de...
#98985 - sirkencubin  - 29.07.2009   13:22

kızlar abi deyince bozulur.
#518737 - sirkencubin  - 29.07.2009   13:47

rayban takan sarıklı


bunun parasıyla kaç fakir doyurulur diye düşünmeyen, sarığından utanmadan hava atan terbiyesiz. paran olsa cipe de binersin lan sen! yazık sana...
#98988 - sirkencubin  - 29.07.2009   13:27

o değil de, tişörtünde "i l@ve islam" yazıyor bir de...
#1017081 - sirkencubin  - 09.02.2010   21:23

vanilyalı tere otu


yetmiş iki derde devadır, kung chuan fyuw dağlarında bir de torosların akşebek yaylasında yetişir.
#99005 - sirkencubin  - 29.07.2009   13:53

engerek 10


bir gizli örgüt. tamamen hayali, gerçek kişi, kuruluş ve olaylarla hiçbir ilgisi yok. zinhar.

olay düzlanda'da geçiyor. yüz yıl önce düzlanda cumhuriyet ordusu kralı devirerek yönetimi ele geçirmiştir. olaylar gelişir.
#99568 - sirkencubin  - 30.07.2009   11:31

biz asılız


"vatandaş" söylemi. asıl olmakla kalmazlar, bir de eşittir bunlar.
#103155 - sirkencubin  - 04.08.2009   14:57

cuma namazlarına misafir getirmek yasak


günün incisi, kendini akıllı sanıp da salak durumuna düşme numunesi.

ismi lazım değil bi sözlükte, cin fikirli bir arkadaş gündeme getirmiş, iş münasebetiyle muhatap olduğunuz islamcı şahsiyet sizi cuma namazı kılmak zoruda bırakmak için, toplantı saatini cuma'ya göre ayarlarsa, kaytarmak için o saatte başka bir randevunuzun olduğunu söyleyip, "sizi de çağırırdım, ama cuma namazlarına misafir getirmek yasak" tarzında bir lafı eklemeliymişsiniz. bu arkadaşlara kesinlikle aynen böyle davranmalarını tavsiye ediyorum (hişt, gülmesene arkadaşım), yapacakları imaj kesinlikle muhteşem olacaktır. hatta daha da derin görünmek isteyenler, efendi hazretlerinin cuma'dan sonraki teheccüd namazını hatimle kıldırdığını söyleyip, hafiften sızlanabilirler. tam süper olur.
#135665 - sirkencubin  - 23.09.2009   14:56

2.
(bkz: bu yıl da hac dönemi kurban bayramına denk geliyor)
#713275 - sirkencubin  - 23.09.2009   15:00

17 Ocak 2013 Perşembe

bebek bezi / ekşi


bebek bezi değiştirirken, önce latin alfabesindeki majiskül h harfi (büyük h gözüm, bakma öyle) şeklinde, ama isthmus (al başına belayı... buna bir dipnot gerek şimdi)* kısmı bebeğin kalçasını saracak kadar enli ve paralel kısımları aşağı yukarı enli bir kurdele eninde olan ve genellikle -en azından bir süre- pembe veya mavi renkte olan, ucuz bilgisayar örtülerine benzer bir maddeden üretilmiş bulunan laylon (polimer) aparatı yere yayarsınız. tam olarak söylemek gerekirse bu laylonun isthmus kısmının uzunluğu yaklaşık olarak bebeğin beli ile mabadı arasındaki mesafenin iki katından biraz daha fazladır. paralel kısımların uzunluğu ise, bebeğin beli etrafında bir tur attıktan sonra bir de düğüm atmaya yetecek kadardır. laylon aparatı yere serdikten sonra, kısa kenarı laylon aparatın isthmus kısmının uzunluğundan biraz daha kısa, yani yaklaşık olarak bebeğin beli ile mabadı arasındaki mesafenin iki katı kadar; uzun kenarı ise kısa kenarın iki-üç misli uzunlukta olan ve genellikle amerikan bezi veya kaput bezi tabir olunan kaba beyaz kumaştan mamul bezi kısa kenarları birbirinin üzerine gelecek şekilde katlar, sonra aynı istikamette bir kere daha katlarsınız. böylece kısa kenar uzun kenara dönüşürken, uzun kenar da isthmus kısmının eninden biraz daha kısa olacak şekilde kısalmış olur. kısacası bez laylonun orta kısmının ebatlarından biraz daha küçük olmak kaydıyla ona uyacak şekilde katlanmış ve bu arada kalınlığı arttırılmış olur. akordiyon gibi de katlanabilir, ama düzgün duracağını tahmin etmiyorum. katlanan bez de, yerde (yahut masa veya koltuk üzerinde, üşütmeyin çocuğu) duran laylonun üzerine konur. bezi laylon üzerine koyarken paralel kısımlara paralel gelecek ve isthmus ile artı işareti teşkil eder tarzda duracak şekilde koyacak kadar geometri özürlü bir insansanız işlemi burada bırakın ve kendinize yapacak daha iyi bir iş bulun, bu kafayla çocuğun kolunu bacağını da çıkarırsınız siz. laylonu ve bezi doğru olarak yerleştirdikten sonra bebeği doğru olarak yerleştirmek gerekir. elbette daha önce kirli bez ve laylonu daha sonra yıkanmak üzere bir kenara koymuş ve bebeğin altını temizlemiş olmalısınız. kirli bezi kelalaka bir yere koyup ortalığı batıracak kadar pasaklı bir insansanız hiç elinizi sürmeyin. bebek yerleştirilirken laylonun paralel kısımlarının bebeğin transvers eksenine paralel ve isthmus kısmının da bebeğin vertikal eksenine paralel şekilde olmasına dikkat edilmelidir. eksenleri bilmiyorsanız isthmusla ilgili dipnota bakın. bebek bezin üzerine yerleştirilirken mabadı laylon-bez kombinasyonunun tam ortasına denk getirilir, yani paralel kısımların bebeğin beli hizasında olması sağlanır. laylon-bez kombinasyonunun bebeğe göre süperior (dipnota gerek yok, üst demek) tarafında kalan yarısı bebeğin kalçasının altında kalır, inferior (alt) yarı ise bebeğin bacakları arasından geçirilerek pelvisin üzerine yerleştirilir. pelvis ne demek bilmiyorsanız ya bir anatomi kitabı bulun veya sözlükte başlığı var mı diye bir arayın. artık pelvisin üzerinde bulunan eskiden inferior olan yarı hafifçe gerdirilerek bebeğin vücuduna yapışık hale getirilir (hayır yapıştırıcı kullanmayacaksınız, deli misiniz nesiniz). bu kısma ait paralel kısım her iki taraftan bezin gerginliği bozulmaksızın çocuğun bel kısmı ile laylon-bez kombinasyonunun çocuğun kalçasının altında kalan kısmı arasına sıkıştırılır. fazla buruşturmadan düzgün sıkıştırmak gerekir, aksi takdirde bebeği rahatsız edebilir. sıkıştırma işi bitince laylon-bez kombinasyonunun bebeğin kalçasının altında kalan tarafındaki paralel kısım her iki taraftan çocuğun göbeğine doğru bükülür ve sıkıca düğümlenir. bez artık değiştirilmiş bulunmaktadır. bu işlemler yapılırken seri davranılmalı ve bebeğin üşümesine meydan verilmemelidir.

* isthmus: iki parçayı birleştiren bir parça gibi bir şey, mesela büyük h harfinin ortası veya tiroid bezinin iki kısmını bağlayan ortadaki kısım gibi. transvers eksen: iki kolunuzu gövdenizle 90 derece açı yapacak şekilde kaldırdığınızda bu iki koldan geçen çizgi. vertikal eksen: ayakta dik durduğunuzda başınızla ayaklarınızı birleştiren çizgi. esasen bu çizgi yatakta dümdüz yatarken de başınızla ayaklarınızı birleştirir, kullanışlı bir çizgidir.

edit: bebek supin pozisyonda yatıyor olduğuna göre, süperior ve inferior kavramlarını üst-alt diye karşılamak kafa karıştırıcı olabilir, süperior bebeğin kafasının olduğu taraf, tavandan taraf değil. inferior de teorik olarak bebeğin ayaklarının olduğu taraftır, ama bebekler genelde dizlerini bükerler, taraflar karışabilir, bu yüzden ona da bebeğin kafasının olmadığı taraf diyelim en iyisi biz.
#2270986 - sirkencubin  - 27.10.2011   23:58

12 Ocak 2013 Cumartesi

üçüncü köprü için alternatif isimler / ihl


hüsamettin cindoruk veya ahmet kurtcebe alptemoçin olabilir, ağzı dolduruyor. hz. muhteşem süleyman demirel de olabilir, türkiye'nin bir elli yılını özetliyor. adnan tayyip özal köprüsü de olabilir. çok da fark etmez aslında, halkımız ona kısaca üçüncü köprü diyecektir.

#2306077 - sirkencubin  - 24.11.2011   12:18

5 Ocak 2013 Cumartesi

naz ve gaz


fazlasının aşık usandırması konusunda şöyle bir formül önerilebilir: belirli kişiler için naz basıncı ve gaz basıncı çarpımı sabittir. örnek üzerinde anlatırsak, enescan beyin, ecringül hanım için sabit bir naz kaldırma kapasitesi vardır. ecringül'de görülecek birim naz artışı, enescan'ın hevesini belirli bir miktarda kaçıracaktır. ancak enescan'ın melisasu hanım için naz kaldırma kapasitesi daha fazla, aleynabuse hanım için ise daha az olabilir. diğer yandan efeberk bey'in naz kaldırma kapasitesi herhangi biri için sonsuza yakın derecede olabilir.
#2259688 - sirkencubin  - 19.10.2011   12:44

4 Ocak 2013 Cuma

üretim tarihi


"üretim tarihi son kullanma tarihinden itibaren 18 ay öncedir"

bir kahve kreması poşetinin üzerinde yazıyor. gülmeyin efendim, bakış açısı meselesi. belki de karadenizliydi metni kaleme alan arkadaş, olamaz mı?
#2268122 - sirkencubin  - 25.10.2011   22:05

3 Ocak 2013 Perşembe

domatesin meyve mi sebze mi olduğu sorunu



şer'an meyve, örfen zepsedir.

lugatte meyve, ıstılahta zebzedir.

gençliğinde sebze, yaşlanınca meyvedir.

yersen.
#694964 - sirkencubin  - 16.09.2009   15:45

sebze olamaz, çünki yeşil değil.

meyve olamaz, çünki tabağa koyup misafirin önüne çıkaramıyorsun.

meyve sayılır. çünki suyunu markette meyve sularının olduğu rafta satıyolar.

sebze sayılır, çünki çorbası yapılıyo.

sebze sayılmasa iyi olur, çünki pişmişi güzel olmuyo.

deli misiniz, hiç meyve olur mu? salçası yapılıyo...
#694982 - sirkencubin  - 16.09.2009   15:50

1 Ocak 2013 Salı

kıl hakkı


unun payını hemen verin, azıcık da fazla koyun, bir an önce gitsin arıza çıkarmadan" hakkıdır.
#701647 - sirkencubin  - 18.09.2009   15:39

erkekler üç e ayrılır


"erkek geyikler üçe ayrılır, ara sıra üç e de ayrılabilir. bir beyni kafasında olanlar, iki beyni kafasından başka bir yerde olanlar, üç beyni olmayanlar. beyni kafasında olanların beyni iyi çalışır. bunlarda menenjit, ansefalit, multipitipil iskleroz gibi hastalıklar görülmez. beyni başka bir yerinde olanların, beyni neresinde ise orası iyi çalışır. beyni olmayanlar akşama kadar dişi geyiklerin peşinde koşar, sabaha kadar da söylenir, çemkirir. dişi geyikler de üçe ayrılır. beyni kafasında olanlar, işinde gücünde, evinde ailesindedir. beyni kafasından başka bir yerde olanlar, bunları yazsak roman olur, best seller olur. beyni olmayanlar, bunlardan bileği kuvvetli olanlar amazon olur, çenesi kuvvetli olanlar feminist olur."

clay, theodor benjamin, "can be there a manology as branch of moosologeia" roe diary, v. ii, i. 38, p. 108.
#413562 - sirkencubin  - 01.07.2009   13:33

31 Aralık 2012 Pazartesi

milli güvenlik


millî güvenlik dersinin ötesinde bir kavram, kurulu falan olur bunun, iç ve dış tehditlere karşı milletin güvenliğini sağlar. 

"... güvenlikler ikiye aayrılıır, millî güvenlik, millî olmayan güvenlik. millî güvenlik, bir ülkenin millî güvenliğini, millî olmayan güvenliklerden korumak ve kurtarmak için bir ulusun yapması gerekenlerin tümüne denir. eee, hocam, ööö, millî güvenlik, bir ulusun en önemli güvenliğidir. ee, ha, millî güvenliklerine önem vermeyen uluslar tarihten silinmeye mahkûmdur. eee -kim sıktı bu kravatı böyle ya?- milli güvenlik, ee -a, biri bişe fısıldıyo- eöö, ha, milli güvenlikte iç ve dış tehditler vardır, iç ve dış tehditler çok tehlikelidir, tehlikeli olmasalar bunlara tehdit denmezdi zaten. dış tehditler iç tehditlerden daha tehlikelidir. ayrıca iç tehditler de çok önemlidir. az önce de söylediğim gibi, bunlar gayrı milli güvenlik kavramına girer. ülkemizin iç ve dış düşmanları tarafından ulusumuza yöneltilen tehditlerdir. -zil ne zaman çalıcak ya?- ülkemiz çok düşmanları olan bir ulustur. tarihten beri bunlar hep ulusumuza düşman olmuşlardır. dış düşmanlarımız her zaman iç düşmanlarımızı kışkırtmışlardır. ... hocam walla çalıştım ya, heyecandan şimdi aklıma gelmedi, hocam..." 
(sirkencubin 02/11/2011 02:31)

30 Aralık 2012 Pazar

marcus antonius un aslında romalı olmaması / mürteci



offfff. 

üşenmedim okudum ya. 

ahan da tanım (descriptio lexico importantis): 

lomus et lomulus virgo iurius ceasar est[1] tarzında bir tesbit. 

bu da şerhi (explanatio): 

--calinti-- 

kim marcus antonius'dan daha romalı olabilir ki, sorarım size! 
(şişero) 

--calinti-- 


romalılar, vatandaşlar! 

kimileri size romalı olunmaz, romalı doğulur diyeceklerdir. evet, romalı doğanlarımız çoktur ve birçokları da ne kadar uğraşsalar da romalı olamamaktadır. ancak bu husus gözlerinizi karartmasın. romalı olanlar da vardır. yüce çezar zaman zaman kimi kavimlere romalılık hakkını bağışlamıştır. romalı olmak demek roma vatandaşı olmak demektir. bakınız, kim ispanyol generalinin bir romalı olmadığını söyleyebilir? bir russel crowe kolay mı yetişiyor sanıyorsunuz? yüce çezar kimi zaman bazı mesleklerin ehillerine vatandaşlık hakkı bağışlamıştır. yunanlı hekimlerin nalbantların ve berberlerin arasından sıyrılıp romalı olmaları, az bir şey midir? gözlerimizin açılması için bir veba salgınıyla mı karşılaşmalıyız? kim pergamonlu mimar nikobilmemkimin oğlu galenus'a romalı değil diyebilir ki, yüce çezarın yakın dostuydu ve hekimlerin imparatoru unvanı bağışlanmıştı ona. kimi zaman kimi insanlar romalılık vasfını elde edebilirler, üç taç taşıyan bir fatih sultan mehmet'e, bir asteriks'e, bir romalı perihan'a kim romalı değil diyebilir ki? 

romalılık zaman içinde gelişen ve gelişen bir süreçtir, aziz romalılar. adam gelmiş roma'da oturuyor, kaç nesildir, kız almış, kız vermiş; latinceden çaksa da, italiyanocası bir floransalı, bir venedikli gibi pürüzsüz, le şanta mi kantare, sonom italyano diye türküler söylemiş, romalı gibi düşünmüş, romalı gibi hissetmiş, romalı gibi söylemiş; ne desin adam, toskanalıyım mı desin, sicilyalıyım mı desin, ne desin? 

hepimiz romalıyız, ne mutlu romalı olabilene. 



-------------- 
notum dipum: 
[1] persler sonradan bunu kasan ü kuseyn duhteran-ı mugaviye tarzında çarpıttılar. 

post scriptum: 
hasta mıyım, neyim...
(sirkencubin 24/09/2009 11:00)

2 Kasım 2011 Çarşamba

seda her an hamile kalabilir

-muhabirimiz cengaver ayyar, tuba uterinadan bildiriyor, evet cengo seni dinliyoruz, neler oluyor orada?
-- iyi akşamlar memoli kırcali, evet, burada gerçekten ilginç şeyler oluyor. sol tarafımızda ovaryum tarafından henüz gelen ovumu görüyoruz. öte yandan uterus yönünden çok sayıda sperm geldiği yönünde bir duyum aldık. durum gerçekten kritik, seda her an hamile kalabilir!.. burda durum böyle, memoli kırcali.
-evet sayın seyirciler, gördüğünüz gibi kanal zö her zaman her yerde. acaba seda hamile kalacak mı, kısa bir aradan sonra...

1 Kasım 2011 Salı

cumhuriyet çocuğu abdurrahman

çakma cumhuriyet çocuğu. cumhuriyet çocuğu olmanız için, ananızın babanızın cumhuriyet okuması gerekir. cumhuriyet okuyan bir insan evladı çocuğuna abdurrahman diye, ümmügülsüm diye isim vermez. nerede cumhuriyet çocuğu ayağına yatan bir abdurrahman görürseniz, hemen teşhis edin, afişe edin, gizli işbirlikçidir kesin, komplecidir.

bugün doğan cumhuriyet çocukları için isimler:
erkek tonguç
kız kibela

[ilham perisi için (bkz: #12840453)]

edit: geçen haftanın en kötü entryleri, 19 numero.
(sirkencubin, 19.03.2008 15:22 ~ 24.03.2008 08:32)


ibretlik bir numunedir. cumhuriyet savcısı olabilirsiniz, ama cumhuriyet çocuğu olamazsınız. cumhuriyet çocuğu olunmaz, cumhuriyet çocuğu doğulur. köylülere mi bırakıcaz bu ülkeyi, anlamıyorum ki.
(sirkencubin, 19.03.2008 15:33)

gazete ve kitaba ötv zammı / ekşi

yalan yanlis anlamak suretiyle saldirma refleksinin açiga çikmasina vesile olmus hadisedir.

konusmak gereken baska pek çok konu var elbette, bir kismi ilgili basliklarda bir miktar tartisilmis bulunuyor. kimse her seyi bilmek, her konuda fikir beyan etmek durumunda degil. ayrica birinin, birilerinin bazi yönlerini savunmanin veya bazi konularda haksiz ithama maruz kaldiklarini düsünmenin, bu kisileri her bakimdan savunmak anlamina gelmeyecegi de açik. ötv konulu bosbogazliklara, bu vesileyle de samimiyetsizliklerin, ikiyüzlülüklerin sergilenmesine tepki gösteren birinin, seka veya tübitakla ilgili konularda hükümeti savunmasi sart degil. insanlarin zihinlerine çöküp kalmis takim, kamp vb kavramlara biraz ters düsecek belki, ama insanin hem hükümete, hem hükümet karsitlarina karsit olmasi bile mümkün bu dünyada.

gerçi amerikalilar da kizilderilileri kesmisti, siz de haklisiniz.
(sirkencubin, 26.04.2005 12:44)


tünaydin, sevgili vatandaslarim

gazeta ve kitaba ötv zammi biraz yapilmis, biraz yapilmamis bir hadisedir. (bakiniz birada tanim yaptim.) çok infial ile kinadigimiz bir mesum gelismedir. (burada tükenmez kalemimi gözünüze sokuyorum, el aliskanligi saiki ile) esasen osman gazi büyügümüz bos bulunup pazar baci konulmasini kabul ettigi günden beri bu vergi denen nesne ile hiç yildizimiz barismamistir. (arkamiza yaslaniyoruz) esasen biz çin'den vergi almaya aliskin oldugumuz içün bu bize hayli giran gelmisdür. (halecanlanip yerimizde dogruluyoruz) lakin sevgili devletlularimizi bizlere ötv konusunu tartismak için bir firsat verdikleri için de mütesekkiriz.

hemmen bir (ara: ötv*) yapiyoruz. (yan taraftaki perdeye döndük)

yapiniz

ne görüyoruz: (tükenmez kalemle madde madde görsetiyoruz)

· alkollu ickilere ve tutun mamullerine otv zammi (2)
· cep telefonlarina yapilan otv artisi
· gazete ve kitaba otv zammi (35) (kalemi iki kere buraya vuruyoruz hafifçe)
· hurda otomobile otv indirimi (13)
· ickiye surekli yapilan otv artisi (6)
· otv (3) (bir kere de buraya, sertçe)
· turbana otv alinsin (4) (tekrar bir nomerolu kameraya dönüyoruz)

yapilmis ve yapilacak bilumum ötv zamlarindan ziyade, yapilmamis bulunan bir ötv zammini tartismis bulunuyoruz. vatana millete hayirli olsun efendim.

halbuki ötv (3) basligina çok güzel bir faciadir yazmak varken ne gerek var bunlara? (ellerimizi iki yana açiyoruz)

buyuralim soralardan bir yerden yakalim efendiler, sözlük askina... (kalem tekrar gözlere barnak)

· alkollu ickilere ve tutun mamullerine otv zammi (2)
· cep telefonlarina yapilan otv artisi
· hurda otomobile otv indirimi (13)
· otv (3)

saygilar, sevgiler...
(sirkencubin, 26.04.2005 13:34)

31 Ekim 2011 Pazartesi

türk uzay mekiğinde olabilecek şeyler / ekşi

uzay elbisesinin arka cebinde yazısı dışa gelecek şekilde itina ile katlanmış çumhuriyet gazetası, bir kısmı amerikan bayraklı, bir kısmı cccp yazılı uzay elbiseleri, en ufak aksilikte feveran eden, "nerede bu devlet?" diye bağırıp çağıran, ama kendi işini savsaklayan adamlar. ("houston hoşaf kapsüllerine yağ koymamışsınız!") yer üssünü aramak yerine "çağrı bırakan" fezanotlar. (amerikalıların astronotları, rusların kozmonotları, çinlilerin taikonautları var, bizimki de olsa olsa fezanot olur.) atatürk resmi, atatürk'ün gençliğe hitabesi ve istiklal marşı levhaları.
(sirkencubin, 03.10.2003 09:17 ~ 12.10.2005 10:06)


mescit olması pek muhtemel değildir, zira uzay mekiği resmi araç sayılır. ama olursa da makine dairesinin köşesinde depodan bozma bir yer olur, veya hangarın bir kenarına sonradan uydurulmuş bir yer olur. olmasa da bizim fezanotları bozmaz, mekiğin kanadına seccade serer yine kılarlar namazlarını.
(sirkencubin, 03.10.2003 11:09 ~ 12.10.2005 10:11)

sınıf bilinci

muhtelif mekteplerde, amma ille de liselerde görülen bir nesnedir, her sınıfın kendi bilinci vardır. liselerde sınıflar çok bilinçlidir. mesela mat e'den gelen inekler sizin sınıftan birine sataşırsa direk dalarsınız keleklere. çok çatışma çıkarabilen bir bilinçtir: "çıkışta" mat a'daki fen a kökenliler ve fen b kökenliler arasında kavga olmaktayken, aynı mekanı mat c ve mat d de aralarındaki problemi çözmek üzre aynı maksatla kullanmaya kalkışır. arbede havasını koklayan paşalılar ve kuleliler de ortama dahil olunca kavgalar karışır. polis emmiler olaya müdahele edince ufak ufak sıvışılır. ayrık otu gibi bir bilinçtir, sınıf olan her yerden biter, olmadı sınıf olmayan yerlerden de biter. zaten ayrımcı bir bilinçtir: 4'ler 5'lere kıl olurken, 5'ler de 4'lere tepeden bakmayı ihmal etmez. 6'lar hepsine tepeden bakar, hepsi 6'lara diş biler. (aynı sayıları tıbbîye için de kullanabilirsiniz, geçen zaman zarfında durum değişmemiştir) fanatik bir bilinçtir: "6 mat aaaaaaaa, sen çok yaşaaaaaaaa, canım fedaa olsun saanaaaaaaaa/ hiç bir şeyeeeeeeee, değişilmeeez, senin sevgin buu dünyaadaaaaaaaa..."

30 Ekim 2011 Pazar

selam-ın aleyküm tuba

bilgi üniversitesi bilgisayar salonu kamu alanı sayıldığı için rejimi, lakikliği, cumhuriyeti, demokrasiyi ve daha bir sürü şeyleri tehlikeye maruz bırakan ifadedir. tarafsız olması gereken bir alanda, bilimsel bir ortamda siyasal sembol sayılan selamlaşmaların kullanılması çağdaşlığa ve sağlığa aykırıdır. hem ben dikkat ettim, yukarı mahalledeki caminin türbedarı da kullanıyor bu selamı. nereye gidiyor bu ülke? ordu göreve!..

(ayrıca yanlış tabi, selam-ın aleyküm diye bir söz hiçbir dilde yok, kaavede selamın aleyküm diyorlar, ama olmaz, yanlış. "selamün aleyküm" varken, "es-selâmü aleyki yâ tûbâ, ehlen ve sehlen merhabâ" varken, "selâmün aleynâ ve aleyküm ve rahmetullahi ve berakâtüh ebeden dâimâ" varken ne gerek var bunlara?)

büdüt: "naber kız zilli" neyinize yetmiyor, bilmiyorum...

gizemli birine eski takma adıyla hitap etmek / ekşi

gizemli biri (ki biz ona kahraman diyeceğiz bu andan itibaren) özel yetenekleri ile ilgili alanı terk edeli yıllar olmuştur. elini eteğini çekmiş, tövbekar olmuştur. bir sebeple hayata küsmüştür veya gizleniyordur. artık geçmiş günlerde becerdiği işler ya unutulmaya başlamış veya bir tür efsaneye dönüşmüştür, kahraman ise hiç bir şeyle ilgisi yokmuş gibi süfli bir hayatı sürdürerek yaşayıp gitmektedir. geçmiş tamamen arkada kalmış gibi görünmektedir. orda burda sürter, sefil barlarda içer, araba yıkar, çöp tenekeleri ve azman kedilere terk edilmiş karanlık sokaklarda dolaşıp karizma yapar. tamamen amaçsız görünmektedir. derken biri çıkagelir. evet. ona tam arkasında durup eski takma adıyla hitap eder. kahraman bir an duraklar. başını kaldırır. koyu renkli gözlüklerinde karşı yakanın ışıkları belirir. kısa bir an için donmuş gibidir, tepki vermez. çıkagelen kişi ona tekrar eski takma adıyla seslenir. kahraman gövdesini yarım çevirerek seslenen kişiye bakar. gözlüklerini aşağıya doğru kaydırıp küçümseyen bir bakış atar. çıkagelen kişi gülümser, kahramanın gözlerinde bir ışıltı parlayıp söner. işte geçmişi tekrar gelip onu bulmuştur. gururlu bir mazinin, karanlık ve döküntü günlerin ortasından tekrar dirilip hayat bulacağı, parlak bir geleceğe dönüşeceği an gelmiştir. birileri onu bulmuştur ve dahası uzun yıllardır kullanmadığı yeteneklerini tekrar kullanmasını gerektirecek büyük bir mesele vardır ortada. eski takma ad, sadece eski günlere açılan bir penceredir. çöplüğün içinden, tekrar kahramanlığa dönmesi için açılan bir pencere:

çıkagelen: screaming javelin
kahraman: yıllardır kimse bana böyle seslenmemişti...
ç: sana ihtiyacımız var.
k: ben artık emekli oldum.
ç: kahramanlar asla emekli olmaz.
k: geçmiş günler geride kaldı.
ç: efsaneler ölmez, vatan bölünmez.
k: bırak bunları dostum.
ç: bak, dinle...

akabinde kahraman görevi kabul eder. lakin bunun için sadece eski takma adla hitap etmek yeterli olmayabilir...
(bkz: ekibi yeniden toplarken dikkat edilecek hususlar)

dini inancın gereği mi siyasi bir simge olarak mı

-inanç mı, siyasal simge mi?
-ne?
-kafayı diyorum, kazıtmışsın ya, ayna gibi... yani budist misin, dazlak mısın, onu anlamadım...
-yok ben içi dışı bir olsun istedim, ondan...
-ha...
-ya...
*
-inanç mı, simge mi?
-ne?
-parka
-ne inancı kardeşim ya?
-pardon...
*
-in..
-yaşasın hgoarğlğrnnn ghordheliii
-ne baarıyon ya?
-kahrossun haafşsmmmm
-kim saldı bunları yine ya?
*
-inanç mı, simge mi?
-seni alakadar etmez, ama madem sordun, inanç...
-kim yıkadı senin beynini?
-senin beynini kim yıkadı peki?
*
...
(bkz: daha gider bu)

eti form reklamı

sözlükte ne zaman bahsi geçecek diye merak ettiğim bir tanesi var bu reklamlardan, kimsenin dikkatini veya ilgisini çekmemiş belli ki, iş başa düştü yine. nasıl üşeniyorum ama yazmaya şimdi sabah sabah, halbuki gece bütün entryyi kafamda yazmıştım. yoksa sabah mıydı? acaba ne zaman uyanıcam ben? azıcık uyusam mı? neyse konuya dönelim.
efendim, reklamımızda bir cadde ve kaldırımın yanına park edilmiş arabalar ve bu arabaların arasından geçmeye çalışan bir abla vardır. arabalar yanyana kaldırıma dik istikamette park edilmiştir ve makul bir yürüyüş mesafesi boyunca hiç aralık bırakmadan böyle park edilmiş arabalar olduğunu reklamın seyrinden istihraç ediyoruz. imdi, hanımefendi ablamız beyaz takım giymiş, elinde çantası olan mühim bir kişi, belki bir iş kadınıdır. aralarından geçmeye çalıştığı iki araba ise siyah oldukları yetmiyormuş gibi feci surette de kirlidir (bkz: beni yıka) hanım ablanın üstünü başını kirletmeden aradan geçmesi iki araba arasındaki aralığın darlığı sebebiyle hayli müşkildir. geçecek başka bir yer olmadığı için de abla bu dar aralığı zigana geçidi belleyip geçmek durumundadır. lakin bu husus onun için imkansız değildir, en asil duygunun insanıdır, form yemiş, formda kalmıştır. bir adet eti form pakedini de bayrak gibi elinde sallamaktadır. hanım abla arabaların arasına girer ve kıvırma-çalkalama hareketleri ile arabalara değmeden geçmeye başlar. bu sırada karşı kaldırımın yanında, bu sefer kaldırıma paralel vaziyette park edilmiş (ne caddeymiş be) açık renk bir arabanın üzerine tünemiş koyu renk takım giyinmiş, uzun boylu, yakışıklı, muzip ve edepsiz bir bey, hanımın peristaltik hareketlerine uygun bir ritm tutturarak, üzerine tünediği arabanın kaportasında darbuka çalmaya başlar, ben çalıyorum, sen oyna hesabı. durum hanım ablanın dikkatini çeker, muzip beye bir tebessüm sunarak hareketlerine devam eder. geçidi aşar. tam o anda olay yerine gelen bir taksiye binerek, üstünü başını kirletmemiş olduğu halde muzaffer bir kumandan edasıyla taksiye biner. bu arada edepsiz bey de takdirlerini sunmak üzre hanım ablaya bir reverans yapar, reklam biter. şimdi, sabah -yahut gece- gücenikliğimi ifade etmek için tam olarak ne yazmayı planlamıştım hatırlamıyorum, o sebepten, uykusuzluğa sığınarak kısaca şunu yazmakla yetinmek istiyorum: eşşek sıpası, elin herifi seni köçek yerine koyuyor, sen de pişmiş kelle gibi sırıtıyorsun. dilerim yağmura yakalanırsın, taksi bulamazsın, arabalar üstünü başını çamura boyar; eti iflas etsin de formun bozulsun e mi!?

edit: darbukatör abi meyersem halk arasında burhan öcal şeklinde tanınan, ama antoni kuin'in öldüğünü daha iki gün önce öğrenen bazı kültürsüz mantarlar* tarafından tanınmayan biriymiş. konu hakkında beni aydınlatan grimak'a teşekkürlerimi sunuyorum.

eşcinsellere yönelik ayrımcılık ve şiddet

...
- söyle bakayım, büyüyünce ne olacaksın sen evladım?
- walla bilemiyorum amca, genelde karşı cinse ilgi duyuyorum, ama değişik açılımları da denememi engelleyememeli bu diye düşünüyorum...
...

bir insanın cinsel kimliği konusunda tercihte bulunabileceği kabul edilirse, ırkı açısından veya yaşadığı çağ, mensup olduğu toplum gibi başka açılardan da kimliği konusunda da tercihte bulunabileceği kabul edilebilir. nasıl yani? şöyle:

- abi bakma tenimin açık renkli olduğuna, benim içimde tam bir zenci var, inanmazsan göstereyim...
- eheheh, dur dur, kalsın... ama haklısın benim de içimde sarı bir adam var, tercihim bruce lee olduğum yönünde.
- a biliyor musun, bizim dairede bekçi murtaza abinin de içinde bir napolyon yaşıyormuş.
- hani şu hastaneye yatan mı?
- evet, bakırköy'e...
- bir insanın kimlik tercihine de bu kadar müdahale edilmez ki canım!
- cık cık cık
...

psikiyatrideki "egodistonik" ise patolojiktir, "egosintonik" ise değildir, yani "kişi benimsemiyor ve rahatsızlık duyuyorsa tedavi etmek gerekir, benimsemişse koyverin gitsin" ekolünü bir tarafa bırakırsak (niye bırakıyoruz diyen çıkabilir, bize saçma geliyor, ondan bırakıyoruz müsaadenizle) durumun temelde bir patoloji olduğu ortada. bu yakalandıkları yerde benzetilmeleri gerektiği mânâsına gelmiyor elbette. ancak durumun özendirilmesi de doğru değil. tıpkı kanser gibi, sanayi medeniyeti tarafından yaygınlaştırılan bir rahatsızlık karşısındayız. geleneksel sınırların yıkılması, modernitenin hazzı hayatın anlamını belirleyen temel değer olarak dayatması, ama insanoğlunun daha fazla hazla doyan bir varlık olmayıp daha çoğunu, daha başkasını araması, işin patolojik tarafına eklemlenen ahlâkî bir katman oluşturuyor. şiddet olmasın, tamam. ama ayrımcılık konusunu değerlendirirken, konuyu diğer ruh hastalıkları ve başka ahlâkî kayıtsızlık şekilleri ile bir arada değerlendirmek gerekir.