sinema etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
sinema etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20 Ocak 2013 Pazar

thomas e. mix / ekşi


"tom mix isminde bir şerif vardır, vahşi batı'nın vahşi batı olduğu zamanlara ucundan kıyısından yetişmiş, nam salmış. sonradan sessiz sinema sektörüne bulaşmıştır" diye hatırlıyorum. bir araştırmak lazım.

google'da tom mix yazıp enter'a basınca bir milyon kadar sayfa buluyor. bir tanesine bakınca kendisinin 6 ocak 1880'de (january ocaktı de mi?) mix run, pensilvanya'da doğduğunu öğreniyoruz. thomas e. mix ispanyol-amerikan savaşında çarpışmış. evlilik hayatı ordu mensubu olmakla uyuşmayınca allahaısmarladık demeden ** çekip gitmiş. muhtelif işlere girip çıktıktan sonra sinema endüstrisine bulaşmış. beş kere evlenmiş. 11 ekim 1940'ta (october ekim diye hatırlıyorum, emin olamıyorum, lugate bakıyorum, ekimmiş, eh kpdsden aldığım puanı haketmişim) arizona'da tuscon ile florence arasında bir trafik kazasında ölmüş. hayatı boyunca altı milyon dolar kazanmış*, ama öldüğünda ardında mütevazı bir miras bırakmış. toplam 336 film yapmış, 88 filmin prodüktörlüğünü gerçekleştirmiş, 71 tane yazmış, 117 tane yönetmiş. (yememiş içmemiş diyemiyorum, kazancı ve mirasına bakınca hem yediği hem de içtiği anlaşılıyor.) hakkında mebzul miktarda efsane uydurulduğu yazıyor. bazılarını stüdyolar bazılarını da tom'un kendisi uydurmuş. şerifliği de bunlardan biri herhalde, sayfanın hiç bir yerinde şerif yazmıyor.

başka bir sayfaya bakıyorum, tom efendinin kimse zarar görmüyorsa palavra sıkmakta bir mahzur bulmadığı yazıyor. bir "gunfighting sheriff" olduğu da bunlardan biriymiş. diğer bir sayfacık da atları zaptedebildiği için kovboy filmlerinde rol aldığını yazıyor. gördüğüm kadarıyla isminin geçtiği sayfaların haylicesi "tom mix şapkası", "tom mix eğeri", "tom mix otu kökü" pazarlamak üzere hazırlanmış. mevzu tam bir tüketim kültürü (!) meselesi. en çok hoşuma gideni de "tom mix cowboy beans", bir sayfada tarifi bile veriliyor.

"tom mix kim?" derseniz, işte size tom mix, ama bizim tommiks daha iyi. sahi bizim mi? bizim bizim.

(sirkencubin, 07.02.2003 10:28 ~ 30.09.2003 09:41)

"halk her zaman basit tanrıları yeğlemiştir. basit güdülenmelerine basit yanıtlar ister. bu açıdan bakınca sinemanın en büyük kovboyu ne john wayne, ne gregory peck ne de henry fonda'dır. tom mix'tir. tom mix, tom edison'un* telefonu icat etmesi gibi, kesin biçimde, westerni icat etmiştir. hollywood ona ne kadar teşekkür etse azdır. bu acemi ve kaba sığır çobanını, arizona'nın bu ayyaşını, okuma yazma bilmeyen sevimsiz adamını, o zamandan beri batıda ve sinemada bir yıldız gibi parlayan yarı-zorro yarı gandhi, yalnız ve yabani bir kahraman yapan odur. bu mucizeler yaratıcısının gizi neydi? kahramanına sadık kalmasıydı. neye mal olursa olsun hiçbir filminde -yılda yaklaşık on film- hiçbir zaman hataya düşmedi. ölüm bile kıçının üstüne oturmak zorunda kaldı onun karşısında. tom mix oynadığı gibi doludizgin kayboldu. kovboy aktörler hanedanının kurucusu spor arabasının direksiyonunda saatte 100 km hızla giderken, dikkatsiz, dalgın bir işçiyi ezme tehlikesini göze alamayarak yoldan çıktı.

kemerini, santiag çizmelerini ve stetson şapkasını elmas taşlarla süslerdi. 1939 yılıydı. şaha kalkan ford'u, atının yapabileceği gibi boynunu kırmıştı. motorun beygir gücü vahşi beygir terbiyecisini yere sermişti.

john ford ve karısı haberi alır almaz phoenix'e uçtular. tom mix bir capellada son uykusundaydı. smokinliydi. john ford çok sinirlendi. arkadaşını soydu ve sinema kıyafetini giydirdi. yirmi dakika sonra geri gelerek tüm bedenini amerikan bayrağıyla örttü. böylelikle tom mix yıldızlı bayrağa sarılmış kovboy elbisesiyle toprağa verildi. bir sinemacının aktörüne ve bir aktörün rolüne çifte sadakat dersi. bir karaktere ölümde bile gösterilen şaşırtıcı saygı örneği..." jacques séguéla, hollywood daha beyaz yıkar, afa y., istanbul 1991, s. 102.

(sirkencubin, 11.09.2003 10:07 ~ 10:11)

01.11.2011 20:30

18 Ocak 2013 Cuma

the thin red line / ekşi


anlamsızlık duygusunu verebilmek için muhteşem bir görselliğin üzerine bir dizi anlamsız bayık monologla turp sıkmak yolunu izleyen film. kahramanlarımız -pardon karakterlerimiz- tiradlarına başladığında, seyirci de akıştan kopup kendi iç hesaplaşmasına dalıyor: "lan bu ne şimdi? savaş filmi seyrederken sıkılabileceğimi söyleseler inanmazdım. bu nasıl kurgu böyle, salata gibi oradan oraya zıplayıp duruyor. konu neydi ya, her şey dağıldı. ha, tamam savaşın ne kadar anlamsız olduğunu anlatabilmek için özellikle anlamsız takılıyorlar. hagatten ya, nedir bu adem evladının birbirine ettiği? acaba ilk ölen insan kimdi, habil mi? olmaz ki, böyle de yapılmaz ki? ne anlatıyo şimdi bu adam ya? ya, o değil de manyak albay haklı çıktı iyi mi? imdat, ölücem, hafakan bastı... uyusaydım lan keşke... ya bu yerliler orijinal mi acaba? bak şunun burnu polinezalıya benziyo, yok avusturalyalıya. şu normal zenci sanki ya? kisamama... kisamama ne ya? fiil korosu, peki gerisi? "wakaru?", "yok baba, zinhar wakarimasen" la üşür o herif suyun içinde be... kamuflaja kamuflaj deniyor, kamuflajlı üniformaya da kamuflaj deniyor, ona başka bir isim bulmak lazım. mesela kamuflajlı üniforma. la bu hanzolar hiç düşünmez mi karşısındaki adam dilini bilmez, biriniz hareketli olarak tarif etse ya, ne demek istiyorsa. allahım ne sıkıcı film bu ya... aha furdular herifi. gidiyorlar, mavi dalgalar ne güzel... hoppala bir daha mı? hadisenin başka bir yerine ışınlandık galba... eee, yok be, film bitmiş. oh be... şerefsiz tosbaa evlatları, utanmasalar savaştan tiksindirecekler insanı. gidiim remagen köprüsünü seyrediyim bari şimdi, biraz içim açılsın... la bi daa mı gitsem acaba askere? komando olurum, kurşun da sıktırırlar belki bu sefer. kaç kiloydu la o tüfek? on dakka sonra on kilo. boşver, hiç kaşınma..."

#2273419 - sirkencubin  - 29.10.2011   18:49

5 Ocak 2013 Cumartesi

türk sineması /ihl


hoca "entel sinemacıların 'sinema tüccarları, sanattan anlamayan hırbolar' diye aşağıladığı yapımcılar, yöneticiler, senaryo yazarları yeni öğrenmeye bladıkları sinema diliyle aslında halk hikâyesi anlatıyorlardı" diyor ((http://arsiv.zaman.com.tr/2003/08/16/yazarlar/ahmetturanalkan.htm).) tam da bunu düşünüyordum, tevafuk oldu. bahaeddin özkişi'nin köse kadı'sını tekrar okurken, bunun aslında bir roman olmadığını, şark hikayeleri veya pehlivan tefrikaları tarzında uzayıp gittiğini fark ettim. hele paşaoğlu hikayesini anlatmaya başladığında, adeta tamamen boyut değiştirip hikaye içinde hikaye anlatılan hint tarzı masallardan (bkz: sindbad) birinde buldum kendimi. bu haliyle kitap yeşilçam'ın tarihi filmlerini de bariz surette hatırlatıyordu. evet, battal gazi filmleri aslında kesik baş, kan kalesi gibi isimlerini işittiğim, ama maalesef henüz okumadığım, hatta galiba sahaflar'da karşıma çıkan, ama eşeklik ettiğim, tenezzül etmediğim, elime almadan önünden geçip gittiğim kitapların aynı mantık ve ruhla sinemaya aktarılmış halleri idi. "okumadan nasıl biliyorsun, mantığını, ruhunu?" demeyin. bu ruhu tanıyor olmamız gerektiği kanaatindeyim. zihninizin tavanarasını karıştırın, genlerinizi yoklayın, bir şeyler bulacaksınız...

(sirkencubin, 16.08.2003 11:45)

#2274952 - sirkencubin - 30.10.2011 19:39

haluk kurdoğlu


birkaç bölümdür ekmek teknesi'nde başhekimi canlandırıyor. bu zât sokak lambasını bile oynasa, onu da "canlandırır".

(bkz: reis bey)

(sirkencubin, 17.06.2003 13:14 ~ 30.11.2007 13:16)

allah rahmet eylesin...
#2275021 - sirkencubin  - 30.10.2011   20:21

4 Ocak 2013 Cuma

21 grams


tıp etiği derslerinde tartışma açmak için seyrettirilebilecek bir film. sağlık mekanizmasının duygusuz soğukluğu, hekimlerin hastayı bir karara zorlamaları veya üçüncü kişilerin yanında zikredilmemesi gereken bilgileri ağızlarından kaçırmaları gibi etik hatalar bir yana, hayat ve ölüm üzerine düşünme temrinleri yapmak için iyi bir malzeme. bu konuları düşünmeye pek de hevesli olmayan şahıslar için ise** çok da önemli bir film sayılmasa gerek. buna rağmen tekrar seyretme ihtiyacı hissettiğimi itiraf etmeliyim. kurgu salatası, sıradan bir hikayeyi ilginç kılmak için yeterli olmuş kanaatimce. diğer yandan "kader" konusunu irdelemek istiyorsanız, kader her zaman bu kadar "ilginç" değil, ama ilginç tesadüfleri anlamaya, sorgulamaya yardımcı bir teknik olarak ele alabilirsiniz. görüntü, oyunculuk çok iyi. müziği her zamanki gibi duyamadım, beynimin neresinde arıza bilmiyorum. netice olarak sean penn'in kaidesi hariç, iyi bir film.
#2273739 - sirkencubin  - 29.10.2011   22:57

30 Ekim 2011 Pazar

ninjalar kimdir / ekşi

cevaplaması zor bir sorudur. içinden başka sorular da çıkar.

nasıl oluyor da ninjaların soyları samuraylara dayanıyor? şöyle ki: "biz eskiden capon deyince samuray diye bişey biliyoduk, şimdi bi de ninca çıktı başımıza. ne lan bu ninca? eski samuraylar ninca mı oldu?"

nasıl oluyor da ninjalar günlerce nefessiz kalıyor? şöyle ki: "öyle üç beş dakka nefessiz kalmak ne ki? onu tarzan bile yapıyo. şöyle insanüstü masalsı bir şeyler olsun ki, kıyak olsun, millet beğensin..."

nasıl oluyor da kimya gelişip büyüye dönüyor? şöyle ki: "hayır şimdi biz gerçekçi bi piroduksiyon şeyediyoz, ööle büyü müyü ne ayak? ama işin mantıklı bi açıkmalası olması lazım. haa tamam, ha kimya, ha simya, büyü kimyadan elde edilen bişeymiş esasında, masusçuktan. tamam."

nasıl oluyor da her türlü sesi binlerce kere dinlemek gözleri kapalı dövüşebilmek için gerekli ve yeterli oluyor? şöyle ki: "lem herif karanlığa alışıyo gözleri hassaslaşıyo dedik, peki kulakları nası şey olcak? o zaman gözü kapalı nası dövüşçek? sessiz bir yerde oturuyo, kulakları şey desek... yok olmaz. haa, bütün sesleri dinlesin tanımak için falan. iyi yaa, bak bu da oldu."

nasıl oluyor da fizikteki hız ve hareket geliştirilip en ince kağıt kılıç haline gelebiliyor? şöyle ki: "olm, hadi büyüyü açıkladık ta, kaadı kılıç falan yapıyomuş bunnar, bu ne ayak? taam ya, onu kimyayla açıkladık, bunu da fizikle açıklayalım. da biraz artistik olsun, bilimsel içerik şeyedelim. nerde bizim oolanın fizik kitabı? ha, bak burda hız ve hareket diye bişeyler diyo. tamam bu güsel..."

29 Ekim 2011 Cumartesi

amerikan tarzı yaşam sözlüğü / ekşi

aile: her krismısda toplanması gereken bir şey

köpek: ailenin n+1 numaralı üyesi

noel baba: her çocuğun çocukken inanması gereken, büyüyünce inanmaması gereken bir şey. iki dönem arasındaki sancılı geçiş süreci sivilce gibi bir ergenlik belirtisidir.

çak noris: herkesi dövebilen akıllı sert adam

van dam: herkesi dövebilen lastik bacaklı karizma şeyi adam

şvarzeneger: herkesi dövebilen yarma, icabında komik adam

bilim: yeni bombalar yapmaya yarayan bir şey

kasırga: bir tanesi baymaya başladığında, iki tanesi aynı filimde toslaşabilen, hatta icap ederse bir nükleer felakete de yol açabilen hava durumu şeyi

eğlence: herkesin suratına pasta atmak, gürültü etmek, ortalığı yıkıp dökmek

kendini aşmak: gözlükleri çıkarıp saça jöle sürmek, trendy giyinmek, popüler olmak

13: çıkmaya başlama yaşı. diğer durumlarda uğursuz sayı

pizza: dünyanın en lezzetli yiyeceği

katana: her kahramanın standart cep çakısı

uzakdoğulu: her kahramanın standart kişisel gelişim danışmanı

kardeş: ölmesi ve intikamının alınması gereken bir varlık

suç: başrol oyuncusu tarafından gerçekleştirildiğinde cezalandırılmaması gereken bir hüner, aksi takdirde insanlık dışı

beyaz olmayanlar: orada burada yuvalanan hamam böcekleri, kaçak işçiler, potansiyel suç kaynağı, çete elemanı

seks: hayatın anlamı

romantik: kırmızı gül alan, mum ışığında şarap ve yemek ısmarlayan kişi

kapitalizm: kötü bir şey: "evet beyler, kapitalizmi kötülemek isteyenler buraya! yumurta 3 cent, çürük domates 5 cent. fuckafeller ilginiz için teşekkür eder"

sosyalizm: o ne ya? ha, rus şeyi

rus: eski kgb ajanı, mafya üyesi

alman: nazi

türk: ha? haa, arap...

arap: türk falan işte

american way of life: en yüce insanlık değeri, hedef, ülkü, cennet, ana, bacı, her şey

stars n strips: proud

proud: stars n strips

glory: stars n strips

victory: stars n strips

memory: stars n strips

underpants: stars n strips

tır: ax+b mph hızla giderken üzerinde her türlü canbazlığı yapabileceğiniz bir çeşit seyyar antrenman sahası. iyi adamlar asla üzerinden düşmez.

otoban: artistik fizikötesi kovalamaca oyunu alanı. üzerinde genellikle bir iyi adam aracı, n sayıda kötü adam aracı ve sağa sola çarpıp patlamaları için ortama dahil olmuş çok sayıda konuyla ilgisiz araç olur.

trafik: asla iyi adamların yolunu kesmeyen şey.

otomobil: uçak, helikopter, hoovercraft, tank, uzay aracı, hepsi.

iyi polis-kötü polis oyunu: bütün gerzekleri konuşturmak için birebir metod.

kavga: iyi adamların problem çözme yolu.

baba: şampiyon olacağınız beyzbol maçına geç kalan sorumsuz kişi.

okul: defile yeri, çıkacak birilerini ayarlama yeri, spor faaliyetleri için gerekli bir yer. arada derslerle ilgilenen gözlüklü antisosyal tipler zuhur edebilir. bunlar ya kötüdür ve esas oğlan tarafından hırpalanır. yahut iyidir, ama eziktir, esas kız tarafından bir kutu süper jöle ile süper kahramana dönüştürülür.

çim: bir aile babasının gurur duyabileceği en güzel bir şey.

manhattan: dünyanın merkezi.

las vegas: züpeer! paramız olsa da gitsek...

kızılderili: bilge, barış canlısı, beyaz adamın en iyi dostu aslında, beyaz adamlar da onları çok sever aslında, yaşasın barış.

kötü kızılderili: beyaz adamın dediğini yapmayan baş ağrısı

rezervasyon: otele gitmeden önce yaptırmanız gereken şey. efendim, kızılderililer mi? ne alaka ya?

beyaz adam: renkli adamların felsefelerini özümsediği zaman mükemmele ulaşan varlık. renkli adamlar ise kendi felsefelerini özümseyerek mükemmele ulaşamazlar, mükemmel beyazdır bir kere.

22 Ekim 2011 Cumartesi

yüzük taşıyıcısı peter jackson / ekşi

taşıdığı yüzüğün ağırlığından iki büklüm olmuş bir yüzük taşıyıcısıdır. tolkien'in kitabını okurken hissettiğim havayı filmleri izlerken aldım mı, aynı özü tadabildim diye kendime tekrar soruyorum, zannederim hayır. jackson'un filmi -kitapla karşılaştırıldığında- daha ziyade holywood işi naylon oyuncak gibi bir his uyandırıyor. filmde görselliğin büyüleyici seviyede olmasının dışında, "dekorun arkasına uzanan derinliği" göremiyorum. bu yüzden sevmedim filmi, yoksa yönetmenin bir kitabı filme dönüştürürken yapacağı irili ufaklı tasarruflar, kendi bileceği iş olmanın ötesinde kaçınılmaz. tek bir örnek, ama belki en belirgini, kitaptan tanıdığım frodo baggins'i bir karede bile göremedim filmde.
buna rağmen son filmi ikincisinden, onu da ilkinden fazla beğendim. belki giderek beklentilerim azaldığı için. öte yandan kitaptaki ruhu filmde görememiş olmayı bir yana bırakırsak (ola ki bu da bizim miyopluğumuzdandır) film aslında muhteşem. emek verilmiş ve muhtemelen yapılmaya çalışılan şey başarılmış. sadece geride, kitabın geride bıraktıklarına benzer bir şeyler bırakmıyor. belki de sadece kitabı okurken harcadığınız zamanı ve emeği film izlerken harcamadığınız için. bilemiyorum...
(sirkencubin, 01.03.2004 14:22