devlet etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
devlet etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20 Ocak 2013 Pazar

ırkçılık, faşizm, milliyetçilik / milli


ırkçılık

ırklar arasında nihai bir farklılık gören ve kendi ırkını diğer ırklardan üstün kabul eden, buna dayanarak başka ırklardan fazla ve farklı haklar talep eden bir görüştür. bu fikri savunabilmeniz için bütün ırkların tek bir insandan türediğini gözardı etmeniz gerekir, saf ırk bulunmadığını da gözardı etmeniz gerekir. bir ırkın diğerlerinden üstünlüğünü açıklayacak bir referans bulmak da zordur, soyunuzun "kutsal" olduğunu mu söyleyeceksiniz? peki ama neye dayanarak? nereden geliyor bu kutsallık ve öyle olduğunu nasıl biliyorsunuz? üstünlüğü kültüre veya tarihe mi dayandıracaksınız? kime göre, neye göre? neyin üstünlük vesilesi olduğuna kim, nasıl karar verecek? biyolojik sebeplerle mi açıklayacaksınız üstünlüğü? hangi faktörler daha üstün kabul edilecek, kim, nasıl karar verecek? iş biyolojiye dayanırsa, aslında zuluların üstün ırk olduğu fikrini hangi argümanlarla reddedeceksiniz? üstün ırk fikrinin "çünki öyle" demekten başka bir dayanağı yoktur ve onun gerçek anlamı da "ben hak-hukuk işlerini keyfime göre halletmek isteyen, adaleti nalıncı keseriyle tanımlayan, kendimden -ve kendimden saydıklarımdan- başkasını insan yerine koymak istemeyen egosu himalayalarda gezen, egoizmi aya, fezaya çıkmış biriyim" demektir. 01/07/2009


***

milliyetçilik, faşizm

milliyetçilikle faşistliğin karşılaştırılması abestir, milliyetçi olmakla ırkçı olmak karşılaştırmasının aksine bunlar birbirinin mukabili değildir.

faşist kelimesinin üç anlamı var: birincisi italyadaki mussolini tayfasının ismi bu. ikincisi devlet veya örgüt otoritesine dayalı baskı ve şiddet uygulayanlara deniyor. üçüncüsü komünistler için komünist olmayan, hatta kendi fraksiyonlarından olmayan herkes faşisttir. türkiyede genelde üçüncü anlamıyla kullanılıyor, ama bu bizi alakadar etmez, kullanan geri zekalıların sorunu. birinci anlamı da pek bizi alakadar etmiyor. üstünde durmamız gereken ikinci anlamı.

milliyetçilik de farklı şekillerde tarif edilebilir, farklı milliyetçilik anlayışları olabilir, o kadar derine inmeden kısa bir tanımla geçeceğiz: milliyetçilik bir millete mensubiyet şuuru taşımak, ona hizmet gayesinde bulunmaktır.

şimdi konumuza dönelim: millete hizmet şuuru taşımakla otoriteye dayalı baskı uygulamak arasındaki fark nedir? siz bunu cevaplamadan bir soru daha sorayım: galatabahçe fitbol takımı ile sallabolu belediyesi itfaiye teşkilatı arasındaki fark nedir? ikinci sualin cevabı: n'alaka? birinci sualin cevabı da aynı. biri fikriyatınızda hangi değerleri esas aldığınızla alakalı bir konu, diğeri fikriyatınızı hayata geçirmekte ne tür usüller kullandığınızla alakalı. faşist bir milliyetçi olabilirsiniz veya faşist olmayan bir milliyetçi olabilirsiniz veya faşist bir sosyalist olabilirsiniz veya faşist olmayan bir sosyalist olabilirsiniz veya faşist bir islamcı olabilirsiniz veya faşist olmayan bir islamcı olabilirsiniz...

sormak gereken şu: bir milliyetçi faşist olmalı mıdır, olmamalı mıdır? bu suale pratik bir cevap arıyorsanız tek partiyle yönetilen ülkelere bir göz atabilirsiniz, her şeye az sayıda kişinin karar verdiği ve zorla yaptırdığı yerlere bakabilirsiniz. genelde böyle bir uygulama kendini herkesten akıllı sanan, her şeyi bildiğini sanan, vicdansız ve merhametsiz bir grubun olmadık işlere kalkışıp yüzüne gözüne bulaştırması ve herkesin canını yakması, işleri çıkmaza sokmasıyla sonuçlanıyor. sualimize teorik cevap da aranabilir, ama lüzum görmüyorum şimdi. aklıselim sahibi hiçbir kimse kendi fikrinden başka hiçbir fikre hayat hakkı tanımayan, kafasına göre tehdit olarak tanımladığı her şeyi zor kullanarak bastırmaya kalkan birinin peşinden gitmez, dolayısıyla gerçek bir türk milliyetçisi faşist olamaz.

güzel kardeşim, milletine bağlılığın, onu savunma iraden çok güzel, kutlu olsun. ama heyecanın aklını örterse iyi niyetle kötü işler yaparsın. öfke ve hamaset dolu nutuklarla yetinme, oku, düşün, çalış, üret. yıkmayı değil yapmayı esas al, kovmayı, dağıtmayı, parçalamayı değil, birleştirmeyi, toplamayı hedef al. kibirlenme, kendini kimseden ulu görme. hakka, hukuka dayanmadan kimseyi incitme. gönül kazanmanın kafa kırmaktan büyük bir fetih olduğunu unutma. 09/07/2009

29 Aralık 2012 Cumartesi

diyanet işleri başkanlığı / mürteci


türkiye cumhuriyeti devletinin din işleri ile alakalı kurumu. kimi zaman laik devlette böyle bir kurumun ne işi var diye itiraza uğrar, kimi zaman rejimin oyuncağı yollu tarizlerle dindarların istiskaline uğrar. bir bakalım nedir bu diyanet. 

toplum ve devlet hakkında ne kadar fantastik tasavvurlarınız olursa olsun, realiteden en fazla bir miktar uzaklaşabiliyorsunuz, yoksa kurduğunuz yapının başınıza çökmesi an meselesi. bu bir. 

türkiye ahalisinin kahir ekseriyetinin müslüman olduğu bir ülke. islam sadece fert veya cemiyet değil, devlet seviyesinde de yaşanan, düzenleyici olan bir din. bu da realite, etti iki. 

ittihatçılar hayalperest olabilirler, daha bir sürü menfi sıfat da bulabilirsiniz, ama salak değillerdi. hakket bak, deli olmakla salak olmak arasında çok fark var. ezcümle ne kadar komitacı olurlarsa olsunlar, devlet geleneğini külliyen ilga etmediler. bu da üç. 

bahsi geçen üç maddeden vardığımız nokta şu: nasıl ki osmanlı ve cumhuriyet diye ayrı ayrı devletler yoksa, şeyhülislamlık, şer'îye ve evkaf vekaleti ve diyanet işleri başkanlığı diye ayrı ayrı kurumlar da yok. devlet tuğrul beyin devletiyle aynı devlet, ordu cebelü sipahi ile aynı ordu, diyanet de din işlerine bakan devlet müessesesinin bugünki devamı. 

şimdi baştaki suallerimize dönelim. 

köşeli kafalı pozitivistlerimiz için kötü haber: devletimizin tasavvur ettikleri mânâda arzu ettikleri miktarda laik olması fiilen mümkün değil. bugün diyanetin sürdürdüğü faaliyet neredeyse bin yıldır mevcut bu ülkede ve bazılarının kafası pek basmasa da memleket ahalisinin ekseriyeti için bu bir ihtiyaç. insanların birbirinin dinine karışmadan yaşaması, hepsi için homojen yapılanmalar teşkil edilmesi mânâsına gelmiyor, zira dinlerin farklarına göre ihtiyaçlar da farklı. ateistler bireysel takılıyorlar, hristiyanlar seküler idareden bağımsız bir kilise kurumuna ihtiyaç duyuyorlar, müslümanlar da dinin bizzat devlet tarafından temsil edilmesine lüzum duyuyorlar. diğer taraftan diyanet teşkilatının varlığı sistemin de işine geliyor, zira devleti dinden tamamen soyutlamaya kalkıp, müslümanlar için de kilise kurumu gibi "sivil toplum" tarzı bir yapılanma kurulmasına kalkışılsa, bu yapılanmanın devletle rekabete girmesi, hatta devletin yerini alması ihtimali var. "elimin altı, gözümün önü" bir ara çözüm olarak daha cazip görünüyor. -elhamdülillah- bu kadar çok müslümanın olduğu bir ülkede başka türlüsünü düşünmeniz zor. 

peki islamcıların diyanetle alıp veremediği nedir? devlet hakkında osmanlı-cumhuriyet ayrımı tarzındaki dolmayı yutmuş olmak, cumhuriyet hususunda "onların devleti, bizim değil" tarzında hissiyat ve düşüncelere sebep oluyor. bu durumda diyanet de onların devletinin bizi kontrol etmek için kurduğu tuzak oluveriyor. halbuki bu devlet başkasının değil, bu ülkede yaşayan herkesin ve elbette ve hatta bilhassa müslümanların devleti. islam devleti değil demek mümkündür, ama müslümanların devleti değildir demek mümkün değildir. diyanet de bu hakikatin en göz önünde duran bir delilidir. diğer taraftan diyanet teşkilatının varlığı müslümanların da işine gelir, faraza diyanet'in faaliyeti cemaatlere devredilseydi, nasıl bir çıngar çıkardı, tasavvur edebiliyor musunuz? başka türlü bir uygulamanın bir mazisi olmayacaktı, sıfırdan başlamak gerekecekti ve bir sistemin oturtulması çok sancılı olacaktı. mevcut halde diyanet'in, hacı yatmazın altındaki ağırlık gibi, dengeleyici bir rolü var. 

peki, diyanet öyle değil de, böyle, şu değil de bu, değil mi? değil. klasik din eğitiminin kesintiye uğraması memlekette bir sürü yeni tarz türemesine yol açtı, asgari müşterekleri olsa da her biri bir ayrı yol tutmuş, hepsi de kendini merkeze aldığı için kendisinden farklı gördüğü bütün meşrepleri ve bu arada diyaneti kusurlu görüyor, ama bu kanaatler sadece grupların kendilerini bağlar. diyanetin üslubu kanaatimce klasik usûle uygun düşmeye yakın, akademik ve sahih bir üslup. elbette çok cevval bir duruşu yok diyanetin ve bir devlet kurumu olarak bastırılmış bir hali var, mesela şikayet edip durulduğu gibi, hoca efendiler cihattan, ribadan pek bahsedemezler, ama bu durum da aslında sizin bu ülkedeki ağırlığınızın bir göstergesi. memleketinizi darülharb olarak görüp, nereye hicret etsek diye sağa sola bakacağınıza, ensar rolüne talip olsaydınız, daha farklı olabilirdi. ezcümle biz nasıl bir müslümanlarsak, devletimiz de öyle bir devlet, diyanetimiz de öyle bir diyanet.
(sirkencubin 08/09/2009 09:37)

26 Aralık 2012 Çarşamba

30 ağustos zafer bayramı / mürteci


jöntürkler sahip çıkıyor diye dindarların vazgeçmemesi gereken bayram. zihninizdeki parçalanmayı kaldırın önce. kendi kuklalarını yaparken sizi de imalat hatası olarak ürettiler. aynısının siyahı. öteki. berikinin ötekisi olmayın, zihninizdeki kırık aynayı onarın önce. osmanlı ve cumhuriyet diye iki ayrı devlet yok. bir devlet yıkılmadı, bir devlet kurulmadı. ittihatçılar idareyi 1923'te devralmadı. türkiye'de olanlar türkiye'de yaşayanların el emeğidir, paşa komplosu değildir. öyle olmasaydı şöyle olurdu, yine böyle olurdu. elinize verilen kodu ters çevirerek okumaya çalışmaktan vazgeçin, hadiseleri kendi kodlarınızla okuyun.
(sirkencubin 31/08/2009 12:42)

22 Ekim 2011 Cumartesi

devrimci tutsak / ekşi

anladigim kadariyla, savas halinde bulunduklari "`tc`" tarafindan esir alinmis, `dhkp c` askerleri anlamina geliyor. ne kadar ilginç, biz baska türlü düsünmüstük...

görünen o ki "tc" de uyanamamis duruma, zira her nasilsa bu kisilerin anayasal düzeni silah zoruyla degistirmeye çalisan teröristler oldugu düsünülüyor. yalniz kafa karistiran bir nokta var, tutuklular tutsaksa, `tayad` ne oluyor? türkiye cumhuriyeti ceza ve tutukevlerinde gayri insani bazi sartlarin sözkonusu oldugu iddiasinda olan çevreler, belki de konuyu `cenevre andlasmasi` kapsaminda gündeme getirmeliler.

tutuklularin sartlarinin iyilestirilmesini savunmak baska bir sey, tutsak terimini savunmak baska bir sey. insanlar ya agizlarindan çikanlarin, parmaklarindan dökülenlerin farkinda degiller veya türkiye cumhuriyeti'ne savas açmis olmak gibi bir bilince sahipler, oturup düsünmek gerek.