"hiçtebile" katılmadığım bir hükümdür. aklın,
en az akıl sayısı kadar farklı yolu vardır. akıl, mantık, muhakeme, başlangıç
olarak aksiyomları kullanır ve bunlar da sezgisel bir kavrayışa veya toplumsal
kabullenmeye dayanan bir seçimle edinilir, yani akıl için ilk adım, aklın
dışında bir kaynaktan gelmelidir. ancak ortak aksiyomları kabul edenlerin
aklının yolu bir olabilir.
Muhtelif internet sözlüklerinde yazılmış entryler külliyatı -ekşi, ihl, mürteci, millî, öz aramızdı-
felsefe etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
felsefe etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
19 Ocak 2013 Cumartesi
18 Ocak 2013 Cuma
aksiyom / ihl
ispatlanmasına ihtiyaç duyulmayacak derecede sağlam önkabuller olduğu
varsayılan, ancak temelde bir adım
daha geri gitmek mümkün olmadığı için mecburi başlangıç noktası olarak
benimsenen kabullerdir. aksiyom
ispatlayamadığınız, ama yine de doğru kabul ettiğinizdir ve bu vasfıyla düşünceye giriş
noktanızdır. size sağlam görünür, doğruluğu aşikar görünür, ama bunu dayandıracak objektif bir nokta
bulamazsınız. o zaman bu kabulün geçerliliği neye dayanır? sezgisel-vicdani bir kavrayış, yani aklı aşan bir adım veya
toplumsal şartlanma, taklit; bu
kabullerin benimsenmesindeki esastır. bu yüzen insan zihni açısından tek
evrensel standart sayılabilecek olan formel mantık nezdinde bağlayıcılıkları yoktur. başka bir deyişle, bütün insan bilgisi mantık nezdinde keyfidir, sübjektiftir ve
kesinliğini
inançtan alır.
kendi dogmalarının, inançlarının farkında bile
olmadan, başkalarını
itham edenlere gülmeli mi, ağlamalı mı?
#59031 - sirkencubin - 08.06.2009
13:52
laiklik / ihl
farklı inanç gruplarına mensup insanların bir arada
yaşadığı, karışık ve çok kültürlü ülkelerde laikliğin -doğru bir yorumla- uygulanması gerilimi azaltmak ve sosyal barışı sürdürmek açısından
gereklidir. doğru yorumun pratik
tanımı farklı inançlara mensup insanların birbirini engellemeden yaşamasını
esas almak olabilir. burada kritik
nokta farklı inançlar ifadesidir. yaygın algı hatası bir dini benimseyenleri "taraf"
ve bir dini benimsemeyenleri "tarafsız" olarak görmek ve "tarafsız
olanların" inançlarının bire bir uygulanması halinde eşitliğin bozulmamış
olacağını düşünmektir. insanlara "dinsizlik
de bir dindir" önermesini izah etmek hayli müşkil olduğundan, konunun
"dünya görüşü" kavramı üzerinden
sürdürülmesi daha verimli olacaktır. epistemik açıdan herhangi bir dünya görüşünün, hayat tarzının, değer yargıları sisteminin benimsenmesi için
mantıki mecburiyet yoktur, yani
insanlar arasındaki tek "evrensel ortak payda" olan formel mantık
açısından, islam'a dayanan bir dünya görüşü ne kadar "keyfi"
ise, maddeciliğe ve hümanizme dayanan bir dünya görüşü de o kadar "keyfi"dir. başka bir deyişle
sistemin "gerici" olarak
kodladığı
insanlar ne kadar taraf ise, renan
pozitivizminden çıkıp garpçılık durağına uğrayan ve nihayet kendini kemalizm olarak
isimlendiren dünya görüşü de o kadar taraftır. birini asıl kabul edip diğerini sistem dışı saymanın tarafsızlıkla bir
ilgisi yoktur. bu durumda devletin
inançlara eşit
mesafede olduğu iddiası da efsaneden ibaret kalmaktadır. özetlersek, mevcut durumda iran ne kadar laikse
türkiye de o kadar laiktir, sadece "default" sayılan dünya görüşleri farklıdır.
#147414 - sirkencubin - 07.05.2009
16:14
Etiketler:
din,
felsefe,
ihl sözlük,
laiklik,
siyaset
12 Ocak 2013 Cumartesi
bilim / ihl
maddeyi, tabiat ve toplum hadiselerini; gözlemlenebilen,
ölçülebilen olguları inceleyen bilgi disiplini. mantığı indüksiyon (eksik tümevarım) üzerinden çalışır, örnekleri inceler, genel kurallara ulaşmaya çalışır. insanın zihninin dışında gözlemlenebilen
bir evrenin varolduğu, sınırlı sayıda
örneklerin incelenmesiyle sınırsız sayıdaki nesneler için geçerli kuralların
bulunabileceği
gibi bir takım varsayımlara dayanır. gözlem
ve deney yoluyla düzenlilikleri bulmaya çalışır,
bulgularını bir takım teorilerle açıklamaya gayret eder. sürekli değişir, yaz-boz tahtası gibidir. sonuçlarından teknik
alanlarda faydalanılır.
yetki sahası, ilgili olduğu olgularla sınırlıdır. değerleri inceleyen ahlak ve hukuk gibi alanlara pek
faydası yoktur.
#181619 - sirkencubin - 13.05.2009
14:56
bilimin kendisiyle bilim etrafında oluşturulan ideolojiyi, inanç sistemini birbirinden ayırmak gerekir. kadim çağların bilgi disiplinleri, iki mantık metodundan dedüksiyonu tercih ediyorlardı, çünki sınırlı sayıda örneğin incelenmesiyle sınırsız sayıda örnek için geçerli mutlak doğruların elde edilemeyeceğini biliyorlardı ve mutlak olanın peşindeydiler. ancak seçtikleri metodun yumuşak karnı inanca dayalı olmasıydı ve neticede her iki metot da mutlak anlamda ispatlanabilir bir bilgi vermiyordu. o dönemde "bilimsel araştırma" yapmanın yolu, tabiatı gözlemekten ziyade, mantık yürütmekten ibaretti. atların kaç dişi olduğuna dair bilgiye ulaşmanız gerekiyorsa, tutacağınız yol, gidip bir atın dişlerini saymak yerine, mantıken atların kaç tane dişinin olmasının mecburi olduğunu bulmaktı. zaman ilerledikçe bu metodun bir sürü skolastik hurafe üretmekten başka bir işe yaramadığı anlaşıldı. mutlak doğrulara erişilemese de, tabiatın işleyişini anlamanın yolu, onu gözlemekti; bu şekilde elde edilen bilgi daha sağlıklıydı.
ancak hadise tabiat hakkında daha sağlıklı bilgi elde etmek noktasında kalmadı, bir yandan eski inançların zayıflaması, diğer yandan artan tabiat bilgisinin getirdiği teknik gelişme insanoğlunun başını döndürdü ve sadece olgular hakkında ve kat'î olmayan bilgiler sağlayan bilimi, değerler hakkında kat'î bilgilerin de kaynağı olarak görmek yaygınlaştı. böylece fizik bilgisinden bağımsız bir fiziğe tapınma süreci ortaya çıktı.
konuyla ilgilenenler için ömer demir'in bilim felsefesi ve anthony standen'in bilim bir kutsal inektir adlı kitapları uygun bir giriş olabilir.
(sirkencubin 17/08/2009 11:51)
30 Aralık 2012 Pazar
ma ente / mürteci
ar. "sen nesin"
(sirkencubin 19/04/2011 21:34)
"mâ ente" sualinin bir idiosentrik, bir de allosentrik cevabı var. konu varlığınızı zihninizde nasıl kurguladığınızla ilgili. serbest seçimlerle inşa edilen bir "ben" mi, nirengi noktası ve miyar; yoksa paylaşılan verili bir "biz" mi? bu idrak tarzlarının hangisinin daha doğru olduğunu kim söyleyebilir? kerameti kendinden menkul epistemik tavırların açmazında mahkumuz. kavgaya taraftar değilseniz önce muhatabınızın varlığını mânâlandırma tarzı hakkında farkındalık sahibi olmalısınız. hayatı güzelleştiren, içini ısıtan, gözünü aydınlatan ne? belki al bir dalgalanış, kurşun bir kavis, sondan eklemeli bir cinas... gözümün aydınlığı seni kör mü ediyor? boğazımı sıkıyorsun, neye lanet ediyorsun? lanet olsun lanetine.
(sirkencubin 19/04/2011 21:35)
29 Ekim 2011 Cumartesi
olmuş ve olmamış her şeyin resmi / ekşi
ilginç bir fikir olmakla birlikte, 1000x1000x100000 kombinasyonunun gerçekten bir şey ifade edip etmeyeceği, bir anlamı olup olmayacağı irdelenebilir. resmimizin noktaları ile kainatın "pixel"leri arasında bir mutabakat arayacak mıyız? (kainatın en küçük noktacıklarını tespit edebilir miyiz suali şu saat itibariyle beni epeyce aşıyor) pixelleri atom boyutuna indirgerseniz bin çarpı bin ile bir bakteri bile çizemezsiniz. ama anlam aramak daha başka bir şey, bir hücre zarındaki bir tek iyon kanalının resmi bile hayati anlam taşıyabilir. ama sonuçta tek tek resimerin çok fazla bir anlamı olmayacaktır. aynı ölçekteki resimleri yan yana döşediğimizi ve küçülen/büyüyen ölçekler için de aynı şekilde hazırladığımız tabakaları bunun altına üstüne dizdiğimizi farz edelim. nihai anlama ulaşmak için üç boyutlu olarak bütün resimleri algılamamız gerekir mi? bu sonuçta bütün kainatı bir bütün olarak bir anda kavrayabilmek demek oluyor, böyle bir külli kapasitemiz olmadığı ortada. sadece bir takım parçaları, sonlu bir bilgiyi tasarlayabiliriz ki o zaman da ne kadar az ne kadar fazla sorusunun bir anlamı kalmıyor. sonsuzluk karşısında hepsi de hiçe yakın. sonuçta tasavvur edebildiklerimizle sınırlandırılmış oluyoruz.
bunların yanında bu konu kader ve levh-i mahfuz çağrışımları da yaptırmıyor değil.
(sirkencubin, 11.03.2004 00:36 ~ 00:38)
pixel sayısı sonsuz olmadıkça olmuş ve olmamış/ olabilecek/ olacak her şeyin resmini çıkarmak mümkün olmayacaktır muhtemelen. en küçük pixelimizin evrenin en küçük parçacığına tekabül ettiğini farz edelim. evrenin belirli bir andaki tam bir tablosunu çıkarmak için tuvalimizin evrene eş büyüklükte olması gerekir. elbette bunun üç boyutlu bir tuval olması da şart. evren tarihini tam olarak yansıtabilmek için ise tuval boyutunu dörde çıkarmak gerekir. bu şekilde olmuş ve olacak her şeyin resmini elde edebiliriz. olmamış, olmayacak, ama olabilecek anları da eklemek için kaç boyutlu bir tuvale ihtiyacımız olduğunu ise söylemek biraz zor.
(sirkencubin, 11.03.2004 08:58)
böyle bir resim koleksiyonunu nerede sergileyeceğiz? elbette sonsuz odalı otelden başka bir galerimiz yok henüz:
(bkz: sonsuz odalı otel problemi)
(bkz: sonsuz odalı otelle alakalı sorular)
(sirkencubin, 11.03.2004 09:01)
tabii bu arada sayıyı da doğru okumak gerekiyor. 1000x1000 pixellik bir tuvalin her pixelini 100,000 ayrı renkten birine boyayabiliyorsak, toplam kombinasyon sayısı 1000x1000x100,000 olmuyor elbette. bir milyon tane yüz bini birbiriyle çarpmak gerekiyor. yine de çok küçük.
(sirkencubin, 11.03.2004 09:15)
yeterlilik konusu gerçekten spekülasyona açıktır. mesela sadece big bang anının resmini elde etmiş olsak, bundan bütün evren tarihinin çıkarsanabileceği ve yeterli olduğu söylenebilir. determinizme inancımız tam ise elbette. sonuçta olay kime göre neye göre noktasında tıkanıyor. yine mesela ebesinin örekesini görmek biri için yeterli bir anlam taşıyorsa, onun için normal bir fotoğraf makinası ile çekilmiş tek bir kare de yeterli olurdu.
bir de analog/ digital meselesi gibi bir mesele var, yani pixellerden oluşan bir resim evrenin gerçek görüntüsünü yansıtabilir mi? evrenin en küçük parçacığı tesbit edilebilir mi vs.
ama problemi belirli bir kontekst, bir amaç doğrultusunda okursak, o zaman bir yere varmak mümkün olabilir. mesela amacımız dünya savaş tarihini incelemek olsun. bir insanı net olarak görüntüleyebildiğimiz hassasiyetten ötesi bizim için gerekli olmaz. yine sonsuz kare yerine, savaşın planlamasından, sevk ve idaresinden gerçekleşmesine kadarki safhaları her savaş için görüntüleyebiliyorsak olay bitmiştir. ama savaşın nerede başladığını nasıl kararlaştıracağız? sebepler ve sonuçlar olayına da girersek iş uzar gider: toynbee tarihteki en küçük birim bütün tarihtir diyor...
(sirkencubin, 11.03.2004 16:07)
kaç pixele ihtiyacımız olduğunu bir tarafa bırakıp, gerçekten "mümkün" olan her şeyin resmini ele geçirebildiğimizi farz edelim. gelmiş ve gelecek bütün insanlığın aklı bir araya toplansa bile, bu sınırsız miktarda veriyi işleyip anlandırmamız da mümkün olabilecek midir? yoksa birbirine benzeyen milyarlarca burun resminden hangilerinin kleopatra'ya ait olduklarını tespit ettikten sonra, bu burun üzerinde görünüp kaybolan sivilcelerin sirius b yıldızı ile ilişkisinin felsefî sonuçlarını çözmeye çalışırken vaktimizi tüketecek miyiz? mümkün olan her şey nedir peki? olmuş, olmamış, olacak, olmayacak, ama olabilecek her şey mi? peki nelerin olabileceğini kim bilip bu resimlere işleyecek? evrenimizde fiziksel olarak mümkün olmasa da, tasavvur edebildiğimiz her şey dahil mi koleksiyona? peki ölçü, kimin tasavvur edebilmesi? mars yüzeyinde şarkı söyleyen bir ördekten bahsetmemiz kolay, peki proksauaztwa'yı da aşan meseleler hakkındaki resimler bize bir şey ifade edecek mi? diğer taraftan mars yüzeyinde şarkı söyleyen bir ördek veya proksauaztwa resimleri hakkında konuşabilmek için, bu resimlerin böyle bir koleksiyondan geliyor olmaları şart mı? yoksa, bir anlamı olabilecek olmayası şeylerin resimleri zaten elimizde mi? (ya da olacak mı? mesela dali ve picasso'nun bunların bir kısmını ürettikleri düşünülebilir.)
bu arada proksauaztwa'nın ne olduğunu biliyorum ben, 25 metre yüksekliğinde metal bir şey o. evrenin başka bir yerlerinden geliyor. altı ince, tepesi kalın, topaçla iğ arası bir şekli ve bir sürü girinti çıkıntısı olan, donuk ışıltılı, kahverengi bir nesne. kelimenin anlamı da kanatlı demir yılan.
(sirkencubin, 12.03.2004 09:56)
meselenin bir de şu tarafı var tabi, kainatın resmini yapmak/ fotoğrafını çekmek ile kainatı yeniden oluşturmak, mânâsını veya hakikatini yeniden kurgulamak aynı şey midir? ağrının (dağ olanı değil) resmini çizebilir miyiz?
bunun yanında bütün kainatı bir noktadan başlayarak kurgulamak ilginç görünüyor, daha sonra düşünmek üzere yanına bir mim koymak yerinde olur.
bir de sanat seçmektir zaten, kanaatimce. hiç bir sanatkâr eserini meydana getirirken bir şeyleri baştan yaratmıyor, elinde mevcut elemanları, mümkün kombinasyonlar arasından bir seçim yaparak bir araya getiriyor.
(sirkencubin, 15.03.2004 09:43)
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)